9. sınıf biyoloji dersi vidyosu izle Hücre konusu 2 görsel ve vi
15/12/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
Biyoloji | Hücre 2 from ÖSS on Vimeo.
Biyoloji Dersi Videolu Konu Anlatımı Hücre Konusu Detaylı Video
15/12/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
Biyoloji Videolu Anlatım Fotosentez Konusu Kapsamlı Görsel Anlat
15/12/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
Biyoloji | Fotosentez from ÖSS on Vimeo.
Biyoloji Terimleri Sözlüğü 2 i-Z arası
14/12/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
İ
İmplantasyon: Döllenmiş yumurtanın rahim'in (uterus) Yumuşak dokusuna gömülmesi, döl tutma
İnorganik madde: Canlılardan elde edilmeyen ve canlıların yaşadığı çevrede bulunan maddeler(karbondioksit, su, tuz vs.)
İnsülin: Pankreasın ürettiği kan şekerini azaltan hormon
İnterfaz : Canlı hücrenin normal yaşam evresidir. Bu evrede hücre büyüyüp olgunlaşır. Bu evrenin sonuna doğru DNA ve sentrozomlar kendini eşler.
İnterferon: Hücrelerin virüslere karşı ürettiği özel savunma maddesi.
İrkilme : Canlıların dış ortamdan gelen uyarılara tepki göstermelerine irkilme denir.
İris: Gözün saydam tabakasının altındaki damar tabakadan oluşan renkli kısmı.
İskelet : Vücudumuzun çatısını oluşturan kemik yapıya iskelet denir.
İskelet : İnsana şekil veren, organlara desteklik sağlayan ve koruyan yapıya iskelet denir. İskelet sisteminin yapı birimi kemiklerdir. İnsan vücudu 210 kemikten oluşmuştur.
İzolasyon: Ayrılma, yalıtım. Biyolojide herhangi bir sebeple populasyondaki fertlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin kesilmesi.
K
Kadavra: Tıp öğreniminde üzerinde çalışmak için hazırlanmış ölü insan ya da hayvan vücudu.
Kan : Besin ve oksijeni hücrelere taşıyan, hücrelerde yanma olayı sonunda oluşan karbondioksit ve zehir artıklarını boşaltım organlarına ileten, damarlar içinde dolaşan sıvıya kan denir.
Kan dolaşımı : Kanın kalpten çıkıp damarlar yardımıyla vücuda dağılmasına ve tekrar kalbe dönmesine kan dolaşımı denir.
Kapalı Dolaşım: Kanın kalp ve damarlardan oluşan kapalı bir sistem içerisinde dolaşmasıdır.
Karakter : Canlıların sahip olduğu her bir özelliğe denir. Kalıtsal karakterler anne ve babadan gelen gen çiftince oluşturulur. Göz rengi, saç rengi, saç şekli, ten rengi, kan grupları …
Kas : Vücudumuza biçim kazandıran, iskeletimizi ve iç organlarımızı hareket ettiren yapılara kas denir.
Kas tonusu: İskelet kaslarının, dinlenme durumundaki kasılı hali.
Katalizör: Kimyasal tepkimeye katılmadan tepkimenin hızını artıran madde
Kataraklık : Merceğin saydamlığını yitirmesiyle oluşan göz rahatsızlığı. Ameliyatla düzeltilir.
Kazein: Sütte bulunan bir çeşit protein.
Keratin: Omurgalı hayvanların derisinin, tırnak saç, boynuz gibi yapılarında bulunan, suda çözünmeyen sert protein.
Kilobase: 1000 nükleotidlik DNA parçalarını esas alan ölçü birimi.
Kitin : Böceklerin vücudunu örten sert örtü.
Klon: Genetik olarak birbirinin aynı olan canlılar.
Klorofil: Fotosentaz olayında güneş enerjisini kimyasal enerjiye çeviren yeşil pigment maddesi.
Kloroplast: Yeşil rekli klorofil pigmentini taşıyan plastid.
Kodon: Özel bir amino asiti şifreleyen üç nukleotitten olşan mRNA üzerindeki birim.
Koful : Hücrelerde bulunan içi sıvı dolu keselerdir. Bulunduğu hücrenin tipine göre çok farklı görevler yaparlar. (Depolama, sindirim, boşaltım…)
Kohezyon: Aynı cins moleküller arasındaki çekim kuvveti.
Kohlea: İç kulakta salyongozda bulunan yapı.
Kolesistokinin: İnce bağırsaktan salgılanan ve karaciğeri uyaran hormon.
Koloni: Aralarında işbölümü yapan tek hücreli organizmaların bir araya gelerek topluluk oluşturmaları.
Kolloid: Parçacık büyüklüğü 1-100 mm olan madde
Kondrin: Kıkırdak yapı hücrelerinin salgıladıkları ara madde.
Kondrosit: Kıkırdak doku hücreleri.
Konjugasyon: İki hücrenin geçici olarak gen alış-verişi yapmak için birleşmeleri.
Konsantrasyon: birim hacimde bulunan madde miktarı.
Kornea: Gözün ön tarafında sert tabakanın saydam kısmı.
Kozmik: Yıldızlar arası, uzaylarla ilgili olan
Kozmik madde: Evreni meydana getiren madde.
Kök: Bitkinin toprak altında kalan kısmıdır. Bitkiyi toprağa bağlar. Gövdenin boşlukta gelişmesine yardımcı olur. Topraktan su ve suda çözünmüş madensel tuzların alınmasını sağlar. Bazı bitkilerde de yedek besin depo eder.
Kromotin iplik: Dinlenme halindeki ökaryot hücrenin çekirdeğinde bulunan kromozomların karmaşık hali.
Kromozom: Prokaryot ve ökaryot hücrelerde üzerlerinde genleri taşıyan DNA ve nükleoproteinden oluşmuş yapı. Hücrenin kendi kendini eksiksiz olarak kopylalamasına yarayan tüm bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan DNAlar.
Kroner damarlar: Kalbi besleyen ince atardamarlar.
Krossing over: Mayoz bölünmede, tetratların kromotidleri arasında karşılıklı gen alış-verişi, parça değişimi.
Küçük kan dolaşımı : Kalbin sağ karıncığındaki kirli kanın akciğer atardamarı ile akciğerlere gidip temizlendikten sonra akciğer toplardamarı ile yüreğin sol kulakçığına dönmesi küçük kan dolaşımıdır.
L
Leğen (kalça) Kemikleri : Kalça kemikleri karın boşluğundaki iç organları bir leğen gibi tuttuğundan, bunlara leğen kemikleri de denir.
Lenf: Akyuvar içeren, kan plazmasına benzeyen renksiz sıvı.
Lizozom : Hücrenin midesi şeklinde görev yapar. İçerisinde 50 çeşit sindirici sıvı (enzim) bulundurur. Hücrede büyük yapılı besinlerin (protein, yağ, şeker) sindirilmesini sağlar. Yaşlanmış organelleri parçalar. Lizozomun zar yapısı bozulursa, hücre kendi kendini sindirir. Buna otoliz denir.
Lokus: Kromozomların üzerlerinde genlerin bulunduğu özel yerler.
Lop: Beyin, karaciğer gibi organların parçaları bölümleri.
Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi.
Lösemi (Kan kanseri) : Kandaki akyuvar sayısının sürekli ve anormal şekilde artmasıyla oluşur.
Lütein: Folikül hücrelerinde meydana gelen, yumurta sarısına renk veren pigment.
M
Matriks: İçinde biyolojik olayların oluştuğu cansız, sıvı ortam.
Melez: Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl.
Mesane: Boşaltım sisteminin idrar toplanan torbası.
Metabolizma: Canlı organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen olayların hepsi. Metabolizma ile enerji üretimi ve madde yapımı gerçekleştirilir. ATP üretimi ve protein sentezi iki önemli metabolik reaksiyondur.
Metagenez: Döl değişimi.
Mezenşim: Embriyonun gastrula safhasında aktoderm ve endoderm arasında meydana gelen hücre yığını.
Mezoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen orta tabaka.
Mezozom: Bakterinin üremesi sırasında bakteri zarından kıvrımlar yaparak meydana gelen mitokondri benzeri yapı.
Mikron (m ): Milimetrenin binde biri (1m =1/1000 mm)
Mitoz: Bir hücreden aynı özellikte iki yeni hücre oluşturan hücre bölünmesi.
Mitokondri : Bakteriler hariç bütün hücrelerde bulunur. İki katlı zarla çevrilidir. Oksijenli solunum ile besinleri yakarak enerji (ATP) üretir.
Miyelin: Bazı nöronların aksonlarının dışını saran, uyartı iletimini hızlandıran yağlı madde(kılıf)
Miyokard: Kalp kası
Miyopluk : Göz yuvarlağının görme ekseni boyunca uzaması sonucu oluşur. Görüntü ağ tabakanın önünde oluşur. Bu durumda yakındaki cisimler net görünür ama uzaktakiler net görünmezler. Bu şekildeki göz uzağı net göremez. Kalın kenarlı mercek ile düzeltilir.
Miyozin: Kas hücrelerinde kasılmayı sağlayan protein yapıdaki kalın iplikler.
Modifikasyon: Çevre etkileriyle canlıların fenotiplerinde meydana gelen değişiklikler. Çevresel faktörlerin (sıcak,ışık, nem, beslenme…) etkisiyle, genlerin yapısının değil de çalışma şekil ve derecelerinin değişmesine denir. Kalıtsal olmayıp nesilden nesile aktarılmaz.
Monohibrit: Tek karakter bakımından melez.
Monomer: Büyük moleküllerin hidrolizi sonucu oluşan en küçük yapı birimi.
Monoploid: (Haploid) tek (n) sayıda kromozoma sahip hücre.
Mukoza: Sindirim borusu, soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka.
Mukus: Mukozada yer alanmukus hücreleri tarafından salgılanan kaygan, sümüksü koruyucu sıvı.
Mutaston: Canlılarda çevre şartlarıyla meydana gelen ve kalıtsal olan DNA dizisinde ortaya çıkan ve kalıtımla aktarılabilen değişiklik.
