Domuz gribi aşısı ne zaman gelecek, domuz gribine karşı aşılama
31/10/2009 · Kategori: Saglik
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Buzgan, domuz gribi aşılarının Roma'da uçağa yüklenmeye başlandığını açıkladı. 10 gün içinde başlanacak olan aşılama işlemi ilk olarak hacılarda uygulanacak.
PAZARTESİ TÜRKİYE'DE
Domuz gribi aşısının ilk partisi, İtalya'da uçağa yüklenmeye başlandı. Hafta başı Türkiye'de olması beklenen aşılar, İstanbul üzerinden Ankara'ya gelecek ve testlerden geçirilecek. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, aşılama işlemlerinin 10 gün içinde başlayacağını açıkladı.
Aşıların yurtdışında kontrolden geçtiğini ve ruhsatlandırıldığını belirten Buzgan, “Havayoluyla gelecek. Roma'dan Ankara'ya direkt uçuş yok. İstanbul'a gelecek, oradan Ankara'ya gelecek. Teslim alacağız, testlerini yapacağız. Ne kadar ruhsatlı, testleri yapılmış olsa da Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi'nde kontrolleri yaptıktan sonra aşılamaya başlayacağız” dedi.
Buzgan İtalya'dan gelecek aşıların Novartis firmasının imalatı olduğunu açıkladı.
10 GÜN İÇİNDE AŞILAMA BAŞLAYACAK
İlk partide 500 bin, ay sonuna kadarsa 1 milyon 800 bin doz aşı alınacağını kaydeden Buzgan, aşılamanın ne zaman başlayacağı sorusu üzerine, “Testlerinde süreç uzamazsa 10 gün içinde aşılama başlayabilir” dedi. Buzgan, pazartesi günü aşıların Türkiye'ye gelmesini beklediklerini kaydetti. Aşının gelmesiyle birlikte hacı adayları ile diğer öncelikli grupları aşılamaya başlayacaklarını ifade eden Buzgan, ilk giden 1-2 hacı kafilesine aşı yapılamayabileceğini söyledi.
AŞI UZUN ZAMAN KORUMA SAĞLAYACAK
Buzgan alınacak aşıların uzun süre bağışıklık sağlayabileceğini belirterek, geçmişte domuz gribine yakalananların bir daha yakalanmamasının bağışıklık konusunda umut verdiğini ifade etti. Buzgan, buna karşın aşının tekrarlanmasının daha yararlı olacağını belirtti. Buzgan, iddiaların aksine Türkiye'nin aşı üretecek durumda olmadığını kaydetti.
ECZANEDE SATILMAYACAK
Domuz gribi ile ilgili aşılama esasları şöyle:
- Türkiye'ye ay sonuna kadar 1 milyon 800 bin aşı gelecek. Kasımda 3 milyon 550 bin, aralıkta 12 milyon 750 bin, ocakta 6 milyon 250 bin, şubatta ise 11 milyon doz domuz aşısının Türkiye'ye ulaşması planlanıyor. Bir firmadan 25 milyon doz, diğer firmadan 15 milyon doz, 3. firmadan ise 3 milyon doz aşı alınacak. Tüm siparişin yüzde 35'i 2010 Ocak başına kadar teslim edilecek.
- Hamileler, sağlık çalışanları, 6-35 aylık bebekler, kritik alanlardaki personel; diyabet, kronik akciğer hastalığı, kronik hastalık sebebiyle risk taşıyan 3-64 yaş aralığındaki kişiler, kolluk kuvvetleri, silahlı kuvvetler mensupları, 65 yaş üstü kişiler, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite öğrencileri öncelikli gruplar arasında olacak.
- Ücretsiz olarak yapılacak aşılar eczanede satılmayacak.
- Aşıda enjeksiyon yöntemi kullanılacak.
AŞIDA SAKINCALI GRUPLAR HANGİLERİ
Sağlık açısından aşı yapılmayacak riskli gruplar şunlar:
- İlk 6 aya kadarki çocuklar.
- Gebeliğinin ilk üç ayında olanlar.
- Yumurtaya alerjisi olanlar
Domuz gribinin belirtileri nelerdir, domuz gribi nasıl bulaşır,
31/10/2009 · Kategori: Saglik
Domuz gribinin en önemli belirtilerinin üşüme ve titremeyle nükseden 38 derecenin üzerine çıkan yüksek ateş, göz çukurlarında da hissedilen şiddetli baş ağrısı, ileri derecede kas ve eklem ağrıları, bitkinlik şeklinde sıralanırken, soğuk algınlığından farklı olarak belirtilerin yavaş yavaş değil, birdenbire ortaya çıktığı ve daha fazla ateşlenmeye yol açtığı bildirildi.
