İngilizce Kurs Notları 4 İngilizce modal anlatımı ve gramer, Had better, Would rather / sooner, Used to, May / Might as well, I Daresay, Be Going To, NEED, modallarla ilgili Örnekler, GERUNDS AND İNFİNİTİVES örnekleri
17/4/2009 · Kategori: English Lesson
We had better get up early. (Erken kalksak daha iyi olur.)
I would ratherdie than do it. (Onu yapmaktansa ölmeyi tercih ederim.)
Die: ölmek
Dead:ölü
Death: ölüm
We would sooner sell than rent it. (Kiralamaktansa almayı tercih ederim.)
****Not: Eğer “would rather / sooner” formundan sonra bir cümlecik gelirse, bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past’ tır. Bu özellik çok önemlidir ve KPDS’ de sorulmuş.
Iwould rather(that) you remained at home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
S. Past
Iwould sooner(that) you remainedat home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
Simple Past
“would rather / sooner” formunun ilk kullanımında, modal olduğu için hemen sonrasında V1 geliyordu. Burada ise, sonrasında “that” ile geçiş yapmış ve öznesi olan bir cümlecik gelmektedir. Bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past olmak zorundadır. Karışık bir konu olduğu için mantığı daha sonra açıklanacaktır.
Remain:kalmak
I used to smoke when I was at university. (Üniversitedeyken sigara içerdim.)
Bu cümlede, söyleyenin şu anda sigara içmediği anlamı gizlidir. Ayrıca genelde “used to” yapısı “but ile geçiş yapar.
I did not use to smoke. (Eskiden sigara içmezdim.)
Did you use to smoke? (Sigara içmez miydin?)
“Used to” yapısının olumlu ve sorusunda görüldüğü gibi “did” yardımcı fiilinden faydalanılır. Yardımcı fiil devreye girdiğinden “use” şeklinde birinci hale döner.(Simple Past Tense’ nin özelliklerinden hatırlayınız.) Gerçi bu tartışma konusudur. “used to” modal olduğu için direk “not” alabilir diyenler de vardır ve bu kullanım informal olarak kullanılmaktadır. Ama gramer olarak “used not to” kullanımı yanlıştır.“Used to” yapısının soru ve olumsuzunda doğru kullanım yukarıdaki gibidir.
She used to gamble, but now she dosen’t. (O kumar oynardı ama şimdi oynamaz.)
Did you use to play football. (Futbol oynar mıydın?)
My father didn’t use to watch T.V, but now he is always before the screen.
(Babam T.V izlemezdi ama şimdi daima ekranın önündedir.)
Screen:ekran
Gamble: oyun, kumar
Would: ...irdi (Geçmişte alışkanlık gereği yapılmayan olayları ifade etmek için kullanılır.)
Dare: Cesaret etmek
I Daresay:Sanırım, Galiba
Bu yapı genelde “might” ile kullanılır.
You might as well come tomorrow. (Bari yarın gelseydin.)
I daresay you are right. (Sanırım haklısınız.)
Gelecek zamanı ifade etmek için kullanılan bir kalıptır. Yakın gelecek diye de tanımlanır. En güzel ifadesi “geleceğe dair önceden planlanmış veya yakın zamanda olması kesin olan eylemleri ifade etmektir.”
I will write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmamış.)
I am going to write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmış.)
Last night, we were going to visit you, but we had some guests. (Geçen akşam sizi ziyarete gelecektik ama misafirlerimiz vardı.)
“Need”, diğer modallardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için en sona bırakıldı ve diğerlerinden ayrı olarak veriliyor.
“Need” hem modal hem de esas fiil niteliğinde olmak üzere iki ayrı kullanıma sahiptir. Her iki durumda anlamı hemen hemen aynıdır. “ihtiyacında olmak, gereksinim duymak” anlamına gelir.
Eğer modal olarak kullanılırsa daha önce söylenen üç modal özelliğini de taşıması gerekir. Esas fiil olarak kullanılırsa diğer fiiller gibi çekime girer. Bu özelliklerden yola çıkarak kullanımının modal mı yoksa esas fiil mi olduğu anlaşılır.
I need learn English. (İng. Öğrenmem gerekir veya İng. Öğrenmeğe ihtiyacım var.)
Görüldüğü gibi “need” den sonra fiil birinci halde, çekilmemiş ve başka bir modal yok. Bu özelliklere sahip olduğu için “need” burada modal olarak kullanılmıştır.
Ama “need” modal olarak pek olumlu yapıda kullanılmaz. Genelde olumsuz yapıda modal olarak kullanılır.
I needn’tgo there. (Oraya gitmem gerekmez.)
She needn’t study such a lesson. (Böyle bir dersi çalışması gerekmez.)
Not: “Need” sadece modal olarak kullanıldığında olumsuzluk eki olan “not” ı alır. Eğer esas fiil olarak kullanılırsa “not” almaz, bu görevi yardımcı fiil üstlenir.
I need to learn that. (Şunu öğrenmeye ihtiyacım var veya Şunu öğrenmem gerekir.)
I need some money. (Biraz paraya ihtiyacım var.)
I don’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacım yok.)
She dosen’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacı yok.)
She dosen’t need to resign. (İstifa etmeye ihtiyacı yok veya İstifa etmesi gerekmez.)
“Need”in yukarıdaki kullanımında görüldüğü gibi modal özelliği yoktur. “Need” sahısa göre çekilmiş, sonrasında mastar veya nesne almış. Kısacası bir esas fiil işlevine sahiptir.
She didn’t need to resign. (İstifa etmesi gerekmedi.)
“Need” in Simple Past kullanımı, daha önce gördüğümüz “have to” modalının Simple Past kullanımı ile aynı anlamdadır.
Yani yukarıdaki cümleyi;
She didn’t have to resign (She had not toresign.) şeklinde de yazabiliriz.
Bu özelliklerden dolayı Didn’t need = Didn’t have to diyebiliriz.
“Need”esas fiil olarak tıpkı diğer fiiler gibi tüm zamanlar için çekilebilir.
He will need to apply for that. (Onun buna baş vurması gerekecek.)
She needn’t have studied. (Çalışması gerekmezdi veya çalışmaması gerekirdi.)
She shouldn’t have studied. (!! !! !! !!)
Yukarıdaki iki cümle arasında anlam farkı var ama çok önemli olmayan bir ayrıntıdır. Her iki cümle de “Çalışması gerekmezdi” diye çevrilebilir.
*** “Need” modal olarak iki kullanıma sahiptir. Present Modal ve Perfect Modal olmak üzere. (Needn’t ve Needn’t Have V3 )
I needed to call off the match. (Maçı iptal etmem gerekti.)
1.) V1 almamış, mastar almış
2.) S. Pasta göre çekilmiş
3.) Olumlu yapıda kullanılmış. Bu özelliklerden dolayı modal değil; esas fiil olarak kullanılmıştır.
Call:seslenmek, telefon açmak.
Call off:iptal etmek. Syn “Cancel”
Did thay needto warn you. (Sizi uyarmaları gerekti mi?) (Esas fiil)
They needn’t spend so much energy on this project. (Bu projede bu kadar çok enerji harcamalarına gerek yoktur, (gerekmez).) (Present modal)
Have you neededto confees everything. (Her şeyi itiraf etmeniz gerekmiş mi?) (esas fiil)
Confees:itiraf etmek
You needn’t have spoken to me that way. (Benimle bu şekilde konuşman gerekmezdi.) (modal)
Speak to:...e ile konuşmak
Way: yol, biçim, yöntem, tarz
***Not: Sınavlarda, özellikle “Need”in Perfect Modal’ı; çeviri, eş anlamını bulma gibi kilit noktalarda çok sorulur.
She needn’tstudy harder, becouse her marks are high. (Daha sıkı çalışmasına gerek yoktur. Çünkü notları yüksektir.) ( present modal)
We don’t need your help. (Yardımınıza ihtiyacımız yoktur. (esas fiil.)
You needn’t have shouted at us; we are not deaf. (Bize bağırman gerekmezdi; sağır değiliz.) (Perfect modal)
She needn’t have complained us. (Bizi şikayet etmesi gerekmezdi.) (perfect modal.)