N
Nabız : Kalbin kasılmasıyla atardamarlara pompalanan kanın damar duvarına vuruşudur. Normal insanda nabız dakikada 60-100 defa atar.
Nefridyum: Omurgasız hayvanlarda bulunan boşaltım organı.
Nefrit: Böbreklerdeki nefronların iltihaplanması sonucu oluşan hastalık.
Nefron: Omurgalı böbreğinin, idrar oluşturan yapısı ve işlev birimi.
Nişasta : Çok sayıda glikozun özel bağlarla birleşmesinden oluşmuştur. Şekerin bitkilerdeki depo şeklidir. Nişasta, ayıracı olan iyot çözeltisi ile mavi renge boyanır.
Nitrit asit: (HNO3) Niterat asidi. Yüksek derecede aşındırıcı, renksiz ve dumanlı sıvı. Zehirleyicidir ve şiddetli yanıklara yol açar.
Nöroglia: Sinir dokuda nöronlara desteklik yapan yardımcı hücreler, ara nöronlar.
Nöron: Sinir hücresi.
Nötr atom: Elektron ve proton sayısı birbirine eşit olan atom
Nükleoprotein: proteinlerin nukleik asitlerle kurduğu moleküler birlik.
Nükleotid: Nukleik asitlerin ( DNA, RNA) yapı birimleri.
Nukleus (Çekirdek) : Hücredeki genetik malzemeyi barındıran kısım.
O
Oksidasyon: (Yükseltgenme) Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.
Oksijenli solunum : Besinlerin oksijen ile parçalanarak (yakılarak) hücrede enerji (ATP) elde edilmesine oksijenli solunum denir.
Oksijensiz solunum (Fermantasyon – Mayalanma) : Besinlerin oksijen kullanılmadan parçalanarak enerji elde edilmesine oksijensiz solunum denir.
Onikiparmak bağırsağı : İnce bağırsağın mideden sonra gelen ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir.
Oogenez: yumurtanın meydana gelmesi olayı.
Oosfer: Yumurta hücresi, dişi gamet.
Organ : Belirli bir görevi yapmak için bir araya gelen dokular organları oluşturur. Örnek : Kalp, böbrek.
Organel: Hücre içinde belirli bir görevi yapmak üzere özelleşmiş ve zarla çevrili yapılar. Çekirdek, mitokondri, kloroplastlar gibi.
Organizma : Sistemler bir araya gelerek organizmayı oluşturur. Örnek : Kemik hücreleri birleşerek kemik dokusunu, kemik dokuları kemiği, kemikler birleşerek iskelet sistemini, iskelet sistemi diğer sistemlerle birleşerek organizmayı oluşturur.
Organogenez: Embriyo tabakalarından organların meydana gelmesi.
Osein: Kemik dokunun ara maddesi.
Osteosit: Kemik dokuyu oluşturan kemik hücreleri.
Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.
Otolit: Kulak taşı.
Ototrof: Kendi besinini kendi yapabilen canlılar.
Ovaryum: yumurtalık, yumurtaların meydana geldiği yer.
Onkogen: Bazı türleri kanserle de ilşkili olan bir gen. Onkogenlerin çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak hücrelerin büyüme hızını etkiler.
Otoradyografi: Özel maddelerle boyanmış moleküllerin ya da molekül parçalarının röntgen ışınlarıyla incelenmesi.
Ö
Ökaryot hücre: Zarla çevrili organelleri ve gerçek çekirdeği olan hücre.
Özümleme: Canlı organizmanın, dışarıdan aldığı besin maddelerini parçalayıp yeniden kendine özgü maddelere dönüştürmesi.
Özüt: Bir doku örneğinin parçalanmış hali.
P
Parasempatik: Organların çalışmasına yavaşlatıcı etki yapan otonom sinir sisteminin bölümü.
Partenogenez: Yumurtanın döllenme olmaksızın gelişerek yeni canlı meydana getirmesi.
Patojen: Hastalık yapıcı özelliği olan mikroorganizma veya madde.
Patoloji: Hastalık bilimi, hastalığın nedenlerini araştıran uzmanlık dalı.
Pepsin: Mide öz suyunda bulunan ve proteinleri sindiren enzim.
Pepton: Proteinlerin mide öz suyunda sindirime uğramış son hali.
Periost: Kemik zarı. Kemiklerin dışında bulunan, kemik dokunun beslenmesini onarılmasını sağlayan zar.
Peristaltik: Sindirim sistemi gibi bazı organların çeperlerinde görülen ritmik ve kuvvetli kasılıp gevşeme hareketleri. Bu ritmik kasılma dalgaları organ içindeki maddeyi hareket ettirmeye yardımcı olur.
Periton: Karındaki organları saran iki katlı karın zarı.
pH: Bir sıvının asit veya bazlık derecesini gösteren değer.
Pigment: Hücrelere özgü renk veren madde.
Pinositoz: Hücre zarından doğrudan geçemeyecek kadar büyük moleküllü sıvı maddelerin hücreye alınması.
Plasenta: Çoğu memelide embriyonun besin ve gaz alış-verişini sağlayan yapı. Embriyoyu korumakla görevli olan ve onu dıştan saran bir zar vardır. Bu zardan ana rahminin içine doğru parmaksı uzatılar oluşur. Bu uzantılarda çok sayıda kılcal damarlar bulunur. Bu uzantılar ile bu bölgedeki uterus duvarının dokularının oluşturduğu yapıya plasenta denir.
Plazmid: Bakteri stoplazmalarında bulunan ve kromozom gibi davranan DNA'lar.
Pleura: Akciğerleri saran iki katlı zar. Akciğer dış zarı.
Polipeptid: Protein molekülünün yapısında bulunan amino asit zincirlerinin bir parçası.
Populasyon: Belirli bir bölgede yaşayan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu topluluk.
Por: Gözenek, küçük delik.
Presbitlik : Göz merceği esnekliğini kaybettiği için yakına uyum yapamaz. İnce kenarlı mercekle düzeltilebilir.
Prokaryot hücre: Zarla çevrilmiş özel organelleri ve gerçek çekirdeği olmayan hücreler. Bakteriler ve mavi-yeşil algleri içine alan monera alemindeki canlılar.
Protein: Yapısında karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementleri bulunduran temel moleküllerdir. Amino asitlerin peptid bağlarıyla birleşmesinden oluşur. Belli bir sırada dizilmiş bir veya birkaç amino-asit zincirinden oluşan büyük moleküller. Bu dizilişi genetik kodlamadaki nükleotidler belirler. Proteinler vücudumuzdaki hücrelerin, dokuların ve organların oluşması, işlevlerini görebilmesi ve bunu uyum içinde yapmaları için gereklidir. Her proteinin kendine özgü bir işlevi vardır. Sözgelimi hormonlar ve enzimler adlarını duyduğumuz protein türlerinden ikisidir.
Protoplazma: Hücrenin çekirdeği ile sitoplazmasına verilen ad.
R
Refleks yayı: Duyu, ara ve motor nörondan oluşan en basit mekanizma.
Rejenerasyon: Canlılarda görülen, yaraların ve yıpranmış organların yenilenmesi olayı. Bazı omurgasız hayvanlarda, vücutlarından kopan parçalardan yeni canlının oluşmasıdır. Planarya (Yassı solucan), deniz yıldızı ve toprak solucanında görülür.
Rekombinant DNA: Farklı biyolojik kaynaklardan elde edilen DNA moleküllerinin birleşmesinden oluşan yapı. Hücre sıvısında ve çekirdeğinde bulunan kimyasal bir maddedir. Protein sentezlemesi başta olmak üzere hücre içi kimyasal faaliyetlerde çok önemli bir rolü vardır. Yapısı DNA'ya benzer. Ama herbiri farklı işlevlere sahip birkaç cinsi vardır.
Rekombinasyon: Mevcut genlerin yeni genotipleri oluşturacak şekilde bir araya gelmesi.
Rektum: Kalın bağırsağın anüsle sonlanan düz kısmı.
Renk körlüğü (Daltonizm) : Kalıtsal bir hastalıktır. Kırmızı, yeşil renkleri ayırt edemezler. Çünkü bu renkleri algılayan duyu cisimleri ve sinirler bulunmaz.
Replikasyon: DNA'nın kendini eşlemesi.
Reseptör: Çeşitli uyarıları alabilen ve duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları. Almaç
Resesif gen: Etkisini fenotipte gösteremeyen ve çekinik olan gen. Bulunduğu canlıda taşıdığı karakteri dominant gen bulunmadığı zaman oluşturabilen gen çeşididir.
Restriksiyon enzimi: DNA'yı parçalamaya, kesmeye yarayan enzimler.tyutn
Retina: Gözün ağ tabakası.
Ribozom: Hücrede protein sentezinin yapıldığı yerlerdir. Özel ribozomal RNA'larla proteinler içerir.
Ribozomal RNA: Hücre ribozomlarında bulunan bir çeşit RNA.
S
Sarkolemma: Kas telini saran zar.
Sedimentasyon: Çökelme.
Segmentasyon: Bir vücut yada yapının benzer parçalara bölünmesi, zigotun geçirdiği bölünme evreleri.
Sekretin: On iki parmak bağırsağının salgıladığı hormon.
Seleksiyon: Seçilim, ayıklama. Yeryüzünde, uygun çevre şartlarında canlı bireylerin sayısı hızla (geometrik) artar. Artış böyle devam etseydi yeryüzü kısa zamanda yaşanmaz olurdu. Bu durumu engellemek için yani canlı sayısını sabitlemek için doğada işleyen mekanizmaya doğal seleksiyon denir. Doğal seleksiyon sonucu, ortama uyamayan canlı bireyler yok olurlar ve canlı sayısı dengelenir.
Selüloz : Yalnızca bitkilerde bulunur. Bitki hücresinin çeperini oluşturur. (Yapı maddesi) Hayvanlar tarafından sindirilemez. (Bazı kuş ve geviş getirenler hariç)
Sentromer: Kromozomlarda kardeş kromotidleri bir arada tutan kısım.