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Büke, hastalığın nasıl bulaştığını, belirtilerini ve korunma yollarını anlattı.
Prof. Dr. Büke, domuzların en önemli özelliğinin, kendi virüslerinin yanında insan ve kuş gribi virüslerini de barındırabilmesi olduğunu, bu rekombinasyonla yeni bir virüs oluştuğunu, insanların daha önce benzer bir virüsle karşılaşıp direnç kazanmadıkları için bu virüsün dünyada büyük bir tehlike oluşturduğunu ifade etti.
-HASTALIĞIN BELİRTİLERİ-
Prof. Dr. Büke, virüsün 2 ile 4 gün arasında kuluçka döneminin olduğunu, bu sürede herhangi bir belirtisinin gözlenmeyeceğini ifade ederek, ''mesela hava alanlarında hastalığa yönelik kontroller yapılıyor. Güzel bir uygulama, ama ilk 4 gün hiçbir belirti göstermediği unutulmamalı. Şüpheli kişileri en azından 3-4 gün gözlem altında tutmakta yarar var'' diye konuştu.
Hastalığın 4 temel belirtisinin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Büke, bu belirtileri şöyle sıraladı:
''En önemli özelliği, üşüme ve titremeyle nükseden 38 derecenin üzerine çıkan yüksek ateş. Diğer belirtileri göz çukurlarında da hissedilen şiddetli baş ağrısı, ileri derecede kas ve eklem ağrıları, son olarak da bitkinlik. Bu arada öksürük ve burun tıkanıklığı da görülebilir. Bu belirtiler kuluçka döneminden hemen sonra yavaş yavaş değil, birdenbire başlar.
Soğuk algınlığıyla karıştırmamak gerekiyor. Soğuk algınlığı yavaş yavaş gelişir, ateş çok yüksek değildir, burun akıntısı ön plandadır. Kas ve eklem ağrıları olsa bile ileri derecede bitkinlik görülmez.''
-NASIL BULAŞIYOR?-
Prof. Dr. Münir Büke, hastalığın en yaygın olarak solunum yollarıyla bulaştığına dikkati çekti.
Hasta insanların öksürük ve aksırığıyla havaya birçok damlacık saçıldığını, konuşurken 200-300, öksürürken 4 bin damlacığın havaya karıştığını kaydeden Prof. Dr. Büke, ''virüsü taşıyan kişi öksürüp hapşırırsa, 4 metreye kadar hiç temas etmeseniz bile size bulaşabiliyor. Havaya saçılan partiküller havada uzunca bir süre kalabiliyor ve bunların solunmasıyla solunum yoluyla kişiye geçiyor'' şeklinde konuştu.
Bunun dışında öksürük ve hapşırık sırasında mikrobun göz mukozasına yerleşerek de hastalığın bulaştığını belirten Prof. Dr. Büke, ''yine eller, yakın temas çok önemli. Bu nedenle hasta kişilerin mutlaka izole edilmesi, toplu bulunulan yerlerden uzak durması, maske takması lazım. Mutlaka sık sık ellerin yıkanması gerekiyor'' dedi.
Okullar, sinemalar, ulaşım araçları gibi topluca bulunulan yerlerde riskin daha fazla olduğuna işaret eden Prof. Dr. Büke, ''bütün vatandaşlarımız sık sık el ve yüz yıkamayı bu dönemde daha fazla önemsemeli. Öpüşmeye, tokalaşmaya biraz ara vermeliyiz. Hastalık bulaştırma bilinciyle, hastaların, öksüren kişilerin maske takması, öksürüp aksırırken mendil kullanmanın alışkanlık haline getirilmesi lazım'' diye konuştu.
Prof. Dr. Büke, Türkiye'de gerekli önlemlerin olabildiğince alındığını, Sağlık Bakanlığının bu konuda ''uyanık'' davrandığını söyledi.