***Son iki cümle “bize böyle bağırmamalıydın” şeklinde de çevrilebilir. Dikkat edilirse bu çeviri “ geçmişte yapılması gerekli ama yapılmamış” eylemleri ifade etmek için kullanılan “should + have V3 ve ought to + have V3 ” modallarının olumsuz kullanımı ile aynı anlamdadır.
Bunu dile getirmesi gerekmezdi. (She needn’t have expressed this.) (perfect modal.)
Yabancı dilimi değiştirmem gerekmedi (I didn’t need to change my foraign language) (esas fiil)
Yarın gelmem gerekir mi? (Do I need to come tomorrow.) (esas fiil.)
Yarın gelmem gerekmez mi? (Needn’t I come tomorrow.) (present modal.)
Bir cümlede soru sözcüğü olduğu zaman (where, what, who gibi) need kullanmıyoruz. “Gereklilik” anlamı veren “should” veya “ought to” kullanılır. bu özellik sadece “need” için geçerlidir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu konuda hem gramer hem de kelime öğreneceğiz. KPDS için çok önemli birkaç gramer bilgisi ve önemli kelimeler var ki bunlar çok iyi öğrenilmeli; diğerleri sınav için çok önem arzetmese de öğrenilse iyi olur.
“Gerunds ve İnfinitives” konularının her ikisi de tek başına ele alındığında önemli ve geniş konulardır. İlk önce KPDS için önemli olan kısımları öğreneceğiz. Yani “Gerunds ve İnfinitives” lerin cümlede çekimsiz boyutu ile ilgileneceğiz.
“Gerunds ve İnfinitives” ler, cümlede bir harekete verilen ismdirler. Türkçe’deki ismin halleri durumunda kullanılırlar. İngilizce’de ise bir yüklemden sonra çekilmemiş fiiller mastar yapısında gramatikal olarak üç pozisyonda olabilirler.
1.) Gerund (speaking, going gibi)
2.) İnfinitive (to speak, to go gibi)
3.) Bare infinitive (Yalın mastar) (speak, go gibi)
“Öğrenmeyi istiyorum” cümlesinde “istemek” cümlenin yüklemidir. “öğrenmeyi” ise çekilmemiş konumda olup, İngilizce’de gramatikal olarak yukarıda da söylendiği gibi üç şekilden biri ile ifade edilebilir. Bu bir sistemdir, kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde uygun olan şekliyle cümle yazılır.
Yalın mastarlar genellikle Causative (ettirgenlik) yapısında kullanılır ki bu konuyu daha sonra göreceğiz. Yalın mastar kullanımı spesifik özelliğe sahip olup, kullanım alanı sınırlıdır. Bu şekilde kullanılan fiil sayısı da azdır. Bu nedenle cümlede çekimsiz bir fiil denince “Gerunds ve İnfinitives” olmak üzere iki kullanım akla gelir. Bu durumda biri diğeri için altarnatif konumundadır. Yani eğer cümlede gerund kullanılmıyorsa, onun alternatifi olan infinitive’e gidilir. Bu özellik olduğu için bir konunun iyi bilinmesi, alternatifinin de çözülebilmesi anlamına gelir. Gerunds’lar ile başlayalım.
“Gerund” isim fiil (verbal noun) demektir. Bir fiilin –ing almış biçimidir. “Gerund” lar, bir fiil ve bir isim özelliği taşırlar. Cümlede isim veya zamir olarak kullanılırlar. Yapı bakımından ortaçlara (present participle) benzerlerse de kullanış ve anlam bakımından çok farklıdırlar.
“Gerunds” yapısı geniş bir konudur. Dört madde halinde anlatılacaktır. Özellikle ilk üç maddesi KPDS için çok önemlidir ve konunun % 90’ ını kapsar. Bunun da yüzde 70-80’i birinci maddeye dahildir. Bu üç maddenin çok iyi bilinmesi gerekir. Diğer kısmı ileri düzey için önemlidir. Öğrenilmesi iyi olur.
Edat: Tek başlarına bir anlamı olmayan, bir isim veya isim türevi (zamir, isim fiil gibi) ile birlikte kullanılarak anlamlarını bütünleştiren sözcüklerdir. İn, on, under, of, off, with, for, over ..... gibi.
He come in the room. (buradaki “in” edattır çünkü isimden önce gelir.)
He come in. (“in” zarftır çünkü fiili etkilemiştir.)
Eğer bir cümlede yüklemden sonra bir edat varsa ve sonrasında çekilmemiş bir fiil kullanılmışsa bu mutlaka gerund’tır. İlla da gerund olacak diye bir kural yoktur. Yüklemden sonra hiçbir şey olmayabilir veya bir isim gelebilir. Ama eğer yüklemden sonra edat var ve sonrasında da çekilmemiş bir fiil varsa bu mutlaka gerund olmalıdır.
Bundan sonra cümleler kurulurken KPDS için önemli olan kelimeler kullanılacak. Geçen bu kelimeleri mutlaka iyi öğrenmemiz gerekir.
The members are thinking of appointing him as their president. (Üyeler, onu başkanları olarak atamayı düşünüyorlar.)
a) to appoint b) appoint c) appointing
Boşluğa “appointing” gelmelidir. Çünkü yüklemden sonra edat vardır ve edattan sonra eğer çekilmemiş bir fiil varsa bu gerund olmak zorundadır. Böyle fiiller bir edat ile nesneye indirekt olarak geçerler. Böyle sorularda cümlenin anlamı bilinmezse de soru çözülebilir.
Appoint:atamak, kararlaştırmak
Disappoint: hayal kırıklığına uğratmak, bozmak, engel olmak. (Başında bulunan “dis”ten dolayı “appint”in olumsuzu şeklinde anlaşılabilir diye KPDS’de sık sık geçen önemli bir kelime. Mutlaka bilinmeli.)
Think of:düşünmek (tasarlamak anlamında)
Think over:düşünmek (bir şey üzerinde)
Think about:düşünmek (bir şey üzerinde)
He is thinking of emigrating to USA. (O Amerika’ya göç etmeyi düşünüyor.)
He gave up smoking. (O sigara içmeyi bıraktı.)
The scientists shouldn’t have approved of using hazardous material. (Bilim adamlarının tehlikeli materyalleri kullanmayı onaylamamaları gerekirdi.)
Hazardous: tehlikeli (syn: dangerous)
Approve of:onaylamak
Disapprove of:onaylamamak (ikisi de “of” ile nesneye geçiş yapar.)
KPDS’de oldukça sık geçen bir kelimedir. Eş anlamlıları ile birlikte çok iyi bilinmeli.
Reaffirm, certifiy, attest:onaylamak
Ratify: onaylamak.Ratification: onaylama
Specify:onaylamak, açıkça belirtmek. Specification: belirtme, tarifname
Notify:onaylamak, bildirmek. Notification:haber, bildirme, ihbarname.
Affirm:onaylamak
Reaffirm:onaylamak
Confirm:onaylamak
Bear out:onaylamak
As a researcher, he was always interested in developing something beneficial. (O bir araştırmacı olarak daima faydalı şeyleri geliştirmekle ilgilenirdi.)
İnterested in:...ile ilgilenmek (daima nesneye “in” ile geçiş yapar.)
Develop: geliştirmek (daha önce geçmişti)
İmprove:
Progress:
Advance:
Enhance:
Extend:
Boost:
Grow up:
Flourish:
Thrive:
Beneficial: faydalı. (syn: useful)
***Not: Any, some, every, no kelimeleri; think, body, one, where kelimeleri ile birleştiklerinde sonralarında mutlaka bir sıfat isterler. Türkçe’deki mantığa ters bir yapıdadır.
Any think
Some body
Every + one + Adjective
No where
Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi Something geçmiş ve sonrasında da “beneficial” sıfatı gelmiştir.
You must give up smoking.(Sigarayı bırakmalısınız.)
He disapprove of joining the army. (O orduya katılmayı onaylamıyar.)
Join: katılmak
Disapprove of:Onaylamamak
They sucseeded in persuading us. (Onlar bizi ikna etmeyi başardılar.)