Sentrozom : Sadece insan ve hayvan hücrelerinde bulunur. Birbirine dik 2 sentriyolden oluşur. Hücre bölünmesinde görevlidir. Hücrenin normalden daha hızlı bölünmesini sağlamaktadır.
Serum: Kanın, pıhtılaşmasından sonra hücrelerinden ayrılmış, açık sarı renkli sıvı kısmı.
Sinaps: İki nöronun veya nöronla başka bir hücrenin bağlandığı yer.
Sindirim bezleri : Sindirim borusu içerisine, besinleri sindirici sıvı akıtan bezlere sindirim bezleri denir.
Sistem : Organlar bir araya gelerek sistemleri oluşturur. Örnek : Sindirim sistemi, Solunum sistemi.
Sitoloji: Hücreyi inceleyen bilim dalı.
Sitoplazma : Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran, akışkan, yumurta akı kıvamında (kolloidal) bir sıvıdır.
Solunum : Hücrelerde şekerin oksijenle yakılarak enerji üretilmesine solunum denir.
Sperm: Erkek üreme hücresi.
Spor : Kötü şartlara dayanıklı, neslin devamlılığını sağlayıcı özel üreme hücrelerine spor denir.
Sporlanarak üreme : Bakteri, mantarlar, sıtma mikrobu ve çiçeksiz bitkiler özel üreme hücresi olan sporla çoğalırlar.
Süksesyon: Bir bölgede yaşayan çeşitli türlerin belirli bir zaman içinde birbirlerini izleyerek ortaya çıkmaları; ekolojik süksesyon.
Süspansiyon: Asıltı. Bir akışkan içinde yüzen sıvı parçacıkların oluşturduğu sistem.
Ş
Şaşılık : Göz yuvarlağını hareket ettiren (sağa, sola, yukarı, aşağı) kasların uzun veya kısa oluşu ile ilgilidir. Ameliyatla giderilebilir.
T
Tansiyon : Kalbin kasılmasıyla atardamarlara dolan kanın damarların iç yüzüne yaptığı basınca tansiyon denir.
Tetrat: Mayoz bölünme sırasında homolog kromozomların birbirlerine sarılarak oluşturdukları dört kromotitli yapı.
Tomurcuklanarak üreme : Ata canlıda oluşan çıkıntıdan yeni yavru oluşmasıdır. Oluşan canlı, ata canlıdan ayrılabilir veya bağlı kalarak koloni de oluşturabilir. Bira mayası, hidra, sünger, polip, çan hayvanı, ve mercanlarda görülür.
Transgenik canlı: Rekombinant DNA teknolojisiyle yabancı bir genin yerleştirildiği canlı.
Transkripsiyon: (yazılma) DNA ipliklerinin birinden genetik bilgilerin yeni sentezlenen mRNA'ya aktarımı.
Translasyon: (okuma) mRNA'nın sentezlendikten sonra stoplazmadaki ribozoma bağlanıp amino asitleri tRNA'lar yardımıyla sıraya koyması.
Tümör: İnce bağırsağın iç yüzeyindeki, sindirilmiş besinleri emip kana karıştıran parmaksı uzantılar.
Tümür : İnce bağırsağın iç yüzeyi kadife gibi tüylüdür. Bu tüylere tümür (villüs) denir. Bu tümürler besinlerin kana geçmesini sağlar.
Telomere: Kromozomun bitiş kısmı. Bu özel yapı, doşğrusal DNA moleküllerinin kendi kendini üretmesi ve dengeli yapısını koruması işlerine yarar Transkripsiyon: Bir DNA parçasından kopyalanan RNA sentezi.
Ü
Üreme : Canlıların belli bir olgunluğa eriştikten sonra kendine benzeyen yeni canlılar meydana getirmesine ço
Biyoloji Terimleri Sözlüğü Biyoloji Terimleri hakkında bilgi biy
14/12/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
A
Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş.
Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe dönmesine denir.
Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri.
Adenin: Adenintimin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni.
Adenozin trifosfat (ATP):Canlıların doğrudan kullandığı hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji.
Adrenalin:Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon.
Aerobik solunum: Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şeklidir.
Aglütinasyon: Kan hücrelerinin kümeleşerek pıhtılaşması.
Akson: Sinir hücrelerinin uzun uzantısı.sinaptik bağlantıların sağlantığı uzantılardır
Aktif taşıma: Yarı geçirgen bir zarda maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama enerji harcayarak geçmesi olayıdır.
Aktin: Kaslarda kasılmayı sağlayan protein yapıdaki ince iplikler.
Alel: Bir karakter üzerinde aynı yada farklı yönde etkili olan iki veya daha fazla genden herbiri.
Alg: Sulu ortamda yaşayan tek hücreli organizmalardır.Foto sentez yada fagosite yaparak beslenir
Allantoyis kesesi: Yumurta içindeki metabolik artıkların depolandığı embriyonik kese.
Alveol: Akciğerlerde genişlemiş küçük kesecik.
Amino asit: Proteinlerin yapı taşıdır. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) taşıyan bileşiklerdir. Çok sayıda amino asit peptid bağları ile bağlanarak proteinleri oluşturur.
Amino-asit: Hücrelerimizi oluşturan proteinlerin yapıtaşı olan "canlı" moleküller. 20 ayrı türü vardır. Vücudumuzdaki proteinlerin hangi amino-asitlerden oluşacağını genlerimiz belirler.
Amonyak (NH3): Protein metabolizması sonucu oluşan azot ve hidrojen bileşimi olan keskin kokulu bileşik.
Anaerobik solunum: Hücrede moleküler oksijenin kullanılmadığı bir solunum şeklidir.
Anemi : İyi beslenemeyen, bol güneş, temiz hava alamayanlarda görülen kansızlık hastalığı.
Anizogami: Farklı şekil, büyüklük ve yapıdaki gametlerin birleşimiyle yapılan eşeyli üreme şekli.
Antiasit: Asit giderici
Antidiüretik hormon: Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlayan ve hipofizin arka lobundan salgılanan hormon.
Antijen: Canlı vücuduna dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan yabancı madde.
Antikodon: RNA'daki üçlü baz dizilişi.
Antikor: Vucuda giren yabancı maddeleri(antijen) yok etmek için vücudun ürettiği savunma maddesi.
Apandis: İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği yerde parmak şeklinde bir çıkıntı.
Apandisit: Apandisin iltihaplanması.
Apoenzim: Enzimin koenzim olmadan etkinlik gösteremeyen protein kısmıdır.
Astigmatizm : Işık ışınlarının kırılarak göze girmesini ve ilerlemesini sağlayan kornea ve merceğin pürüzlenmesiyle oluşur. Görüntü ağ tabakanın önüne ve arkasına düşer. Cisimler net görülmezler. Bu şekildeki göz, cisimleri bulanık görür. Silindirik merceklerle düzeltilir.
Atık : Çevreye atılan ve doğal dengeyi bozan zararlı maddelere atık denir.
Atmosfer basıncı: Atmosferin yer yüzünde bulunan her cisim üzerine yaptığı basınç. Deniz seviyesinde, 760 mm'lik civa sütununun 1 cm2 alana yaptığı basınç "1 atmosfer" basıncıdır.
B
BAC (bakteriyel yapay kromozom): DNA parçacıklarını kopyalamakta kullanılan ve bir cins bakteride bulunan bir madde.
Bağışıklık: Bir organizmada, mikroorganizmalara ve bunların oluşturduğu maddelere karşı oluşturulan normal olmayan şartlara karşı koymayı sağlayan, doğal yada sonradan kazanılmış direnç.
Bakteri: Monera aleminde yer alan zarla çevrili gerçek ve belirgin çekirdeği ve organelleri bulunmayan prokaryotik yapıdaki en ilkel tek hücreli canlı.
Bal özü:Çiçekler tarafından salgılanan tatlı ve genellikle kokulu bir sıvı.
Başkalaşım: Bazı böcek ve kurbağa gibi canlıların, yumurtadan çıktıktan sonraki gelişme evrelerinde yapısal değişikliğe uğrayarak atalarına benzer hale gelmeleri.
Bazal metabolizma: Hayatın devamı için şart olan asgari metabolizma faaliyeti.
Bazal metabolizma hızı: Besin alınması ve hareketsiz durumda vücudu canlı tutmak için gerekli enerji tüketimi.
Beslenme : Besin maddelerinin hücre ve vücutta kullanılmasına beslenme denir.
Besin : Vücudumuzu büyüten, onaran, enerji veren yiyecek ve içeceklere besin denir.
Beyin: Omurgalılarda kafatası içindeki merkezi sinir sisteminin bir bölümü.
Bistüri: Laboratuarda kullanılan keskin bıçak.
Biyogenez: Canlıların kendilerine benzeyen canlılardan oluştuğunu açıklayan görüş.
Biyokütle: Belirli bir alan ve hacimde bulunan canlı ağırlığa biyokütle denir.
Biyosfer: Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. Biyosferin deniz seviyesinden 8-10 km'si atmofere, 8-10 km'si okyanusların dibine doğru uzanır.
Biyoteknoloji: Özellikle DNA ve hücreyle ilgili konularda kullanılan biyolojik tekniklere verilen ad.
Blastula: Döllenmiş yumurtanın bölünmeler sonucu, ortası sıvıyla dolu olan bir hücre tabakasından oluşan yapı.
Bowman kapsülü: Nefronun ucunda, glomerulusu saran yarım küre şeklindeki bölüm.
Bölünerek üreme : Bir hücreli canlılarda görülür. Mitoz bölünme ile gerçekleşir. Bakteri, paramesyum, amip ve öglena (kamçılı hayvan) gibi tek hücreli canlılarda görülür.
Bronş: Soluk borusundan ayrılan akciğerlere giden iki boru.
Bronşit: Bronşlarda bakterilerin yerleşip üreyerek iltihaplanması.
Büyük kan dolaşımı : Kalbin sağ karıncığındaki temiz kanın aort ile vücuda dağılıp kirlendikten sonra üst ve alt ana toplardamarlar yoluyla, kalbin sağ kulakçığına dönmesi büyük kan dolaşımıdır.