-Domuz gribi nasıl tedavi edilir
Domuz gribine yakalanan kişilerin tedavisinin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine, Münir Büke şunları anlattı:
''Bereket; kuş gribi virüsleri dışında tedavisi var. Virüsü almış kişilerde ilk 36 saat içinde tamiflu veya muadili ilaç 5 gün süreyle sabah akşam kullanılabilir, ya da hastalığın görüldüğü yerlerde bulunulduğunda, koruyucu ilaçlar alınabilir. Ama bunlar ithal olduğu için pahalı ilaçlar, herkesin kullanmasına imkan yok. 65 yaş üzerindekilere, kalp akciğer rahatsızlığı, astımı olanlara, romatizmal hastalıklar nedeniyle kortizon kullananlara, kanser tedavisi görenlere, küçük çocuklara öncelik tanımalıyız.''
Gribe yol açan virüslerin sürekli değişkenlik gösterdiğini, domuz gribindeki gibi genetik değişkenlikler gösterdiğinde ortaya yepyeni bir virüsün çıktığını dile getiren Prof. Dr. Büke, bu yüzden koruyucu antikorların bulunmadığını, yani şu an için aşısının geliştirilemediğini ifade etti.
-''YÜKSEK ATEŞ, VİRÜSLERİN ÖLÜMÜNE YOL AÇIYOR''-
Prof. Dr. Büke, hastalıkla birlikte ortaya çıkan yüksek ateşi düşürmeye çalışmamak gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''65 yaş üzerindeki kalp akciğer rahatsızlığı olan kişilerde, küçük çocuklarda, hamile kadınlarda ateşi düşürelim. Ama sağlıklı olup grip olanlarda ateşi düşürmememiz lazım. Ateş insana rahatsızlık veriyor, metabolizmayı hızlandırıyor, kalp atışlarını artırıyor, ama bunun yanında virüslerin ölümüne yol açıyor ve vücudun direncinde önemli işlev görüyor, bir çeşit savunma mekanizması gibi işliyor. Vücut 41 dereceye kadar dayanır, 4 saat kadar 42 dereceye dayanır. Mesela ben grip olduğumda ateşimi daha da yükseltirim ve 5-6 saat içinde bu iş biter. Eskilerin hastayı ''terletme'' metodunun mantığı da budur zaten.
Bu nedenle parasetamol dediğimiz ateş düşürücüleri kullanmamak gerekiyor, ateş düşürülecekse fiziki yöntemleri kullanmak daha iyi. Çünkü parasetamol içeren ilaçlar virüslere karşı antikor oluşumunu engelliyor ve virüslerin çoğalmasını sağlayarak hastalığın tedavi sürecinin uzamasına yol açıyor.''
Domuz gribine yakalanan kişi ne yapmalı, nasıl tedavi olmalı, ha
31/10/2009 · Kategori: Saglik
Sağlık Bakanlığı, domuz gribinden korunmak, karşılaşılan vakalarda ne şekilde davranılması gerektiği gibi durumlarda dikkat edilmesi gereken hususları açıkladı.
Sağlık Bakanlığı, Diyarbakır’da tedavisi devam eden 34 yaşındaki bir kadının, domuz gribinden hayatını kaybettiğini açıkladı. Türkiye genelinde bugüne kadar toplam 1.411 vaka tespit edildi.
Sağlık Bakanlığı, Diyarbakır’da tedavisi devam eden 34 yaşındaki bir kadının, domuz gribinden hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığın açıklaması şöyle:
İlk pandemik A(H1N1) grip vakasının tespit edildiği 15 Mayıs 2009 tarihinden bu yana ülkemizde toplam 1.411 pandemik A (H1N1) vakası tespit edilmiştir. Bu vaka sayısı bugün itibariyle Türkiye’de var olan vaka sayısı değil, sürecin başlangıcından bu yana tespit edilen toplam vaka sayısıdır.
Laboratuvar teyitli ve tedavisi hastanede sürdürülmekte olan 12 vakamız bulunmaktaydı. Bunlardan Diyarbakır’da tedavisi devam eden 34 yaşında bir bayan vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiştir. Halen 11 vakanın tedavisi hastanede devam etmektedir. Bunlardan durumu ağır olan 3 hastanın tedavisi ise yoğun bakımda sürdürülmektedir.
Vatandaşlarımızın korunma tedbirlerine özenle riayet etmesi, grip belirtileri olan çocukların okul ve dershaneye gönderilmemesi gerekmektedir.
2 yaşından küçük çocuklar, kronik hastalığı olanlar, gebeler ve 65 yaş üstündekilerin grip belirtileri ortaya çıktığında mutlaka bir hekime müracaat etmeleri gerekmektedir.