Sucseed in: başarmak
Persuade: ikna etmek
Bu fiillerin sayısı 30 – 40 civarındadır. Bunlar yüklem olacakları zaman sonralarında eğer çekilmemiş bir fiil gelirse, “gerund” olmak zorundadır. Bu özellik tamamen ezbere dayalı bir durumdur. En önemli 10 - 15 tane fiil göreceğiz. Diğerleri liste halinde bize verilecek. Bu fiilleri yazarsak;
Avoid:kaçınmak, sakınmak
Understant:anlamak
Consider:düşünmek
Admit:kabul etmek, itiraf etmek
Anticipate:sezinlemek
Appreciate: taktiretmek
Enjoy:hoşlanmak
Mind:aldırmak, umursamak, umurunda olmak
Postpone:
Delay:ertelemek
Defer:
Put off:
Forgive:
Pardon:bağışlamak, affetmek
Excuse:
Hate:
Detest:nefret etmek
Abhor:
Like / dislike:sevmek / sevmemek
Complain:şikayet etmek
Understand:anlamak
Bu fiiller, yüklem olarak kullanıldığında ve sonrasında çekilmemiş bir fiil geldiğinde bu mutlaka “gerund” olmalıdır.
You could have avoided hurting him. (Onu incitmekten kaçınmış olabilirdin veya kaçınabilirdin.)
She considers moving away. (O taşınmayı düşünüyor.)
Move:taşınmak, hareket etmek (yanında away, in gibi değişik edatları alabilir.)
He hates getting up early. (O erken kalkmaktan nefret eder.)
The thief admitted stealing the money. (Hırsız parayı çaldığını itiraf etti.)
Thief:hırsız
Theft: hırsızlık
I don’t anticipate meeting any problem. (Herhangi bir problemle karşılaşmayı sezinlemiyorum.)
I don’t understand your complaining. (Şikayetinizi anlamıyorum.)
İngilizce’de, aşağıda yazılan deyimlerden sonra eğer bir çekilmemiş fiil gelirse, kesinlikle “gerund” olmalıdır.
It is no use:Anlamı yok, yararı yok, manası yok
It is no good:anlamı yok, yararı yok
That is no point in:anlamı yok, yararı yok
Can’t help:elinde olmamak, bir şey yapmaktan kendini alamamak
Feel like:canı istemek
It is worth:...meye değer
Look forward to: dört gözle beklemek
Object to:itiraz etmek, bir şeye karşı çıkmak
Oppose to: itiraz etmek, bir şeye karşı çıkmak
Confess to:itiraf etmek
Be used to:....e alışkın olmak
Be accustomed to:...e alışmak
Get used to:...e alışmak
Get accustomed to:...e alışmak
Get around to:dolaşmak, yayılmak, kandırmak
Have trouble:zorluk çekmek
Can’t bear:dayanamamak
Can’t stand:
Have fun:
Bu kalıplardan sonra, (zamanı ne olursa olsun, olumlu veya olumsuz olsun) eğer bir çekilmemiş fiil varsa, bu fiil gerund yapısında olmalıdır. Her zaman bunlardan sonra “gerund” olacak diye bir kural yoktur. Bazen çekilmemiş bir fiil dışında da bir sözcük gelebilir.
I am looking forward to seeing you amoung us. (seni aramızda görmeyi dört gözle bekliyorum.)
French is no worth learning. (Fransızca öğrenilmeye değmez.)
I don’t feel like going out to night. (Bu gece canım dışarı çıkmak istemiyor.)
He must have confeessed to committing the crime. (O suçu işlediğini itiraf etmiş olmalı.)
Confees to:itiraf etmek(zihinsel anlamda) Commit: işlemek (suç, günah, hata, cinayet anlamında)
The hijackers objected to releasing the hostages. (Uçak kaçıranlar (hava korsanları) rehineleri serbest bırakmaya karşı çıktılar.)
Hijacker:uçak kaçıran, hava korsanı
Release:serbest bırakmak, salıvermek
Hostage:rehine
I am used to studying late at night. (Geç saatlere kadar çalışmaya alışkınım.)
He can’t help loughing when he sees me. (Beni gördüğünde kendini gülmekten alamaz.)
She had trouble solving her problem. (O problemini çözmede zorluk çekti.)
English is worth learning. (İngilizce öğrenmeye değer.)
The minister confees to gettinginvolved. (Bakan suça bulaştığını itiraf etti.)
Confees to: itiraf etmek Get involve: biri ile bir suça bulaşmak
İngilizce’de, bazı fiiller hem mastar hem de infinitive alabilirler.
Başlamak fiilleri start / Begin
Kesmek, ara vermek Cease Bu fiiller ikisini de alabilirler (Bu sınavda sorulmaz)
Devam etmek Continue
I start working on Monday. (P. Tesi çalışmaya başlarım.)
I start to work on Monday. (P. Tesi çalışmaya başlarım.)
Eğer bu fiiller Continuous formda çekilirlerse sonrasında da çekilmemiş bir fiil var ise tercihinizi gerund’tan yana kullanmayın deniliyor. Gramatikal olarak yasak değil ama iki gerund yan yana gelmesin diye infinitive kullanılır. Bu konu ile ilgili önemli ve temel bilgileri öğrenmiş olduk. Bundan sonra öğreneceğimiz detaylar ileri düzey içindir.
İngilizce Ders 6 (CAN, GOING TO,USED TO)
23/5/2008 · Kategori: English Lesson
CAN
Türkçede «kırabilmek, açabilmek, okuyabilmek»gibi, fiilerin sonuna eklediğimiz «-bilmek» yardımcı fiili nasıl güç, imkan, bilgi ifade ediyorsa yani yetrlilik bildiriyorsa, bu yardımcı fiilin İngilizce karşılığı olan can kelimesi de aynı anlamı verir. Türkçede fiillerin sonuna eklediğimiz «-bilmek» yardımcı fiiline karşılık can yardımcı fiili İngilizcede yalın halde bulunan fiillerin önünde yer alır.
Can cümle başına getirilirse cümle soru haline girer.
Can fiili ile olumlu cümle
Özne can Yalın halde fiil diğer kelimeler
I can read this book.
You can sit here.
Ahmet can speak English.
They can open the door.
Can fiili ile olumsuz cümle
Özne +cannot (can't) +yalın halde +fiil+diğer kelimeler
She can't come on Sunday.
Hasan Bey can't go to England.
They can't fill that bucket.
Mr. Miller can't speak Turkish.
Can fiili ile soru cümlesi
can+ özne+ yalın halde fiil+ diğer kelimeler
Can you clean this room?
Can Selma speak English?
Can his father read these letters?
Can she put the glasses there?
Can fiili ile soru kelimeli soru cümlesi
soru kelimesi +can+ özne+ yalın halde fiil+ diğer kelimeler
What can you eat there?
Where can the girl go on Sunday?
What can Tom put into the bag?
GOING TO
Türkçeye tercüme edilişi bakımından going to ile will (shall) aynı işi görür ve Türkçedeki «-ecek, -acak» ekinin yerini tutar.
Going to ile yapılan cümlelerde bir niyet, istek, önceden hazırlamış olma, kesinlik ifadesi vardır. Halbuki will (shall) ile yapılmış Gelecek zaman cümlelerinde ise böyle bir ön istek yoktur; hemen o anda verilmiş bir karar vardır.
Going to ile yapılmış gelecek zaman cümlelerini soru yapmak için cümle içindeki to be fiilini başa getirmek kafidir.
Going to ile yapılmış cümleler
özne+ to be+ going to+ fiil +diğer kelimeler
I am going to write a letter.
She is going to buy a hat.
You are going to learn English.
We are going to stay here.
He is going to carry all the bags.
They are going to have dinner now.
Going to ile yapılmış soru halindeki gelecek zaman
to be +özne +going to+ fiil+ diğer kelimeler
Is he going to teach us English?
Are you going to tell a story?
Am I going to drive the tractor?
Is the man going to wash the plates?
Are they going to play football?
Is Mary going to stay with the Çelikels?
Going to ile yapılmış olumsuz cümleler
özne +to be + not going to +fiil+ diğer kelimeler
He isn't going to drive the car.
We aren't going to stay at this hotel.
I am not going to give you can a pencil.
Her daughter isn't going to help the children.
You aren't going to make a good chair.
Ali isn't going to sell his dog.
USED TO
Geçmişte adet halinde yapmakta olduğumuz hareketleri anlatırken fiil önünde used to getirilir.