C
Canlılık özellikleri : Beslenme, enerji üretme, protein sentezleme, kalıtsal madde taşıma, hareket etme, çoğalma… gibi özelliklere canlılık özellikleri denir.
CDNA: Tamamlayıcı DNA. Haberci RNA şablonundan sentezlenerek elde edilen DNA şeklinde de tanımlanabilir.
Cenin: Gelişmenin erken dönemindeki embriyoya verilen ad.
Covper bezi: Seminal sıvının oluşturduğu bezlerden biri.
Crossing-over: Eşey ana hücrelerinde gerçekleşen mayoz bölünmenin profaz I safhasında oluşan tetratların kromatitleri arasındaki parça değişimi.
Ç
Çaprazlama : Eşeyli üreyen canlılarda, erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleştirilmesiyle yavru bireyler elde edilmesi olayına çaprazlama denir. Çaprazlama yapılmasının sebebi, karakterleri oluşturan allel genlerin yarısının dişiden (yumurta) ve yarısının da erkekten (sperm) alınmasıdır.
Çenek: Tohum yaprağı. Tohumun yapısındaki bitki taslağında bulunan yapraklardan herbiri.
Çelikle üreme : Bazı bitkilerden kopan parçaların köklenerek yeni bir bitki oluşturmasıdır.
Çift çenekli bitki (Dikotiledon): Embriyolarında iki çenek yaprak (kotiledon) bulunan bitkiler. İletim demetleri gövdede belirli bir düzende yerleşmiştir.
D
Damar : Kanın vücutta dolaşmasını sağlayan borulara damar denir. Damarlar toplardamarlar, atardamarlar, kılcal damarlar olmak üzere üçe ayrılır.
Dendrit: Sinir hücresinin kısa olan uzantısı.
Deoksiribonukleik asit (DNA): Canlılardaki yönetici molekül. Genetik bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan ikili sarmal molekül
Deoksiribonukleotid: DNA'nın yapıtaşı olan molekül.
Deoksiriboz: C5H10O4 bileşiminde olan ve DNA'nın yapı birimlerinden biri olan şeker. Genel adı pentoz olan monosakkarit.
Deplazmoliz: Plazmolize uğramış hücrenin tekrar su alarak eski haline dönmesi.
Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.
Difüzyon: Moleküllerin hareket enerjileriyle çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket etmesi.
Dihibrit: İki karakter bakımından melez olan bireylere verilen ad.
Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.
Diploid: 2n kromozom takımı taşıyan hücre.
Disakkarit: İki mol monosakkaritin dehidrasyonu sonucu oluşan çift şeker. Maltoz, sakkaroz, laktoz gibi.
Diyabet: Şeker hastalığı.
Doğalgaz: Yer kabuğunun içinde metan, etan gibi çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı gaz.
Dolaşım sistemi : Kalp, damarlar ve kanın taşıma görevi yapmak üzere oluşturdukları sisteme dolaşım sistemi denir.
Doku: Belirli bir işi yapmak üzere özelleşmiş hücreler topluluğu. Örnek : Kemik doku, kas doku.
Dominant: Baskın gen. Bulunduğu canlıda, taşıdığı özelliği oluşturabilen gene denir.
Döllenme: Erkek üreme hücresi (sperm) ile dişi üreme hücresi (yumurta) nın birleşip – kaynaşmasına döllenme denir.
Döllenme borusu: Spermlerin yumurtayla birleştiği ve zigotu oluşturduğu tüp.
Döl yatağı: Uterus. Dişi üreme sisteminde, fetusu doğuma kadar beslemek ve barındırmakla görevli kas yapısında bir organdır.
Domain: Bir protein içerisinde bulunan ve kendine ait bir fonksiyona sahip bölüm. Tek bir protein içindeki domain bölümleri, hep birlikte proteinin total fonksiyonunu belirler.
E
Efektör: Bir organizmanın uyarıya karşı reaksiyon gösteren vücut kısmı, örneğin kas.
Ekdoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen dış tabaka.
Eklem: İskelet sistemini oluşturan, iki yada daha fazla kemiğin birbirine eklendiği kısım.
Ekoloji: Canlıların birbirlriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı.
Ekosistem: Bir çevredeki canlı ve cansızların tümü.
Embriyo: Yumurtanın döllenmesinden sonra, oluşan canlı taslağı.
Emülgatör: Besinlere katılan ve onların kararlı emülsüyon haline gelmesini sağlayan katkı maddesi.
Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen iç tabaka.
Endokard: Kalbin içini örten bir sıra yassı epitel dokudan oluşan zar.
Endokrin bez: İç salgı (hormon) bezi.
Endoplazmik Retikulum (E.R.) : Hücre zarından çekirdeğe kadar uzanan kanal sistemidir. Hücre içinde madde iletimini ve depolanmasını sağlar.
Endosperm: 3n kromozomlu besi doku.
Enzim: Hücre içinde üretilen ve bütün hayat olaylarını başlatan, hızlandıran, protein yapısındaki Katalizör proteinlere verilen ad. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşme sürecini hızlandırır, ancak sürecin oluş biçimini etkilemezler.
Epididimis: Erkek üreme sisteminde, testislerin üzerinde bulunan spermlerin olgunlaştığı ve kısa bir süre depolandığı yer.
Epitel: Vücut dış yüzeyini, organların iç yüzeyini örten hayvansal doku.
Erepsin: Proteinlere etki eden ince bağırsak özsularında bulunan enzim.
Ergotin: Çavdar mahmuzu özütü. İlaç yapımında kullanılır.
Eşey: Cinsiyet.
Eşeyli üreme: Farklı iki eşey hücresinin birleşmesiyle bir canlı oluşması.
Eşeysiz üreme: Bir canlının özelleşmiş üreme hücrelerini meydana getirmeden tıpatıp atasına benzer canlıların oluşmasını sağlayan üreme şeklidir. Cinsiyet faktörü kullanılmadan yapılan üreme şeklidir.
Etoloji: Canlıların davranışlarını inceleyen bilim dalı.
E.coli: Küçük boyutlu gen yapısı dolayısıyla genetik hastalık göstermeyen ve laboratuarda kolaylıkla üretilen bir cins bakteri. Bu sebeplerden dolayı genetik çalışmalarda yaygın biçimde kullanılır.
Elektroforesis: DNA parçacılkları ya da proteinler gibi iri molekülleri, benzeri moleküllerle birarada bulunduğu karışımlarından ayrıştırmakta kullanılan bir yöntem.
F
Fagositoz: Hücre zarından geçemeyen büyük katı moleküllerin yalancı ayaklarla hücre içine alınmasıdır.
Farinks: Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk, yutak.
Fauna: Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü.
Fenotip : Anne ve babadan üreme olayı ile yavruya aktarılan genlerce oluşturulan karakterlerin dış görünüşüne denir. Canlı fenotiplerin oluşmasında gen ve çevre etkileşmesi görülür.
Fermantasyon: Bazı mikroorganizmaların ürettiği enzimlerin etkisiyle organik maddelerin uğradığı değişiklik.
Fetüs: Embriyonun üçüncü aydan doğuma kadar tüm organ taslakları oluşmuş hali.
Fibril: Telcik. (miyofibril=kas telciği; nörofibril=sinir telciği)
Fibrin: Kanın pıhtılaşmasıyla oluşan ipliksi, ağsı yapı.
Filogenetik sınıflandırma: Canlıların akrabalık derecelerine göre sınıflandırılması. Doğal sınıflandırma.
Filtre: Akışkan olan sıvı yada gazı süzmeye yarayan gözenekli madde. Akışkandaki asıltı, çamursu ya da katı maddeleri ayırmaya yarar.
Fitoplankton: Çoğunlukla bir hücreli su yosunlarından oluşan, sularda yaşayan bitki topluluğu.
Fiziksel Harita: DNA'daki kalıtıma bağlı olmayan, yani her DNA'da bulunan tanımlanabilir nirengi noktalarını gösteren tablo. İnsan genleri için en ayrıntısız fiziksel harita 23 kromozomun eklemlenmelerini gösterir. En ayrıntılısıysa kromozomlardaki nükleotid dizilerini gösterir.
Fizyoloji: Canlılardaki yaşamsal olayları (işleyişi) inceleyen bilim dalı.
Flora: Belirli bir coğrafi alanda bulunan bitki türlerinin tümü.
Folikül: Memelilerde yumurtalıkta bulunan ve olgunlaşmış yumurtayı taşıyan kesecik.
Fosfodiester bağı: DNA'daki fosfat ile şeker arasındaki bağ.
Fosforilasyon: ATP üretimi.
Fosil: Milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların korunarak bu güne kadar gelmiş kalıntıları.
Fotoreseptör: Işığı algılayabilen duyu hücresi, almaç.
Fotosentez: Yeşil bitkilerin, güneş enerjisi ve klorofil pigmenti yardımıyla CO2 ve H2O'dan besin maddelerini üretmesidir.
Fundus: Midenin genişlemiş kısmı.
G
Gamet: Erkek ve dişi üreme hücresine verilen ad.
Gangliyon: Merkezi sinir sistemi dışında bulunan, sinir hücrelerinin gövdelerinden oluşan sinir düğümü.
Gen: DNA molekülünün ortalama 1500 nukleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası. Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimi. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur.
Gen Ailesi: Benzer ürünler veren ve birbiriyle yakından ilintili genlerin meydana getirdiği grup.
Gen Haritalaması: Bir DNA molekülündeki genlerin göreceli konumlarının belirlenmesi. Bu haritalamada hangi genin bir diğerine göre molekülün neresinde yar aldığı ve aralarında neler bulunduğu belirlenir.
Genotip : Canlıların DNA’sındaki (genler) genetik bilgidir. Canlı bireylerin karakterlerini oluşturur. DNA’nın en küçük birimi genler olduğu için genotipler genlerce oluşturulur. Karakterlerin dominant, resesif, homozigot, heterozigot… olması gibi.