Bunların dışındaki kişilerde grip belirtileri ortaya çıktığında evlerinde istirahat etmeleri, ancak genel durumda kötüleşme, solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, 3 günden fazla süren ateş, ciddi ve sürekli kusması olan vakaların beklemeden doktora müracaatları büyük önem taşımaktadır.
Domuz gribinden nasıl korunabiliriz ?, Domuz gribine karşı ne gi
31/10/2009 · Kategori: Saglik
Uzmanlar, bütün dünyayı tehdit eden domuz gribi salgınına yakalanmamak için alınması gereken önlemleri ve domuz gribinden korunma yolları ile ilgili merak edilen soruları cevaplandırdı.
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Klinik Şefi Prof. Dr. Ziya Mocan, domuz gribinden korunma yollarıyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı.
Domuz gribinden nasıl korunabiliriz? Doğal yollardan beslenmek bizi domuz gribinden koruyabilir mi?
Birincisi bağışıklık sistemimizi yüksek tutmamız lazım. Bunun için beslenmemize dikkat edeceğiz. Yeterli uyumak, düzenli egzersiz yapmak, sigarayı bırakmak ve alkolden uzak durmak domuz gribinden korunmanın başlıca kuralları… Bitkisel olarak da bazı gıdaları ön planda tutmamız lazım. Bol yeşil gıdalar, narenciye ve sarmısak tüketilmeli.
h1n1 den korunmak için hangi vitaminleri almalıyız
Vitaminler domuz gribinden korur mu? Özellikle hangi vitaminlerin alınması yararlıdır?
‘Vitaminlerin domuz gribinden koruması’ diye bir şey söz konusu değil! Yani genel olarak vücut direncini artırmak için kullanılır ama hiçbir zaman koruması söz konusu değildir ancak yardımcı faktör olabilir. Ama A ve C vitamininden zengin gıdalarla beslenmek önemlidir. Maydanoz, sarımsak ve soğan bol vitamin içerir.
Tavuk suyuna çorba ve soğan suyu, domuz gribine iyi gelir mi?
Hayır. Vücudun direncini yükseltebilir ama tavuk suyuna çorbanın ekstra bir koruyuculuğu yoktur! Tavuk suyuna çorbada yağ oranı fazladır. Et suları, iştahı arttırır. İştah artınca, vücut direncinde belki bir miktar koruyucu etki gösterebilir ama domuz gribine karşı koruyucu olamaz.
Bu virüs bir hapşırıkla kaç metreye hastalık taşır?
İki metreye kadar taşıyabilir. Birisi asansörde hapşırırsa, grip kapma oranınız yüzde 100′e yakındır. Açık havada yaşamadığımız için bulunduğumuz alanı sık sık havalandırmamız gerekir. Kapalı alanda mikrop bir saat asılı halde yaşıyor. Bir hapşırık etraftaki 10 hatta 20 kişiyi hasta edebiliyor. Hapşırırken ağzımızı elimizle değil de, dirseğimizle kapamalıyız. Böylece öksürme ya da hapşırma yoluyla dışarı atılan mikrop, bizim ceketimizin üzerine gelir ve elimizle de başkalarına bulaştırmamış oluruz.
Hastalık, ateş çıktığı andan itibaren mi bulaşmaya başlıyor?
Birisi yüzünüze hapşırdığı zaman bulaşıcılık süresi ortalama iki gündür. Yani siz mikrobu kaptıktan iki gün sonra hasta olmaya başlarsınız. Eğer siz mikrop aldığınızı düşünüyorsanız; dört gün ile bir hafta arasında hasta olmadıysanız, mikrop kapmamışsınız demektir. Ateşiniz düştükten bir hafta sonra da başkasına bulaştırmazsınız.
Elinizi su ve sabunla yıkamaya çalışın!
Ellerimizi günde kaç kez ve ne şekilde yıkamalıyız?
Çok sık yıkamalıyız. Günde en az beş-altı kez yıkamamız gerek.
El yıkarken neye önem vermeliyiz?
Elinizi yıkarken, su ve sabunla yıkamaya özen gösterin. Sabunun; sıvı ya da normal sabun olması fark etmez. Dikkat edilmesi gereken en az 30 saniye ellerin yıkanmasıdır. Su bulunmayan yerlerde antibakteriyel jeller kullanılabilir.
Grip olanlar maskeyi dışarı çıkarken takmalı!
Maske koruyucu mu? Kimler maske takmalı; grip olan kişi mi yoksa gripten korunmak isteyen kişi mi?
Grip olan kişi hastaneye gitmek için topluluk içine çıkacaksa maske takmalı. Ama korunmak isteyenler, çevrelerinde şüpheli de biri varsa maske takmak zorundadır.