I go. Giderim.
I went. Gittim.
I used to go. Giderdim. (Eskiden giderdim.)
İçinde used to bulunan cümleleri soru haline sokmak için cümle başına did getirilir, used kelimesi de use haline gelir.
Used to ile cümle kalıbı
özne+ used to+ fiil+ diğer kelimeler
We used to watch the ships on the river.
The woman used to make soup every morning.
They used to study their lessons.
His daughter used to read history books.
Used to olumsuz cümle kalıbı (did ile)
özne +didn't use to +fiil+ diğer kelimeler
We didn't use to watch the ships on the river.
The woman didn't use to make soup every morning.
They didn't use to study their lessons.
His daughter didn't use to read history books.
Used to olumsuz cümle kalıbı (not ile)
özne+ used not to+ fiil +diğer kelimeler
We used not to watch the ships on the river.
The woman used not to make soup every morning.
They used not to study their lessons.
His daughter used not to read history books.
Used to soru cümle kalıbı (did ile)
did +özne+ use to+ fiil+ diğer kelimeler
Did we use to watch the ships on the river?
Did the woman use to make soup every morning?
Did they use to study their lessons?
Did his daughter use to read history books?
Used to soru cümle kalıbı (used başa alınarak)
used+ özne+ to+ fiil+ diğer kelimeler
Used we to watch the ships on the river?
Used the woman to make soup every morning?
Used they to study their lessons?
Used his daughter to read history books?
İngilizce SAĞLIK (Health) Terimleri ve Sağlıkla İlgili Cümleler
17/5/2008 · Kategori: English Lesson
SAĞLIK (Health)
Başınızı kaldırın.
Raise your head
Rayz yor hed.
Başınızı eğin.
Bend forward
Bent forvırd.
Başınızı çevirin
Turn round
Törn ravnd.
Uzanın
Lie down
Lay davn.
Rahatlayın
Relax
Rıleks.
En yakın nöbetçi eczane nerede?
Where’s the drugstore?
Verz dı dragstor?
Nezleye / öksü-rüğe karşı bir şey istiyorum.
I’d like something for a cold / a cough.
Ayd layk samting for e kold / e kof.
Güneş çarpması.
Sunburn
Sanbörn.
Böcek sokması
Insect bites
İnsekt bayts.
Yol tutması
Travel sickness
Trevıl siknıs.
Hazımsızlık
An upset stomach
En apset stomek
Migren
A headache / a migraine
E hedeyk / e mireyn.
Ne zaman geleyim?
When should I come back?
Ven şud ay keym bek?
Ağrı kesici
A pain killer
E peyn kilır.
Hemen bir doktor lazım
Get a doctor, quick!
Get e daktır, kuvik.
Muayene saatleri nedir?
What are the opening hours?
Vat ar dı opıning havurs?
Doktor buraya gelip beni görebilir mi ?
Can the doctor come and see me here ?
Ken dı daktır keym end si mi hiyır ?
Tıbbi personel
Medical staff
Medikıl stef.
Sağlık ocağı
The health care centre.
Dı helt keyr sentır.
Hasta
The patient
Dı peşınt.
Ameliyat
The surgical operation
Dı sörcikıl apırey-şın.
Kendimi yorgun / hasta hissediyorum.
I feel weak / I feel dizzy / sick
Ay fiıl vik / fiıl dizi / sik.
Kustum
I threw up
Ay trüv ap.
Ateşim var
I have a fever
Ay hev e fivır.
Nereniz ağrıyor?
Where does it hurt?
Ver daz it hört?
Buram / şuram ağrıyor
I’m aching here/ there
Aym aşing hiıyr/ der.
Sırtım / başım / midem ağrıyor
I have a sore back / a headache / a stomach.
Ay hev e şor bek / e heydeyç / e stomek..
Burada ağrı var mı?
Does it hurt here?
Daz it hört hiyır?
Nasıl bir ağrı
What kind of pain?
Wat kaynd ov peyn?
Hafif / kötü
Dull / sharp
Dıvul/ şarp
Değişmeyen / artıp azalan
Constant / on and off
Kanstınt / on end ıv.
.... ye alerjim var
I have an allergy to...
Ay hev en alirci tu...
Hemofili hastasıyım
I am haemophiliac
Ay em hemofhilek
Ne zamandır ağrınız var
How long have yoU had this pain?
Hav long hev yu hed dis peyn?
Kısa zamandır / uzun zamandır
For a short / long while
For e şort / long vayl.
Sizi muayene edeceğim
I need to examine you.
Ay nid tu egzımayn yu.
Soyunun
Undress to your under wear
Andires tu yo r andırviyır.
Şuraya uzanın lütfen.
He down here, please
Hi davn hiyır., pliyz.
Ağzınızı açın
Open your mouth
Opın yor moth.
Derin nefes alın
Take a deep breath
Teyk e dip breth.
Öksürün lütfen
Cough, please
Cogh, pliyz.
Tansiyonunuzu ölçeceğim.
I’ll check your blood pressure
Ayl çek yor blud prejur.
Nabzınızı ölçeceğim.
I’ll take your heart beat
Ayl teyk yor hörth biıt.
Romatizma
Rheumatism
Rumetizm.
Apandisit
Appendicitis
Ipendısits
Sistit
Cystitis
Sıstits.
Gastrit
Gastritis
Gestrits.
Ülser
An ulcer
En ülsır.
Grip
Influenza
İnfluenza
.... iltihabı
Inflammation of...
Anflamedeyşın ov.
Sarılık
Jaundice
Juyndis.
Kızamık
The measles
Dı miıslıs.
Soğuk algınlığı
A cold
E kold.
Hafif bir enfeksiyon
A (minor) infection
E maynor infekşın.
Güneş çarpması
Sunstroke
Sanstrok.
Yüksek ateş
Hay fever
Hay fivır.
Ateşinizi ölçeceğim
I’ll take your temperature
Ayl teyk yor tempricır.
Kendimi iyi hissetmiyorum
I don’t feel well
Ay dont fiıl vel.
Hastayım
I’m sick
Aym sik.
Güneş çarpması
Sunburn
Sanbörn.
Kesik
A cut
E kat.
Yara
A wound
E vund.
Kramp
Jambs
Cemps.
Öksürük
A cough
E kogh.
Migren
A headache
E hiydiç
Astım
Asthma
Estım.
Hazımsızlık
An upset stomach
En apsekt stomek.
Boyun tutulması.
A stiff neck
E stif nek.
Tansiyon
High blood pressure
Hay blud prejur.
Çarpıntı
Palpitations
Palpıteyşın.
Bayıldı
He has fainted
Hi hez feyıntıd.
Kanaması var.
She’s bleeding
Şiyız blıiding.
Bir şey soktu.
I’ve been stung.
Ayv bin stank.
Ayak bileğim şişti.
My ankle is swollen
May ankıl iz svolın.
İngilizce GÜNLÜK SORULAR (Daily questions)
17/5/2008 · Kategori: English Lesson
Beni anlıyor musun? Do you understand me?
Anlıyor musun? Do you get it?
Biliyor musun? Do you know?
Ne düşünüyorsun? What do you think?
İngilizce konuşabiliyor musun? Can you speak English?
İngilizce biliyor musun? Do you know English?
Size nasıl yardımcı olabilirim? How can I help you?
Size yardım edebilir miyim? Can I help you?
Bana yardım edebilir misiniz? Can you help me, please?
Ne yapıyorsun? What are you doing?
Nereye gidiyorsun? Where are you going?
Ne zaman geliyorsun? When will you come?
Sabahları kaçta kalkıyorsun? What time do you get up in the mornings?
Seninle konuşabilir miyim? Can I speak with you?
Sana bir şey sorabilir miyim? Can I ask you something?
Bu konuda benimle anlaşıyor musun? Do you agree with me about this?
Dışarı çıkmama izin verecek misin? Let me go out?
İngilizce Konu Anlatımı ve Gramer Notları -10,TIME CLAUSE, Until/Till,Before,By the time,As,As long as/So long as,while/(Whilst),When/Whenever, Now that,During, After,As soon as, Directly/Immediately, Once,Since, Now that, No sooner
17/5/2008 · Kategori: English Lesson
TIME CLAUSE
1. TANIM
"Time Clause" yapılarda zaman uyumu kuralına dikkat etmek gerekir. Bu cümlelerde, ana cümle ile yan cümlede kullanılan tense uyumlu olmalıdır. Yani,
PRESENT I never PRESENT forget to pray before I go to bed.