Gen Tedavisi: Kalıtsal bozukluğun düzeltilmesi için sağlıklı DNA'nın, hastalıklı hücrelere doğrudan zerk edilmesi.
Genetik Kod: RNA boyunca üçlü gruplar halinde bulunan ve protein sentezleme sırasında üretilen aminoasit dizilerinin düzenini belirleyen nükleotid dizileri.
Genetik: Belirli kalıtsal özelliklerin örüntüsünü inceleyen bilim dalı. Genom: Her bir canlının kromozomlarında yer alan kalıtsal malzeme.
Genom Projesi: İnsanın ya da başka canlıların genomlarının tamamının ya da bir kısmının haritasını ve diziliş biçimlerini saptamayı hedeflemeye yönelik araştırmalar.
Geviş getirme : Koyun, keçi, sığır, deve gibi hayvanlar, kopardığı otları çiğnemeden yutarlar. Dinlenme sırasında, çiğnemeden yuttuğu otları lokmalar halinde ağzına getirip tekrar çiğnemeye başlarlar. Bu olaya geviş getirme denir.
Gırtlak : Soluk borusunun başlangıç kısmına gırtlak denir.
Glikojen:Hayvanlarda besinlerle alınan karbonhidratların karaciğer ve kaslardaki depo şekli. Yalnızca hayvan hücrelerinde bulunur. Glikozun hayvanlar ve insanlardaki depo şeklidir. Karaciğer ve kas hücrelerinde bol miktarda bulunur.
Glikoz: (Heksoz) C6H12O6 molekül yapısındaki karbonhidrat. Karbonhidratların en küçük yapıtaşıdır. Fotosentez ile bitkilerde üretilir. Çok sayıda glikoz özel bağlarla birleşerek nişastayı, selülozu ve glikojeni oluşturur. Kan sıvısında bulunan kan şekeri glikozdur.
Gliserin: Lipidlerin (yağların) yapısına katılan temel bir madde.
Glomerulus: Böbrekteki nefronların bowman kapsülü içinde bulunan kılcal kan damarları ağı.
Glukagon: Pankreas tarafından üretilerek kana verilen, kan şekerini artırıcı etki yapan hormon.
Golgi cisimciği : Salgı maddelerini üretip zarla paketleyerek salgılar. Süt bezi, ter bezi, tükrük bezi, yağ bezi… gibi salgı hücrelerinde sayısı normalden fazladır.
Gonad: Üreme hücrelerini meydana getiren üreme organları.
Granül: Stoplazmada bulunan küçük tanecikler.
Guatr: Tiroid bezinin büyümesi sonucu oluşan hastalık.
Gutasyon: Bitkilerin yapraklarından damlalar halinde su atılması.
H
Habitat: Bir organizmanın doğal olarak yaşadığı ve üreyebildiği yer.
Haploid: Olgun bir üreme hücresinde bulunan kromozom sayısı, vücut hücrelerinin sahip olduğu kromozom sayısının yarısına sahiptir. Kromozom sayısının yarıya inmesi sonucu oluşan "n" sayıda kromozom taşıyan hücrelere haploid hücre denir.
Havers kanalı: Kemik dokudaki, sinir ve kan damarlarının geçtiği kanal.
Hemofili : Kanın pıhtılaşmaması hastalığıdır.
Hemoglobin: Alyuvarlarda O2 ve CO2 taşıyan, demir içeren protein.
Hermafroditizm: Her iki eşeyede sahip canlı
Heterosis: (melez gücü) Melezlerin atalarına göre kazandıkları üstünlük.
Heterozigot (Melez döl): Yavruda karakteri oluşturan 2 geninde farklı şekil ve özellikte olmasıdır. (Aa, Bb, Ee…)
Hibrit: Melez
Hibridizasyon (Melezleme): Birbirini bütünleyen iki DNA zincirinin biraraya gelerek ikili sarmal biçimindeki molekülü oluşturması.
Hipermetropluk : Göz yuvarlığının görme ekseni boyunca kısalması ve merceğin kırıcılığının azalması sonucu oluşur. Görüntü ağ tabakanın (retina) arkasına düşer. Bu durumda yakındaki cisimler net görülemez ama uzaktakiler net görülürler. İnce kenarlı mercek ile düzeltilir.
Hipotalamus: Ön beynin alt bölgesi olup bazı organ ve bezlerin çalışmasını düzenleyen kısmı.
Histoloji: Dokuları inceleyen bilim dalı
Homeostasi: Bir organizmanın içinde yaşadığı ortamla madde alış verişi yaparak, kendi iç ortamını belli sınırlar arasında dengede tutması.
Homojen: Bütün birimleri aynı yapıdai, aynı nitelikte olan
Homolog kromozom: Biri anneden, diğeri babadan gelen aynı gen çiftine sahip kromozomlar.
Homozigot (Arı döl) : Yavruda karakteri oluşturan 2 geninde aynı şekil ve özellikte olmasıdır. (AA, aa, BB, bb…)
Hormon: Vücudun bir kısmında oluşturulan sonrada difüzyonla yada kan dolaşımıyla diğer kısımlarındaki hücrelere taşınarak onların çalışmalarını düzenleyen özel maddeler.
Hücre : Canlıların en küçük yapı birimlerine hücre denir. Örnek : Kan hücresi, kemik hücresi
Hücre solunumu : Enerji taşıyan besinlerin (şeker, protein, yağ) parçalanarak yapılarındaki enerjinin açığa çıkarılması olayına hücre solunumu denir. Solunumda amaç, fotosentezle besinlerin yapısında depolanan güneş enerjisini canlıların kullanabileceği şekle (ATP) çevirmektir.
I
Islah: Bitki yada hayvanlarda türün iyileştirilmesi işlemi.
Biyoloji yazılı soruları ve cevapları 2 Heparin nerede üretilir,
11/11/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
-Heparin nerede üretilir, ne işe yarar?
*Temel bağ dokudaki mast hücreleri tarafından üretilir. Anın damarlar içerisinde pıhtılaşmasını engeller.
-Ergin memelilerin kaburga uçlarında yer alan kıkırdak doku türünün adı nedir?
*Hyalin kıkırdak
-Monositlerin görevi nedir?
*Ömürleri tükenmiş hücre ve dokuları parçalayarak yok etmek
- 0 (sıfır) kan grubunun diğer gruplardan kan alamayışının sebebi nedir?
*Plazmasında hem anti-A hem de anti-B antikorlarının bulunmasıdır. Bunlar hem A hem de B grubu kana ait alyuvarların çökelmesine sebep olurlar.
-Bitkilerde soymuk borularının görevi nedir?
*Yapraklarda yapılan besin maddelerini bitkinin her yanına iletilmesini sağlamak.
-Su bitkilerinde stomalar neden yaprağın üst yüzeyinde yer alırlar?
*Alt yüzeyde olsalardı, su basıncı yüzünden gaz değişimi mümkün olmayacaktı. Bundan dolayı üst tarafta bulunurlar.
-Hidrada alınan uyarıların sinir sisteminde iletilmesi nasıl olur?
*Uyarılar, sinir ağı boyunca azalarak ilerler.
-Kemik dokuda, oseinin yapısında bulunan organik maddeler nelerdir?
*Protein ve kollojen lifler
-Endokrin bezleri anlatınız.
*Salgılarını doğrudan kana veren bezlerdir. Bu salgıya hormon denir.
-Hormonların etki oluşturması nasıl olur? Anlatınız.
*Dolaşım sistemine katılan hormon, kan aracılığıyla etki edeceği hedef organa ulaşır ve etkiderek o organın faaliyete geçmesini sağlar.
-Düz kasların kasılma ve çalışma şekilleri nasıldır?
*Düzenli ve yavaş kasılırlar, uzun süreli çalışır.
-Terliksi hayvanda sinir telciklerinden biri koparıldığında ne olur?
*O sinir telciğinin bağlı olduğu silin hareketi bozulur.
-Sıfır (0) kan grubunun genel verici olma özelliği nereden gelmektedir?
*Alyuvarlarında antijen (protein) olmadığından, diğer gruplaR her hangi bir reaksiyon göstermezler.
-Sert kemik doku hücreleri nasıl beslenir?
*Volkman kanallarından geçen kan damarlarından oksijen ve besini difüzyonla alırlar.
-Alyuvarların çekirdeksiz oluşlarının faydası nedir?
*Oksijen taşıma kapasiteleri artar.
-Makrofaj nerede üretilir, ne işe yarar?
*Temel bağ dokuda, vücuda giren bakterileri fagositozla yok eder.
-Omurlar arasındaki disklerde yer alan kıkırdak dokunun adı nedir?
*Fibröz kıkırdak.,
*Sinir doku hücreleri neden yenilenmez?
-Sentrozomları kaybolduğu için mitoz bölünme görülmez.Bundan dolayı da yenilenemezler.
*Kökteki kaliptra ne işe yarar?
-Kökün toprağın sert kısımlarından zarar görmesini önler.
*Çok hücreli bezler salgılama şekillerine göre kaça ayrılır? Nelerdir?
-Endokrin bezler, Ekzokrin bezler ve Karma bezler.
*Yağ dokunun esnek ve basınca dayanıklı olması, hangi özelliğiyle gerçekleşmektedir?
-Yağ doku hücreleri arasında bulunan ağsı ve kollojen liflerin bol olması sayesinde.
*Kutikula tabakasının bitkide ne işe yaradığını yazınız.
-Bitkinin su kaybını azaltır.
*Kanda yer alan kan proteinleri nelerdir?
-Albumin, globulin, fibrinojen, heparin.
*Bitkilerde gövdenin kalınlaşması hangi yapı sayesinde, nasıl olmaktadır?
-Kambiyum dokusu sayesinde. Gövdedeki kambiyum hücreleri ilkbaharda ve sonbaharda tekrar oluşur. Her yıl tekrarlanan bu hücreler sayesinde gövde kalınlaşır.
*AB kan grubunun genel alıcı olması hangi özelliğinden kaynaklanmaktadır?
-AB grubunun plazmasında antikor yoktur. Dolayısıyla gelen kan gruplarına karşı reaksiyon oluşmaz.