FUTURE Will you be there when I PRESENT arrive at the airport.
PAST When we got there, the film was PAST over.
"Time Clause" yapılarda zaman uyumu kuralına bir tek since uymamaktadır.
I've known him since I left school. PRESENT« PAST
2. TIME BEFORE
2.1.Until/Till
KULLANIMI
until/till + isim / cümle / -ing
ÇEVİRİSİ
yüklem + -E / -IncEyE kadar [1]
isim + -E kadar [2]
- He worked patiently until he completed polishing. [1]
Cilalamayı bitirene/bitirinceye kadar sabırla çal??tı.
- Until the war, they didn't know any poverty. [2]
Savaşa kadar, yoksulluk nedir bilmediler.
"Until" ve "by" kelimelerinden hangisinin kullanılaca?? konusu çeviri ya da İngilizce yazma/konuşma esnasında bir tereddüt konusu olabilmektedir.
"Until" belirli bir zamana kadar süren bir olay ya da durum için kullanılır.
- I have to keep writing until the end of next year.
"By" belirli bir zamanda ya da o zamandan önce oluşan bir olay için kullanılır.
- My book will be finished by the end of next year.
Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da, "by" kelimesinin zaman yapılarında bu tür kullanımında hiçbir zaman bir "conjunction" olarak kullanılamaması, yani, ardından bir S+V+(O) yapısının gelememesidir.
2.2. Before
KULLANIMI
before + isim / cümle / -ing
ÇEVİRİSİ
yüklem + -mEdEn önce
yüklem + -DEn önce
- They left before the door was opened.
Kapı açılmadan önce gittiler.
2.3. By the time
KULLANIMI
by the time + cümle
ÇEVİRİSİ
yüklem + -EnE kadar
- They will have gone by the time we arrive.
Biz varana kadar onlar gitmiş olacaklar.
3. SAME TIME
3.1. As
KULLANIMI
(just) as + cümle
ÇEVİRİSİ
(tam) ... -(i)ken
- As she was walking down the road, she was hit by a lorry.
Yolda yürürken (ona) bir kamyon çarptı.
3.2. As long as/So long as
KULLANIMI
as long as/so long as + cümle
ÇEVİRİSİ
yüklem + -DIğI sürece/müddetçe
- I'll love you as long as I live.
Seni yaşadığım sürece seveceğim.
3.3. While/(Whilst)
Bu kelimelerden "whilst" çok resmi yapılarda kullanılabilir.
KULLANIMI
while/whilst + cümle [1] / -ing [2]
ÇEVİRİSİ
yüklem + -(i)ken
- They came while I was sunbathing. [1]
Ben güneşlenirken geldiler.
- While walking, he stumbled and fell. [2]
Yürürken sendeledi ve düştü.
3.4. When/Whenever
KULLANIMI
when + cümle [1] / sıfat [2] / -ing [3]; whenever + cümle [4] / sıfat [5]
ÇEVİRİSİ
(her ne) zaman ... -sE
yüklem + - DIğI zaman/-E/Ir(i)ken/-DIğI(n)dE/-IncE/ -DIkçE
- When I sleep I always snore. [1]
Ben uyurken hep horlarım.
- Please do your exercise when(ever) possible. [2]
Lütfen mümkün olan bir zaman / fırsat bulduğunda al??tırmanı yap.
- Be careful when lifting this bag. [3]
Bu çantayı kaldırırken dikkatli ol.
- She visits her parents whenever she finds time. [4]
Ne zaman fırsat bulsa anababasını ziyaret eder.
3.5. Now that
KULLANIMI
now that + cümle
ÇEVİRİSİ
için
(Hazır) ... yüklem -DIğI [(n)E] göre
- Now that everybody is here, we can start the meeting.
(Hazır) herkes burada olduğuna göre, toplantıya başlayabiliriz.
x3.6. "-ing"
- He came in shouting.
Bağırarak girdi.
Bu yapıya benzer bir yapıda hiç yüklem kullanılmamaktadır:
- He came in drunk. (= When he came in he was drunk.)
3.7. During
KULLANIMI
during + isim
ÇEVİRİSİ
esnasında
- During the storm, a lot of people hid in the cinema.
Fırtına esnasında bir çok insan sinemaya s???ndı.
4. TIME AFTER
4.1. After
KULLANIMI
after + cümle [1] / -ing [2] / isim [3]
ÇEVİRİSİ
yüklem/isim + -DEn/(mEsIn)In ardından/sonra
- After he had seen the murder, he couldn't sleep whole night. [1]
Cinayeti gördükten sonra bütün gece uyuyamadı.
- After finishing his meal, Peter went to bed. [2]
Yemeğini bitirdikten sonra Peter yatmaya gitti.
- After the riot, everything is calm and quiet. [3]
Ayaklanmanın ardından herşey sessiz ve sakin.
4.2. As soon as
KULLANIMI
as soon as + cümle [1] / -ing [2]
ÇEVİRİSİ
yüklem + -Er yüklem + -mEz
- As soon as she saw the poster, she burst out a laughter. [1]
Posteri görür görmez bir kahkaha patlattı.
- As soon as leaving work, he rushes to the bar. [2]
İşten çıkar çıkmaz bara koşar.
4.3. Directly/Immediately
Bu iki yapı da sık kullanılmaz.
KULLANIMI
directly/immediately + cümle
ÇEVİRİSİ
yüklem + -Er yüklem + -mEz
- She smiled immediately she heard the news.
Haberi duyar duymaz gülümsedi.
4.4. Once
KULLANIMI
once + cümle [1] / -ing [2]
ÇEVİRİSİ
Bir kez .. yüklem + -DI mI/-mEyE gör-
- Once I make make up my mind, nothing can stop me. [1]
Bir kez kararımı verdim mi beni hiçbirşey durduramaz.
- Once signing this contract, you will have to obey the rules. [2]
(=Once you sign this contract ...)
4.5. Since
KULLANIMI
since + cümle [1] / -ing [2] / isim [3]
ÇEVİRİSİ
yüklem + -Den beri/bu yana
- He feels much better since he completed his exams. [1]
Sınavlarını tamamladığından beri kendisini çok daha iyi hissediyor.
- We haven't gone out since visiting you. [2]
Sizi ziyaret etmemizden beri(dir) dışarı çıkmadık.
- I've been typing since 12. [3]
12'den beri daktilo yazıyorum.
4.6. When/Whenever
Kullanım ve çeviri açısından "Same time" başlığı altında ele alınan "when / whenever" ile aynıdır.
4.7. Now that
Kullanım ve çeviri açısından "Same time" başlığı altında ele alınan "now that" ile aynıdır.
4.8. No sooner ... than
KULLANIM
No sooner + had + Subject + V3 + than ..+ Simple Past
(Mutlaka devrik yapıda kullanılır)
ÇEVİRİ
Daha yeni/Henüz ... yüklem + -mIştI ki ...
- No sooner had he left than he heard the explosion.
Daha yeni çıkmıştı ki patlamayı duydu.
4.9. Hardly/Scarcely ... when
Kullanım ve çeviri açısından "No sooner ... than" yapısı ile aynıdır. Mutlaka devrik yapıda kullanılır.
4.10. On, upon
"-ing" başlığı altında (aşağıda) ele alınmaktadır.
4.11. (only) to ...
Geçici bir durumu göstermek ve durumun ortaya çıkardığı sonucu ifade etmek için kullanılır.
- I rushed to the door to discover it was locked
cümlesinde "to discover" yapısı "in order to discover" anlamı taşımamaktadır, zira bu anlamı taşıyor olsa kapının kilitli olduğunu bile bile kapıya gitme söz konusu olacaktır.
* Kapının kilitli olduğunu keşfetmek için kapıya koştum.
Bu yapının gerçek karşılığı
... to discover = and I discovered
yaklaşımı ile
Kapıya koştum ve kilitli olduğunu farkettim
şeklinde olacaktır.
- I woke up one morning to find myself on the floor.
Bir sabah uyandığımda kendimi yerde buldum.
- She turned the corner, to find the car gone.
Köşeyi döndü ve arabanın orada olmadığını gördü.
- The curtain parted, to reveal a market scene.
Perde açıldı ve ortaya bir pazar dekoru çıktı.
4.12. yüklem + to + yüklem
Aslında "yüklem + and + yüklem" şeklinde kullanılabilecek bir yapıdır ve uzunca bir süreye bağlı bir sonucu ifade eder.
- She lived to be 100. (= and she became 100.)
- The show went on to become a great success.
5. "-ing"
5.1. Same time (= When)
- Returning to the village, I met an old friend.
Köye döndüğümde eski bir arkadaşla kar??laştım.
- (On/Upon) receiving the letter, you should reply immediately.
Mektubu alınca hemen yanıtlaman gerek.
"-ing" yapısı ile "time" ve "reason" anlatıldığı zaman ana cümlenin ve yan cümlenin öznesinin aynı olması gerekir.
- When I returned to the village I met an old friend. (= Returning to the village I met an old friend.)
5.2. Time after (= When/After)
"Having + V3" yapısı ile oluşturulur.
- Having completed his study he submitted it to the committee. (= After he had completed ...)
5.3. (By) + "-ing"
Bu yapı zaman belirtmesinin yanısıra neden (= reason) de belirtebilir.
- By taking advantage of the darkness, he escaped.
Karanlıktan yararlanarak kaçtı.
5.4. ..., "ing"
- He rose to his feet, spilling coffee on his pants.
(= When he was rising to his feet, he spilt coffee on his pants.)
6. Past participle (= V3)
Bu yapı edilgen (=passive) özellik ta??maktadır.
- (When it is) taken as it is, the sentence will mean nothing.
Olduğu gibi ele alındığında bu cümle bir anlam taşımaz.
İngilizce Hikayeler ve Türkçe Çevirileri
23/4/2008 · Kategori: English Lesson
SWALLOW AND SPARROW
Swallow and sparrow became close friends. They started walking around in together. Other swallows said nothing at the beginning about this circumstance. However, the things changed when the swallow started bringing the sparrow to its nest. Nest of the swallow was under the eaves of an empty wooden house and there were many nests of swallow next to it. Going there from and thereto made swallows disturbed.
Swallows held a meeting and they appointed a spokesman. This spokesman told about this circumstance with it in a suitable time and said it not to bring this sparrow to its nest.
Although the swallow showed some obstinacy, it finally was obliged to obey by this requirement.
One night the sparrow suddenly wakened while it was sleeping. Tree on which it built up its nest among its branches was swinging. It flied away and had a look-see round the environment. Thereupon, it recognised that it was an earthquake.
Its close friend, the swallow, came to its mind. It arrived at its nest and it weakened its close friend. It said the swallow to weaken other swallows and the wooden house may be fallen onto the ground. The swallow fulfilled what it said. Once the last swallow flied away there, the wooden house was fallen onto the ground. Later, swallows set up new nests under eaves of another house and they did make no rejection for the sparrow to go from and to the nest of the swallow for the reason that they were owed their life to it.
KIRLANGIÇ İLE SERÇE
Kırlangıç ile serçe dost olmuşlar. Birlikte gezip dolaşmaya başlamışlar. Diğer kırlangıçlar önceleri bu duruma ses çıkarmamışlar. Fakat kırlangıç serçeyi yuvasına getirmeye başlayınca işler değişmiş. Kırlangıcın yuvası ahşap, boş bir evin saçak altındaymış ve burada pek çok kırlangıç yuvası varmış. Serçenin gelip gitmesi, kırlangıçları rahatsız etmiş.
Kırlangıçlar toplanıp bir sözcü seçmişler. Sözcü uygun bir zamanda kırlangıca konuyu açmış ve serçeyi yuvasına getirmemesini söylemiş.
Kırlangıç biraz direttiyse de sonunda genel isteğe boyun eğmek zorunda kalmış. Bir gece serçe yuvasında uyurken aniden uyanmış. Dalları arasına yuva kurduğu ağaç sallanıyormuş. Uçup çevreyi şöyle bir kolaçan etmiş. O zaman bunun bir yer sarsıntısı olduğunu anlamış.
Aklına dostu kırlangıç gelmiş. Kırlangıcın yuvasına gitmiş, onu uyandırmış. Kırlangıca diğer kırlangıçları uyandırmasını, ahşap evin sarsıntıdan yıkılabileceğini söylemiş. Kırlangıç söyleneni yapmış. Son kırlangıç da kaçınca ahşap ev yıkılmış. Daha sonra kırlangıçlar başka bir evin saçak altına yeni yuvalar yapmışlar ve yaşamlarını borçlu oldukları dost serçenin kırlangıcın yuvasına gelip gitmesine karşı çıkmamışlar.
POOR AHMET
Ahmet’s mother and father were poor. They were living in a small house with only one room. Since his father’s lungs were ill, he compulsorily retired. Ahmet finished primary school in difficulty by selling pretzel out of school time. Later by the help of his neighbour he started to work in a restaurant to do the washing up. Ahmet had taken the first step to realize his dreams. He had met the wonderful meals which he formerly used to see behind the restaurant windows. Now he had full three courses a day. He had kept Uncle Veli, who was cooking in the restaurant, observing. He would learn cooking from him and he would be a cook himself, too but Ahmet would work not in somebody else’s restaurant but in his own one.
Ahmet opened a restaurant in the city centre after he had done his military service. Because his meals were very delicious, the restaurant was full of customers. He was earning well. Sometimes poor people used to come to the restaurant and eat free meal.
The waiters working in the restaurant and the customers couldn’t find any sense of Ahmet’s going and leaving two plates of meals to an empty table during lunch times. How would they know that they were Ahmet’s present to his mother and father, whom the poverty had finished years ago? They also wouldn’t be able to hear that while putting the plates on the table Ahmet was murmuring “you aren’t going stay hungry any more from now on mummy and daddy. Have your meals and get yourself very full.”
FAKİR AHMET
Annesi, babası fakirdi Ahmet’in. Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti.
Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi.
Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet’in öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet’in armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet’in “ Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun “ diye mırıldandığını.
RABBIT
There was a rabbit imagining itself like a lion. One day this rabbit convened all rabbits in the vicinity on a high hill and said them that it would frighten wolf, jackal, fox in the case they would pass through the rough path in the downstairs. Rabbits listened to it with no movement.
Ten minutes later, a wolf was passing through this path and it was suddenly surprised to see a rabbit shouting and running toward itself, and this circumstance caused it to frighten, and it urgently run away and disappeared there.
TAVŞAN
Tavşanın biri kendini aslan zannedermiş. Bir gün bu tavşan civardaki tavşanları yüksekçe bir tepeye toplayıp aşağıdaki patika yoldan kurt, çakal, tilki geçmesi halinde korkutup kaçıracağını söylemiş. Tavşanlar, onu sakin şekilde dinlemişler.
On dakika sonra bir kurt geçiyormuş ki, bir de ne görsün, bağırıp çağırarak üstüne doludizgin gelen tavşanı görünce ürkmüş ve son sürat oradan kaçmış.
FOX
There was a fox hanging wings on it and stealing hens from poultry-houses upper sides of which were uncovered. Once poultry-house owner recognised this circumstance, they covered upper-sides of them.
A fox never likes being hungry and remaining with no remedy. It learnt soil digging work from one mole and started entering into poultry-houses through underground. Poultry-house owners thought that mole was stealing the hens and always hoped to catch a mole.
TİLKİ
Tilkinin biri kanat takıp üstü açık kümeslerden tavuk çalarmış. Kümes sahipleri durumu fark edince kümeslerin üstünü kapatmışlar.
Tilki açlığı ve çaresizliği hiç sevmezmiş. Bir köstebekten toprak kazma işini öğrenip, yeraltından kümeslere girmeye başlamış. Kümes sahipleri tavukları çalanın köstebek olduğunu sanıp, hep bir köstebek yakalamayı ummuşlar.
JACKAL
One of the jackals found a rifle while it was walking in the jungle. It recognised there
were two cartridge in the rifle, and it immediately started robberies. Animals in
the jungle, properties of which were stolen and were under threat convened and
they arrived before lion.