*Kan serumunda bulunan maddeler nelerdir?
- Aminoasit, Basit karbonhidratlar, Yag (Lipit), Vitamin, Antikor, Hormon, Madensel tuzlar, azotlu bileşikler.
*Kemik dokudaki Periost ne işe yarar?
-Kemiğin kalınlaşmasını ve onarılmasını sağlar.Ayrıca kemiği besler.
*Sıfır kan grubunun genel verici olması hangi özelliğinden kaynaklanmaktadır?
- Sıfır kan grubunun alyuvarlarında antijen (protein) yoktur. Dolayısıyla diğer kan gruplarında reaksiyon oluşmaz
*Bitkinin boyuna uzamasını sağlayan yapının adı nedir?
-Büyüme konisi (birincil bölünür doku)
*Bir solucan ile bir çekirgeyi kas yapısı ve hareketi yönünden karşılaştırınız.
- Düz kasların kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Eklembacaklı-lar hariç diğer omurgasız hayvanlar düz kaslara sahiptir. Çizgili kaslar ise düz kaslara oranla çok daha hızlı kasılma yapabilirler. Bundan dolayı çekirgenin sıçraması ani ve hızlı olu. Solucan ise yavaş hareket eder.
*Stomaların bitkideki görevini yazınız.
- Fotosentez için gerekli karbondioksitin alınması, alt epidermis hücreleri arasında bulunan stoma(gözenek)lar tarafından sağlanır.
*Kıkırdak doku çeşitleri nelerdir?
-Hyalin, elastiki, fibröz kıkırdak.
*Otsu bitkilerde gövdenin dik durması, hangi olay sayesinde, nasıl olur?
-Osmoz sayesinde olur. Hücrelere giren su, hücre çeperlerine içeriden dışarıya doğru basınç yaparak hücrelerin zarını gerginleştirir. Bu gerginlik sayesinde bitki gövdesi dik durur.
*Sinaps nedir?
-Bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendiritinin veya gövdesinin karşı karşıya gelmesidir.
*Doku nedir?
-Organizmada belirli görevleri yapmak üzere özelleşmiş hücre topluluklarına denir.
*A Rh+ bir insan hangi gruplardan kan alabilir?
- A Rh+ ve O Rh+ grupalardan.
*Bağ doku içinde yer alan melanositler(pigment hücreleri) ne işe yarar?
-Deriye renk vermek.
*Odun borularının bitkideki görevi nedir?
-Köklerle topraktan alınan suyun bitkinin her yanına dağıtılmasını sağlamak.
*Birincil bölünür dokular bitkide nerede yer alır?
-Kök ve gövde uçlarında.
*Tek katlı silindirik epitel hücrelerinin vücutta bulunduğu yerlerden ikisini yazınız.
-Mide, ince barsağın iç yüzeyinde, soluk borusunda, üreme kanallarında.
*Bitkilerde kutikula’nın fonksiyonu nedir?
-Bitkinin su kaybını önler.
*Konya’da yaşayan bir insanın kanındaki alyuvar sayısı, Antalya’da yaşayanlardan fazladır. Bunun nedeni nedir?
-Yüksekler çıkıldıkça oksijen oranı azalır. Bu yükseklik farkından dolayı Konya’daki oksijen oranı Antalya’dan daha azdır. Ancak vücut, ihtiyaç duyduğu oksijeni almak ister. Yeterli oksijen yoğunluğu olmayınca da kandaki oksijen taşıyıcı moleküllerin sayısını artırır.
*Bir omurgalıya ait sinir hücresinin şeklini çizerek kısımlarını üzerinde gösterinniz.
-
*Bitkilerde büyüme neden sınırsızdır?
-Bitkinin uç kısımlarında bulunan büyüme konisi, bitkinin boyca sınırsız büyümesini sağlar.
*Tek katlı yassı epitel hücreleri vücutta nerelerde bulunur?
-Akciğer alveollerinde ve kılcal damarlarda.
*Soymuk boruları bitkide ne işe yarar?
-Fotosentez ürünlerinin bitkinin her yanına dağıtılmasını sağlar.
*Histamin vücutta nerede üretilir, ne işe yarar?
-Temel bağ dokudaki mast hücrelerinde üretilir. Kılcal damarların geçirgenliğini artırır.
*Isırgan otunun yakıcı kapsüllerini taşıyan tüyleri nasıl meydana gelmiştir?
-Epidermis hücrelerinin dışa doğru uzamasıyla.
*Hyalin kıkırdak hücrelerinin yapısı nasıldır?
-Hücre ana maddesi homojen, saydam ve beyaz mavimtrak renktedir. Ara maddedeki kollojen lifler sayesinde basınca dayanıklıdır.
*Mantar dokunun bitkideki görevini yazınız.
-Bitkiyi dış etkenlerden korumak.
*Sinir dokudaki Nöroglea hücrelerinin görevi nedir?
-Sinir hücrelerini beslemek, destek olmak ve koruyucu kılıf hazırlamak.
*Kış uykusuna yatan hayvanların hücreleri °°°°bolik faaliyetleri için gereken suyu nasıl elde ederler?
-Daha önce aldıkları besinleri yağa çevirerek depo ederler ve uyku esnasında bu yağın vücut tarafından yıkımı sonunda açığa çıkan suyu kullanırlar.
İmpuls iletimi sırasında sinir hücresinde ne gibi değişiklikler olur?
-İmpulsun iletimi sırasında sinir hücresindeki K ve Na iyonlarının yer değiştirmesi sonucunda hücre zarının iç ve dış yüzeylerindeki elektrik yükü değişir.
Renk körlüğü nasıl meydana gelir?
Renkli görmeyi sağlayan üç tip koni hücresinden bir veya ikisinin genetik bozukluk sonucu bulunmaması durumunda bazı renkler ayrılamaz. Buna renk körlüğü denir
Bebeklerin ayakta duramamalarının sebebi nedir?
Beyinciklerinin gelişmemesinden dolayı
Üst deride kan damarları ve sinirler niçin bulunmaz?
Çünkü üst deride ölü hücreler bulunur.
İşitmeyi sağlayan korti hücreleri kulakta nerede bulunur?
İç kulaktaki KOHLEAR KANALInda.
Göz uyumu nedir?
Mercek kaslarının kasılıp gevşeyerek göze gelen ışığa göre mercek kalınlığını ayarlamasıdır
Omurilik soğanı hangi davranışların merkezidir? Solunum, sindirim, dolaşım, salgılama ve çeşitli reflekslerin merkezidir
Kemik dokuda kılcal kan damarları nerede bulunur? -Havers kanallarındaki VOLKMAN KANALLARInda.
Bitkilerde iletim doku bölümleri nelerdir?
Odun boruları - soymuk boruları
Salgılarını doğrudan kana veren bezlere ne ad verilir?
Endokrin bezler.
Uyartılar sinapstan nasıl geçer?
İmpulslar, akson sonundaki sinaptik yumruya geldiğinde sinaptik keseciklerdeki nörotransmitter maddeler sinaps boşluğuna geçerek diğer nöronun dendritine ulaşır. Böylece diğer nöron uyarılır
Niçin renkli görürüz?
-Retinada mavi, yeşil ve kırmızı renklere duyarlı koni hücrelerinin ve iki-üç koninin birlikte görev yapması sonucu renkli görürüz.
Beyinciği zedelenen kuşun davranışları nasıldır?
-Kas hareketlerinde düzensizlik ve denge bozukluğu dolayısı ile kuş yürüme ve uçma işini yapamaz
Deri güneş altında neden koyulaşır? -
Güneşin etkisiyle melanin pigmenti artar ve deri koyu renkli görünür
Dış kulak hangi bölümlerden oluşur? -Kulak kepçesi ve kulak yolundan
Gözde kornea nasıl meydana gelir? -Sert tabaka ön tarafta incelip saydamlaşarak şişkinleşir ve kornea meydana gelir.
Hipotalamus, hipofizin çalışmasını nasıl kontrol eder? -Salgılatıcı faktörleri (RF) salgılayarak.
Kemikte periost ne işe yarar? -Kemiğin beslenmesi, kırıkların onarımı ve enine büyümesini (kalınlaşmasını) sağlar.
Bitkilerde görülen bölünmez dokular nelerdir? -Temel doku, koruyucu doku, destek doku, iletim doku, salgı doku.
Mukus salgılayan tek hücreli salgı bezine ne ad verilir? Goblet hücre
Biyoloji yazılı soruları ve cevapları
11/11/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
BİYOLOJİ YAZILI SORULARI
1.DOKU NEDİR?
CEVAP:BENZER YAPILI ÖZELLEŞMİŞ HÜCRE GRUPLARININ OLUŞTURDUĞU TOPLULUĞA DOKU DENİR.
2.SÜNGER—MERİSTEM(BÖLÜNÜR)DOKU NEREDE BULUNUR?
CEVAP:BÜYÜME BÖLGELERİNDE BULUNUR.
3.DERMATOJEN GELİŞEREK NEYİ OLUŞTURUR?
CEVAP:EPİDERMİSİ.
4.HAVALANDIRMA PARANKİMASINI AÇIKLAYINIZ.
CEVAP:SU VE BATAKLIK BİTKİLERİNDE SU VE KARBONDİOKSİT ALIŞ-VERİŞİNİ SAĞLAR.HAVAYI DEPOLAYARAK GAZ ALIŞ-VERİŞİNİ SAĞLAR.
5.BİTKİNİN AŞIRI SU KAYBINI ÖNLEYEN NEDİR?
CEVAP:KÜTİKULA.
6.HÜCRE İÇİ SALGI NE YAPAR?ÖRNEK VERİNİZ.
CEVAP:BÖCEKÇİL BİTKİLERDE SİNDİRİMİ SAĞLAR. ÖRNEK:PORTAKAL,LİMON.
7.HİSTOLOJİ NEYİ İNCELER?
CEVAPOKU BİLİMİNİ İNCELER.
8.HÜCRE DIŞI SALGI NE YAPAR?ÖRNEK VERİNİZ.
CEVAP:CEP V.B.YERLERDE BİRİKİR. ÖRNEK:SARDUNYA.
9.PREMER MERİSTEM NEREDE BULUNUR?
CEVAP:BÜYÜME KONİSİNDE BULUNUR.
10.PERİBLEM GELİŞEREK NEYİ OLUŞTURUR?
CEVAP:KORTEKSİ’Yİ OLUŞTURUR.
11.EPİDERMİS HÜCRELERİ FARKLILAŞARAK NEYE DÖNÜŞÜR?
CEVAP:STOMAYA DÖNÜŞÜR.
12.MANTAR DOKU NASIL OLUŞUR?
CEVAP:EPİDERMİS’İN PARÇALANMASIYLA OLUŞUR.
13.PEK DOKU KAÇA AYRILIR?
CEVAP:KÖŞE VE LEVHA OLMAK ÜZERE 2’YE AYRILIR.
14.SOYMUK İLE ODUN BORULARI ARASINDAKİ FARK NEDİR?
CEVAP:SOYMUK BORUSU:KALBURLU
ODUN BORUSUÜZ’DÜR.
15.EPİTEL DOKUNUN GÖREVİ NEDİR?
CEVAPUYU,SALGI,EMME,KORUMA GÖREVİ YAPAR.
16.KERATİNLEŞME EN ÇOK NEREDE GERÇEKLEŞİR?
TOPUKTA GERÇEKLEŞİR.(BASINÇ)
17.MAKROFAJ’IN GÖREVİ NEDİR?
CEVAP:MİKROPLARI VE YABANCI MADDELERİ FAGOSİTE ETMEK.
18.HİYALİN KIKIRDAK NEREDE BULUNUR?
CEVAP:SOLUK BORUSU,BURUN,EKLEM BAŞLARI V.B.
19.YAĞ DOKUNUN GÖREVLERİ NELERDİR?
CEVAP:YAĞ DEPO EDER,VÜCUT ISISINI DÜZENLER,VÜCUDA DAYANIKLILIK SAĞLAR VE ENERJİ VERİR.
20.ALYUVARLAR NE TAŞIR?
CEVAP:OKSİJEN VE KARBONDİOKSİT TAŞIR.
21.AB KAN GRUBU NEDEN DİĞER GRUPLARDAN KAN ALIR?
CEVAP:PLAZMASINDA ANTİKOR OLMADIĞINDAN GENEL ALICIDIR.
22.ALVEOLLER NEREDE BULUNUR?
CEVAP:TEK KATLI YASSI EPİTELDE BULUNUR.
23.MELANİN YARARLARI NELERDİR?
CEVAP:MOR ÖTESİ IŞINLARDAN KORUR.
24.MAST HÜCRELERİ NE SALGILAR?
CEVAP:HEPARİN VE HİSTAMİN SALGILAR.
25.KEMİĞİN SERTLEŞMESİNİ HANGİ MİNERALLER SAĞLAR?
CEVAP:P,Ca,Mg,KARBONAT,VİTAMİNLER VE HORMONLAR SAĞLAR.
26.ALYUVAR NEDEN KIRMIZILIK SALGILAR?
HEMOGLOBİNDEN DOLAYI KIRMIZILIK SALGILAR.
27.PARAZİT VE ALERJİK HASTALIKLARDA SAYISI ARTAN AKYUVAR KİMDİR?
CEVAP:EOZİNOFİL.
28.B KAN GRUBU NEDEN A KAN GRUBUNA KAN VEREMEZ?
CEVAP:A KAN GRUBUNDA BULUNAN ANTİ B ANTİKORU,
B GRUBUNDA BULUNAN B ANTİYENİNİ ÇÖKERTİR.BU YÜZDEN KAN VEREMEZ.
29.BÜYÜME NOKTASININ KÖKTEKİ ADI NEDİR?
CEVAP:KALİPTRA.
Lise 4 biyoloji dersi konu anlatımı ve ders notları Genetik Bilg
9/10/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
(RNA-DNA)
RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)
RNA'lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA'ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA'lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.
MESENCIR RNA (mRNA)
DNA'da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA'dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.
TRANSFER RNA (tRNA)
tRNA'lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA'lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA'lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA'nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA'lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.
RİBOZOMAL RNA (rRNA)
rRNA'lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65'ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA'lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.
Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)'lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)'dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.
DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)
Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).
İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
Bu modele göre;
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur; her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T) karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin,Timin).
DNA molekülü kendini oluşturan nukleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.
İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir. Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A dür.
İki polinükleotid zincirdeki nukleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bagları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nukleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.
Nukleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın oımurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.
Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile, nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon). Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).
Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi yada müspet etkileri gözardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir..
RNA'lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA'ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA'lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.
MESENCIR RNA (mRNA)
DNA'da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA'dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.
TRANSFER RNA (tRNA)
tRNA'lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA'lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA'lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA'nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA'lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.
RİBOZOMAL RNA (rRNA)
rRNA'lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65'ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA'lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.
Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)'lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)'dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.
DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)
Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).
İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
Bu modele göre;
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur; her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T) karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin,Timin).
DNA molekülü kendini oluşturan nukleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.
İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir. Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A dür.
İki polinükleotid zincirdeki nukleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bagları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nukleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.
Nukleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın oımurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.
Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile, nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon). Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).
Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi yada müspet etkileri gözardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir..
Lise 4 biyoloji konu anlatımı biyoloji dersi notları 12. sınıf C
9/10/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
Lise 1 Biyoloji Konuları hakkında sorular ve cevapları, Biyoloji
27/9/2008 · Kategori: Biyoloji_Odev
1. Hücre zarının görevi nedir?
Hücre içi ile hücre dışı arasında madde alış verişini sağlayan esnek, canlı ve seçici geçirgen bir zardır.
2. Endoplazmik retikulum kaç çeşittir ve görevi nedir?
Üzerine ribozom taşıyan granüllü ve granülsüz olmak üzere iki çeşittir. Hücre içinde maddelerin taşınması, depolanması ve kimyasal reaksiyonların yapıldığı yerdir.
3. Sentrozomun görevi nedir?
Kendini çoğaltmak ve bölünme sırasında iğ ipliklerini meydana getirmek.
4. Çekirdeğin görevleri nelerdir?
Metabolizmayı kontrol etmek
Karakterleri oğul canlılara aktarmak.
5. Yaşlanan bitki hücrelerinde bir tek büyük kofulun bulunmasının nedeni nedir?
Bitkilerde metabolizma artığı ürünlerin kofullarda depolanması.
6. Hücre çeperinin yapısı nasıldır?
Selülozdan meydana gelir. Çeper üzerinde kütin, lignin, süberin, kalsiyum ve silisyum gibi maddeler birikerek çeperin farklılaşmasına neden olur.
7.Bitkilerde çiçek ve meyvelerin renklerini ne verir?
Plastidler ve koful özsuyunda bulunan antokyan denilen madde.
8. Hücrenin bölünme nedenlerini yazın.
Hücre yüzeyini artırmak ve hacmini küçültmek için
Hücrenin büyümesi çekirdeğin etki alanını sınırlar. Çekirdeğin etki alanını artırmak için hücre bölünür.
9. Kloroplast ve mitokondrinin ortak özellikleri nelerdir?
Çift zarlıdırlar
Kendilerine ait DNA’ları vardır.
ATP’nin sentezlendiği yerlerdir.
10. Mitoz olayının en önemli sonucu nedir?
Hücreden hücreye kalıtsal devamlılığı sağlar. Mitoz sayesinde, yeni meydana gelen hücreler ana-baba hücrenin sahip oldukları yeteneğin aynısına sahip olurlar. Bu da kendini eşleyen DNA moleküllerinin her oğul hücreye tam bir takım halinde geçmesiyle mümkün olur.
11. Ökaryot hücrelerde hücre bölünmesi hangi iki evreden oluşur?
Mitoz olarak adlandırılan çekirdek bölünmesi ve sitokinez olarak adlandırılan sitoplazma bölünmesi.
12. Mitoz bölünmenin safhalarının isimleini sırasıyla yazın.
Profaz, metafaz, anafaz, telofaz
13. İnsan gametinde kaç kromozom bulunur?
İnsan gametinde 23 kromozom bulunur? Bunların kaç tanesi otozom, kaç tanesi gonozomdur?
İnsan gametinde 23 kromozom bulunur. Bunlardan 22 tanesi otozom, 1 tanesi gonozomdur.
14. İnsanlarda erkeklerin ve dişilerin vücut hücrelerindeki kromozom formülünü yazınız.
Erkeklerde (44 + XY), Dişilerde (44 + XX)
15. Bitki hücresinin mitoz bölünme sırasında ara plağı ile ikiye bölünmesinin nedeni nedir?
Hücre zarının dışında selüloz çeperin bulunması.
16. Mayoz bölünme hangi hücrelerde görülür?
Üreme organlarında üreme ana hücrelerinde (Yumurtalık ve testislerde) görülür.
17. Mayoz bölünme ile ne sağlanır?
Dölden döle kromozom sayısının sabit kalması korunur.
Gen çeşitliliğine sebep olur.
18. Oogenezde aktif olmayan hücrelere ne ad verilir?
Kutup hücreleri.
19. İnsanlar ve amipler arasında mitoz bölünme hangi yönden farklıdır?
İnsanlarda mitoz bölünme büyüme, gelişme ve eskiyen yerlerin onarımını sağlar. Amiplerde mitoz bölünme çoğalmayı sağlar.
20. Bir insanın bazal metabolizması ölçülürken hangi şartlara dikkat edilmelidir?
En son alınan besinin ölçme işleminden 12 saat önce alınmasına
Ölçme sırasında kişinin tam dinlenme halinde tutulmasına
Ölçme sırasında ortam sıcaklığının belirlenmesine
Vücut yüzeyinin hesaplanmasına
21. ATP’nin molekül yapısı nasıldır?
Adenin denilen azotlu bir organik baz, Riboz denilen 5 karbonlu bir şeker ve üç fosfat grubundan yapılmış bir moleküldür.