The lion was informed about the circumstance and this made it very angry and thereafter, it followed the jackal around.
The lion seeing the jackal to walk some ahead has roared. The jackal
pointed its gun at it when it saw that the lion was approaching, and immediately before opening fire, the lion frightened and started running away. Thereupon, the jackal run after the lion, too. Just then, a river appeared in front of them. Both of them swam and crossed the river.The lion run a while and then suddenly stopped running. The jackal stopped as well. The lion turned back and walked over the jackal.
The jackal realized that wet rifle did not open fire and thrown the rifle out and it crossed back the river. The lion followed the jackal.The lion chased the jackal for a long time in the jungle, and it hit a fiston it as soon as caught it. The jackal escaped with great difficulty its life from the lion. From then, no body has seen it in the surrounding.
ÇAKAL
Çakalın biri ormanda gezerken bir tüfek bulmuş. Bakmış tüfekte iki fişek var, hemen soygunlara başlamış. Malı çalınan, tehdit edilen orman hayvanları toplanıp aslanın huzuruna çıkmışlar. Durumu öğrenen aslan çok kızmış, çakalın peşine düşmüş.
Çakalı ilerde giderken gören aslan kükremiş. Çakal aslanın geldiğini görünce tüfeğini doğrultmuş, tam ateş edecekken aslan korkmuş, kaçmaya başlamış. Çakal da aslanı kovalamış. Derken, önlerine bir ırmak çıkmış. Ikisi de yüzerek karşıya geçmiş. Aslan biraz daha koşmuş, sonra aniden duruvermiş. Çakal da durmuş. Aslan geri dönüp çakalın üstüne yürümüş.
Çakal ıslanan tüfeğin ateş etmediğini görünce tüfeği atıp ırmaktan karşıya geçmiş. Aslan da peşinden gelmiş. Aslan çakalı ormanda uzun süre kovalamış, yetiştiği yerde vurmuş. Çakal güçbela canını kurtarmış. Bir daha onu oralarda gören olmamış.
İngilizce Günlük Hayat Terimleri
23/4/2008 · Kategori: English Lesson
İngilizce Günlük Hayat Terimleri
Günaydın.--------------- Good morning.
Tünaydın.----------------Good afternoon.
İyi günler.-----------------Have a nice day.
İyi akşamlar.--------------Good evening.
İyi geceler.---------------Good night.
Bir şey değil.--------------You're welcome.
Nasılsınız?-----------------How are you?
Sağolun, iyim.-------------Thank you. I'm fine.
Hanım.--------------------Mrs.
Bey.----------------------Mr.
Lütfen.-------------------Please.
Affedersiniz.--------------Excuse me.
Acıktım.------------------I'm hungry.
Susadım.-----------------I'm thirsty.
Kayboldum.---------------I'm lost.
Tamam.------------------Ok.
Önemli.------------------ That's important
İmdat.-------------------Help!
Hoş geldiniz.-------------Welcome
Teşekkür ederim.---------Thank you.
Allahısmarladık------------ Bye bye.
Güle güle.----------------Good bye.
Yine görüşürüz.-----------See you later.
Acele et.-----------------Hurry up
Anlıyorum.----------------I understand.
Anlamıyorum.-------------I can't understand.
Biliyorum.----------------- I know.
Bilmiyorum.---------------I don't know.
İstiyorum.----------------I want.
İstemiyorum.------------- I don't want.
Bana yardım edin.--------- Help me.
Dün.----------------------Yesterday.
Bugün.-------------------- Today.
Yarın.---------------------Tomorrow.
Sabah.--------------------Morning.
Öğle.----------------------Afternoon.
Akşam.-------------------- Evening.
Gece.---------------------Night.
Burada.--------------------Here.
Şurada.--------------------There
Orada.---------------------There
Sağda.---------------------On the right.
Solda.----------------------On the left.
Önde.----------------------On the front.
Arkada.--------------------At the back
İlerde.----------------------Ahead.
Tam karşıda, dosdoğru.------straight ahead.
Elimde var.------------------yes, on hand
Elimde yok.------------------no, not on hand.
Nerelisiniz?------------------Where are you from?
Türküm.--------------------I'm Turkish.
Türkiyeliyim.----------------I'm from Turkey.
Nerede kalıyorsunuz ?-------Where are you staying?
Tanıştığımıza memnun oldum-Nice to meet you.
Ben de memnun oldum------Nice to meet you, too.
Nasıl yardımcı olabilirim ?-----How can i help you?
Buyrun ne istemiştiniz ?------What would you like?
Almanya'dan geliyorum.------ I'm coming from Germany.
İtalya'nım.------------------- I'm Italian.
Subjunctive Mood (İNGİLİZCEDE İstek kipi)
21/4/2008 · Kategori: English Lesson
Subjunctive Mood (İNGİLİZCEDE İstek kipi)
Subjunctive Mood (İstek kipi)
Türkçe’de dilek kipi “...mesi, ...ması” şeklindedir. Mümle olarak örneklersek; Ben Ali’nin burda olmasını istiyorum. Doktor O’na dinlenmesini söyledi, gibi.
İngilizce’de Subjunctive Mood (SM)’un kullanıldığı belli fiiller vardır. Bunların sayısı 15’tir. Eğer bu fiiller temel cümlede kullanılırsa mutlaka yan cümlecikte SM kullanımını isterler. Bu fiilleri kolay olsun diye grup halinde yazacağız.
1.) Aşağıdaki Fiillerden sonra
İstemek Fiilleri:
Desire
Request
Ask
Beg
Urge
Demand
Önermek Fiilleri
Recommend
Advise
Propose
Suggest
Geri kalan beş fiil bir grup halinde verilemiyeceğinden ayrı yazacağız.
İnsist: ısrar etmek
Prefer: tercih etmek
Require: gerektirmek
Order: emretmek
Move: hareket etmek (pek kullanılmaz.)
İnglizce’de bu fiiller dilek kipini gerektirirler. Bunlar temel cümşlede olduklarında mutlaka mutlaka dilek kipi kullanılmalıdır.
The doctor recommended that he should rest as much as possible. (Doktor O’na mümkün olduğu kadar dinlenmesi gerektiğini tavsiye etti.)
İnglizce’de dilek kipi yapısında sadece “should” kullanılır. Yalnız “should”un kullanılması obsiyoneldir. Yani olsa da olur olmazsa da. Bu nedenle yukarıdaki cümleyi şu şekilde de yazabiliriz:
The doctor recommended that he rest as much as possible. (Doktor O’na mümkün olduğu kadar dinlenmesini tavsiye etti.)
Görüldüğü gibi “should”un kullanılmaması durumunda sonrasındaki fiil çekilmemiş gibi görünür. Yani “bare infinitive” olarak kalır. “should”un kısaltılması formuna dikkat etmek gerekir. KPDS’de bu fiil boş bırakılarak sorulur. Önemlidir, iyi öğrenmek gerekir. SM yapısını Türkçe’ye çevirirken “should”un gerekir anlamı yarine Türkçe’deki dilek kipi anlamı olan “...mesi, ...ması” şeklinde çeviririz.
I insisted that my son (should) be a doctor. (Oğlumun bir doktor olmasında ısrar ettim.)
***Not: Dilek kipinin yan cümlecikte kullanıldığına dikkat ediniz.
The committee requisted that the documents (should) be summitted until tomorrow. (Komite belgelerin yarına kadar sunulmasını istedi.)
I advised her that she ...............breakfast early. Boş olan yere ne gelmelidir?
have
has
had
to have
has had
“have” doğru cevap olur. Çünkü temel cümlecikte “advise” fiilinin olmasından dolayı yan cümlecik yapısı SM olmalıdır. Bu nedenle asıl olması gereken “should have” dir. “should” kısaltıldığından doğru cevap “have” olur. Çok dikkatli olmak gerekir.
I advised her that she have breakfast early. (Erken kahvaltı yapmasını önerdim.)
2.) Aşağıdaki sıfatlardan sonra SM kullanılır
Sıfatlar Noun Clouse’ların özne yapısında kullanıldıklarından bu madede sadece Noun Clouse’ların özne yapısı olacaktır. SM’ un kullanıldığı en önemli sıfatlar şunlardır:
Önemli Sözcükleri
İmportant
Crucial
Vital
Significant (anlamlı)
Gerekli Sözcükleri
Necessary
İmperative (zorunlu)
Mandatory (zorunlu)
Essential
possıble
İnglizce’de bu sıfatlar kullanıldıklarında dilek kipi gerektirirler
It is necessary that he (should) work hard. (Onun sıkı çalışması gerekir.)