22. ATP sentezi kaç yolla olur?
Oksijenli solunum
Oksijensiz solunum
Fotosentez
23. Eğer organizmalar enerjiyi karbonhidratlarda değil, ATP de depolasalardı ne gibi problemler olurdu?
Hücre içi daha asidik olurdu.
Fosfor şu an bulunduğundan daha çok kullanılırdı.
24. Bir nükleotidin yapısında 5 karbonlu şekerle azotlu organik bazın oluşturduğu kısma ne denir?
Nükleozit
25. mRNA’nın görevi nedir?
Hücredeki RNA miktarının % 5’ini oluşturur. DNA da bulunan genetik bilgiyi belli şifreler (kodon) halinde çekirdekten sitoplazmaya aktarır.
26. Hücre hayatında DNA’nın iki önemli görevini açıklayın.
Temel hücresel görevleri kontrol etmek
Genetik direktiflerin oğul döllere aynen iletilmesini sağlamak.
27. DNA modelinden faydalanılarak hangi biyolojik olaylar açıklandı?
DNA’nın hücre bölünmesinden önce kendini nasıl eşlediği
Protein sentezi için nasıl şifre taşıdığı
Mutasyonun nasıl meydana geldiği açıklandı.
28. Genetik şifre nedir? Genetik şifre bütün canlılarda aynı mıdır?
DNA’dan gönderilen hücre içindeki bütün olayları etkileyen mesajlara denir.
Genetik şifre her canlıda farklıdır.
29. DNA’nın neden mRNA gibi bir aracı yardımıyla çalışmak zorunda olduğu düşünülür?
DNA büyük bir molekül olduğu için çekirdekten dışarı çıkmaz. Proteinler çekirdek dışında, endoplazmik retikulum boyunca dağılmış olan ribozomlarda sentezlenirler. Direktiflerin çekirdekten sitoplazmaya taşınabilmesi için bir aracıya ihtiyaç vardır.
30. tRNA’nın protein sentezindeki görevi nedir?
ð tRNA hücre içindeki Amino asitleri tanır ve bunları proteinlerin sentezlendiği ribozomlara taşır.
31. DNA’nın Replikasyon yapması hücre bölünmesi açısından neden önemlidir?
Hücre bölünmesi ile özellikler yeni hücrelere geçer. Bir türün bütün bireylerindeki hücreler aynı tip ve sayıda kromozoma sahip olur.
32. Virüsler, canlılara has özelliklerden hangilerine sahiptirler?
DNA veya RNA içermeleri
Konak hücre içinde üremeleri
Mutasyona uğramaları
Üremeleri sırasında yeni gen kombinezonları oluşturmaları
33. Virüslerin çoğalmasını hangi faktörler sınırlamaktadır?
Virüslerin üremeleri konak hücrelere yayılma ve orada çoğalma yetenekleri ile sınırlıdır.
34. DNA içeren virüslere örnek veriniz?
Bakteriyofaj, çiçek hastalığı, suçiçeği ve uçuk (herpes) virüsü.
35. RNA içeren virüslere örnek veriniz?
Tütün mozaik virüsü, çocuk felci, grip, AİDS, kızamık, kabakulak ve patates, salatalık, marul bitkilerinde hastalık yapan virüsler.
36. Virüslerle mücadele etmek neden zordur?
Çeşitleri fazladır,
Çok küçüktürler
Antibiyotikten etkilenmezler.
Çabuk ürerler ve konakçı canlıyı kullanırlar.
37. Işık enerjisi kullanarak besin sentezleyen bakteriler nasıl adlandırılır?
Fotoototrof bakteriler
38. Şekillerine göre bakterilerin isimlerini yazın.
Yuvarlak (Coccus), çubuk (bacillus), spiral (spirillum), virgül (vibriyon)
39. Bakteriler oksijen ihtiyaçlarına göre nasıl adlandırılırlar?
Oksijen varlığında yaşayanlar (aerob bakteri), oksijensiz ortamda yaşayanlar (anaerob bakteri), her iki ortamda da yaşayanlar (geçici aerob ve geçici anaerob bakteriler)
40. Bakterilerde solunum enzimleri nerelerde bulunur?
ð Sitoplazmada veya hücre zarında bulunur.
41. Bakteri populasyonunda geometrik dizi şeklinde çoğalma neden sürekli olmaz?
Bakteriler çoğalmaları için ortamdaki su ve besin maddelerini bitirirler. Bu sırada ortamda alkol ve asitli bileşiklerle beraber zehirli atıklar da meydana gelir. Bu durum bakterilerin sayıca artışını engeller.
42. Bakterilerde endospor nedir ve hangi şartlarda meydana gelir?
Endospor bakteri sitoplazmasının su kaybederek büzülmesi ve etrafının dayanıklı bir zarla çevrilmesiyle bakterinin içinde oluşur. Bu olay üreme değildir. Bakterinin elverişsiz ortamlarda uzun zaman canlı kalabilmesini sağlar. Endospor yüksek sıcaklıkta ve kurak ortamlarda oluşur.
43. Ototrof ve saprofit bakterilerin parazit bakterilere üstün olmasını sağlayan özellik hangisidir?
Gelişmiş enzim sistemine sahip olmaları.
44. Prokaryot bir hücredeki protein sentezinin ökaryot hücreye göre daha hızlı olmasının nedeni nedir?
Çekirdek zarının bulunmaması.
45. Tatlı sularda yaşayan bazı bir hücrelilerdeki Kontraktil kofulların temel görevi nedir?
Fazla suyu aktif taşıma yaparak difüzyonun tersi yönde boşaltmak.
46. Çok hücreli organizmalarda doku, organ ve organ sistemlerine niçin ihtiyaç duyulur?
Organizmanın bütünlüğünün devamı için
Enerjinin korunumu için.
47. Hücrelerin özelleşmesi bir canlıya nasıl üstünlük sağlar.
Enerjinin daha verimli kullanılmasına yol açar.
İri parçalar halinde besinlerden yararlanma imkanı doğar
48. Çok hücreli organizmaların gelişimine bağlı olarak, bir hücreli organizmalarda bulunmayan ne gibi bir özel problem vardır?
İç çevreden atıkların uzaklaştırılması
Besin maddelerinin bütün hücrelere dağıtılması
Organizmanın kendini eşleme olayı
Hücre içi ve hücreler arası kontrol ve koordinasyon.
49. Özelleşmiş hücre nedir?
Belirli görevleri yapmak üzere farklılaşmış, şekil ve yapı bakımından benzer hücrelerdir. Kas ve sinir hücreleri özelleşmiş hücrelerdir.Özelleşmiş hücreler dokuları, organları ve sistemleri meydana getirir.
50. Aktif taşımanın özellikleri nelerdir?
Enerji harcanır
Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur
Canlı hücrelerde görülür.
Enzimler kullanılır.
51. Pasif taşımanın özellikleri nelerdir?
Enerji harcanmaz
Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur.
Canlı ve cansız hücrelerde görülür.
Sıcaklık ve hareket difüzyonu artırır.
52. Hücrenin çok yoğun ortama konması halinde su kaybetmesi olayına ne ad verilir?
Plazmoliz.
53. Hücrenin az yoğun ortama konması halinde su alarak şişmesi olayına ne ad verilir?
Deplazmoliz
54. Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
Fagositoz
55. Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
ð Pinositoz
56. Deplazmoliz halindeki bir bitki hücresini saf suda bekletmeye devam edildiğinde koful sürekli su alarak büyür ve sitoplazmayı hücre çeperine doğru iter bu olaya ne denir?
Turgor
57. Bitki hücrelerine giren suyun hücrenin içinden dışına doğru yaptığı etkiye ne denir?
Turgor basıncı
58. Doğadaki canlıların özelliklerine, yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasına ne denir?
Sınıflandırma (Taksonomi),
59. Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip, yalnızca kendi aralarında serbestçe üreyebilen ve verimli (kısır olmayan) yavrular oluşturan bireyler topluluğuna ne denir?
Tür
60. Sınıflandırmada kullanılan basamaklar (sınıflandırma) en küçük topluluktan en büyüğüne doğru nasıl sıralanır?
Tür, cins, familya, takım, sınıf, şube, alem olarak sıralanır.
61. Sınıflandırmada alemden türe doğru inildikçe birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
Birey sayısı azalır, ortak özellikler artar.
62. Sınıflandırmada türden aleme doğru çıkıldıkça birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
Birey sayısı artar, ortak özellikler azalır.
63. Havanın serbest azotunu yakalayarak toprakta azotlu bileşikleri oluşturan ve toprağın verimini artıran canlı grubu hangisidir?
Mavi-yeşil algler.
64. Basit bölünme ile çoğalan ve basit beslenme ihtiyaçları olan öncü organizma hangisidir?
Mavi-yeşil algler.
65. Bakterilerin antibiyotiğe ve kimyasal maddelere karşı kazandığı direnci nesiller boyu aktaran DNA kısmına ne denir?
Plazmid
66. Heterotrof bakteri çeşitlerinin isimleri nedir?
Parazit bakteriler
Saprofit (Çürükçül) bakteriler.
67. Güneş enerjisini kullanmadan inorganik maddeleri oksidasyonla elde ettikleri enerji ile su ve karbondioksitten besin üreten bakterilere ne denir?
68. Protozoaların çeşitleri nelerdir?
Kamçılılar (flagellata), Kökayaklılar (Rhizopoda), Sporlular (sporozoa), Sililer (cilliata)
69. Protistlerden olan öglenanın özelliği nasıldır?
Kamçılı olduklarından hareketlidirler bu nedenle hayvan olarak değerlendirilirken, klorofil taşıdıklarından dolayı da bitki olarak değerlendirilirler.
70. İnsanlarda uyku hastalığına sebep olan ve Çeçe sineği tarafından taşınan sporlu canlının adı nedir?
Trypanosoma gambiense
![[Resim: solunumenerjiuretimlu4.png]](http://img135.imageshack.us/img135/6500/solunumenerjiuretimlu4.png)
![[Resim: solunumasamalariiliskilqv4.png]](http://img135.imageshack.us/img135/6843/solunumasamalariiliskilqv4.png)