It is essential that our environment be protected. (Çevremizin korunması temeldir.)
Protect, Preserve, Conserve: korumak
English Tenses İngilizce Zamanlar THE PAST CONTINUOUS TENSE - GEÇMiŞTE SÜREKLİ ZAMAN, Örnek Cümleler ve kullanıldığı yerler
20/3/2008 · Kategori: English Lesson
Geçmişte bir süre devam
(Olumlu ) Cümle yapısı : Özne – was veya were - fiil+ing – diğer
I was waiting you. Seni bekliyordum.
You were waiting Ali Ali’yi bekliyordun.
He was waiting Ali Ali’yi bekliyordu.(Erkek)
She was waiting Ali Ali’yi bekliyordu.(Kadın)
It was waiting Ali Ali’yi bekliyordu.
We were waiting Ali Ali’yi bekliyorduk.
You were waiting Ali Ali’yi Bekliyordunuz.
They were waiting Ali Ali’yi bekliyorlardı.
Olumsuz Cümle yapısında yardımcı fiilden sonra (were, was) not getirilir. Genellikle was not ve were not yerine kısaltılarak wasn’t ve weren’t kullanılır.
I wasn’t waiting you. Seni beklemiyordum.
You weren’t waiting Ali Ali’yi beklemiyordun.
He wasn’t waiting Ali Ali’yi beklemiyordu.(Erkek)
She wasn’t waiting Ali Ali’yi beklemiyordu.(Kadın)
It wasn’t waiting Ali Ali’yi beklemiyordu.
We weren’t waiting Ali Ali’yi beklemiyorduk.
You weren’t waiting Ali Ali’yi Beklemiyordunuz.
They weren’t waiting Ali Ali’yi beklemiyorlardı.
Soru Cümle yapısında yardımcı fiilden (were, was) cümle başına getirilir.
Was I waiting you. Seni bekliyor muydum ?
Were you waiting Ali Ali’yi bekliyor muydun ?
Was he waiting Ali Ali’yi bekliyor muydu ?(Erkek)
Was she waiting Ali Ali’yi bekliyor muydu ?(Kadın)
Was It waiting Ali Ali’yi bekliyor muydu ?
Were we waiting Ali Ali’yi bekliyor muyduk ?
Were you waiting Ali Ali’yi bekliyor muydunuz ?
Were They waiting Ali Ali’yi bekliyorlar mıydı ?
THE PAST CONTINUOUS TENSE KULLANILDIĞI YERLER
Geçmiş zamanda, belirli bir zamanda devam eden eylemleri anlatmak için kullanılır.
We were runing yesterday morning. (Biz dün sabah koşuyorduk.)
Geçmişte başlamış olan ve başka bir geçmiş eylemin başladığı sırada devam eden bir eylemi anlatmak için kullanılır. Bu durumda cümlede bir zarf cümleciği bulunmalıdır.
They were sleeping when we went. (Biz gittiğimizde onlar uyuyordu.)
(a) Eylem devam ediyor, ama (b) eylem başlayıp bitmiş, (c)
Birinci eylem devam ederken başlamış ve bitmiş.
Geçmişte ve aynı anda devam eden iki eylemi anlatmak için kullanılır. Bu durumda da bir zarf cümleciği gereklidir.
I was writing a letter while he was watching television. (O televizyon izlerken ben mektup yazıyordum).
Her iki eylem de geçmişte ve devam ediyor.
Daha önceden niyet ettiğimiz ya da tasarladığımız ama şimdi gerçekleşemeyecek veya gerçekleşmesi şüpheli olan eylemleri anlatmak için kullanılır.
I was planing to go out tonight, but came my guest . (Ben bu gece çıkmayı planlıyordum, ama benim konuğum geldi.)
Süregelen geçmiş zaman için kullanılabilecek zaman ifadeleri :
|
All morning/aftemoon/evening/night/day/month/year |
Bütün sabah/akşam/vb |
|
the whole morning/aftemoon/night/day/week/month/year |
Bütün sabah/akşam/vb |
|
the entire morning/afternoon/night/day/week/month/year |
Bütün sabah/akşam/vb |
|
All the time |
onca zaman, sürekli |
|
Then |
o zaman, o anda |
|
During |
... sırasında |
İngilizce Edatlar Listesi, English Prepositions List (in, on, under, at, by, to, up, of, behind, beneath, like, next to, over, past, through, towards, for, from, into, off, about, after, along, before, between down,in front of,near,out of,round)
27/2/2008 · Kategori: English Lesson
İngilizce Edatlar Listesi, English Prepositions List (in, on, under, at, by, to, up, of, behind, beneath, like, next to, over, past, through, towards, for, from, into, off, about, after, along, before, between down,in front of,near,out of, round since till, without,across, below, beyond, expect, outside, inside, until, above, against, beside, despite, in spide of, opposide)
in de, da, içinde, içine, halinde, olarak, içeriye, içeri
zaman ifadelerinde in the morning, in the afternoon, in summer, in april, in 2007
on üstünde, üzerinde, de, e doğru, yönünde, ile, civarında, esnasında
under altında, altı, altından, aşağısına, döneminde, emrinde, bağlı, etkisi altında, halinde
at de, da, ye, ya, e, a
by yanında, kenarında, başında, yakınında, yanından, yakınından, yoluyla, yolundan, tarafından, kadar (süre), vasıtasıyla, ile, göre
to e, ye, ya, e doğru, göre, karşı
with ile, birlikte, beraber, li
up ile, birlikte, beraber, li
of nin, ın, den, li, yüzünden
behind arkasında, gerisinde, ardındaki, arkasından, ardından, peşinde
beneath altında
like benzer, gibi, aynı; olası; falan
next to en yakın, yanında, yanına, yanısıra, neredeyse, hemen hemen
over fazla, çok, aşırı, yüksek, üstün, üstünde, üzerinde, üstüne, üzerinden, aracılığı ile, boyunca, baştan sona, öbür tarafa, karşıya, hakkında
past geçe, geçkin, ötesinde, öte, yanından geçerek
through bir uçtan bir uca, sayesinde, içinden, arasından, baştan başa, yüzünden
towards -e dogru, yönünde; -e dogru, sularinda; ile ilgili, -e karsi
for için, göre, amacıyla, doğru, uygun, yönünde, yarayan, karşı, dolayı, sebebiyle
from den, den beri, dan, beri, itibaren, yüzünden, dolayı
into içine, içeriye, haline, e, ye
off den, dan, dışında, haricinde, izinli, olası
about hakkında, etrafında, dair, konusunda, orada burada, üstünde, ilgili
after sonra, arkasından, den sonra, izleyen, ardından, peşinden; göre
along boyunca
before önünde, huzurunda, karşısında, önüne, önde, önce, evvel, ilerisinde
between arasında, aralarında
down aşağıya doğru, aşağısına doğru, aşağısında; boyunca; beri
in front of önünde, karşısında
near yakın, bitişik
out of den dışarı, den, den dolayı, dolayı, dışında, haricinde, siz, yoksun, hakkında
round çevresinde, etrafında, yakında, yakınında, hakkında, konusunda
since den beri, den itibaren, den bu yana
till kadar, dek
without olmadan, siz, sız, meden, dışında
across karşısında, içinden, ortasından, üstünden; öbür tarafında
below aşağı, altında, altta
beyond ötesine, ötesinde, öteye, ötede, den öte, ötesi; ayrıca, haricinde, götürmez
except haricinde
outside dışında, dışına, ötesine, den başka
inside içinde, içine, içerisinde
until kadar, değin, dek
above üstünde, üzerinde, üzerine, yüksek, üstün, öte
against karşı, aykırı, aleyhinde, dayalı, karşısında
beside yanına, yanında, dışında, başka, kıyasla, nazaran, nispeten
despite karşın, rağmen
in spite of rağmen
opposite karşısında, karşıda, karşılıklı, karşısındaki
« Önceki :: Sonraki »