Toplu taşıma araçlarında nelere dikkat etmeliyiz?
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Klinik Şefi Prof. Dr. Ziya Mocan, domuz gribinden korunma yollarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı. Mocan, “Beslenme sisteminize dikkat edin, sigara ve alkolden uzak durun ve bol bol vitamin tüketin” dedi.
Eğer bir şekilde yanınızda birisi aniden hapşırdıysa, en kısa zamanda elinizi yıkayıp, daha sonra burnunuzu tuzlu suyla yıkayın. Birisiyle karşılaşınca hemen öpüşmemeye özen gösterin.
Ailede domuz gribine yakalanan olursa ne yapılacak? Gripli kişi ayrı bir odada mı kalacak?
Evde küçük bir karantina ortamı yaratmaya çalışın. Diyelim ki; evde gripli var. Onun eşyalarını sık sık dezenfektanla silmeye çalışın. Çarşaf ve tabaklarını da ayrı yıkayıp, odasını sık sık havalandırmaya özen gösterin.
Hangi durumlarda hastaneye gidilmelidir?
Nefes darlığı çeken, cildinde hafif morarmalar olan, öksürüğü artan ve ateşle birlikte ishal olan çocukların derhal hastaneye başvurması gerekir. Yetişkinlerde de nefes almada zorluk, göğüs ve karında basınç hissi, beyin fonksiyonlarında yavaşlama ve şiddetli kusma hastalığın belirtileri arasındadır. Derhal hastaneye gidilmelidir!
Bağışıklık Sistemi nedir, bağışıklık sistemi ile beslenme arasın
31/10/2009 · Kategori: Saglik
Bağışıklık Sistemi ve Beslenme
Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu "mikrop" diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur.
İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı bir vücut; karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla "çaktırmadan" başeder. Mikroplarla başedemediğimiz durumlarda da "hasta" oluruz.
Bağışıklık sisteminin görevi de; öncelikle bu organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya girer ise vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür ancak bazı koşullarda bağışıklık sistemi yardıma gereksinim duyabilir.
Bağışıklık sistemi; aynı nörolojik sisteme benzer bir yapıya sahiptir. Bağışıklık sisteminin en önemli özelliklerinden biri; kendi ve kendisine yabancı milyonlarca değişik düşmanı tanıyıp ayırt edebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Bu özelliği sayesinde bağışıklık sisteminde görevli olan tüm hücreler, ilk karşılaştığı yabancıyı görür, belleğine kaydeder ve daha sonra gördüğünde de hatırlar.
Bağışıklık sistemimizin vücudumuzu savunmada başarılı olmasının altında yatan sır ise; vücudumuz içerisinde detaylı ve dinamik bir iletişim ağına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Milyonlarca ve milyonlarca hücre, arı kovanının etrafını saran arı kümeleri gibi bir araya gelip seriler halinde organize olur ve bilgileri arkadan ileriye doğru iletir. Bir kez bağışıklık hücreleri uyarıyı aldıkları zaman, taktiksel birtakım değişiklere giderek çok güçlü kimyasallar üretmeye başlarlar. Bu maddeler hücrelerin kendi büyeme ve hareketlerini düzenlemelerine izin vererek vücut savunmasını başlatır.
Canlılar öldüğünde; bağışıklık sistemleri de (diğer herşeyle birlikte) yok olur. Saatler içerisinde vücudu çok çeşitli bakteri, parazit ve mikrop istila eder. Ancak bunların hiçbiri bağışıklık sistemimiz çalıştığı zaman vücudumuza giremez. Ama bağışıklık sistemimizin bozulduğu veya yok olduğu noktada vücudumuzun savunma kapıları sonuna kadar açık kalır, Bunun sonucunda da allerji, artrit, enfeksiyonlar veya AIDS gibi birçok hastalığın gündeme geldiği durumlarla karşılaşabiliriz.
Beslenme vücudun direncine ve mikroplara etki edebilmektedir. Fazla yorgunluk, travmalar, yanıklar vb vücutta protein yıkımına ve böylece direncin azalmasına neden olur. Protein ve enerji bakımından yetersiz ve kötü beslenme durumlarında bağışıklık sisteminde görevli yapıların vücudumuzu savunma gücü zayıflar, beslenme yetersizliği özellikle çocuklukta hastalıklara yakalanma ve ölümde büyük rol oynamaktadır. Eksik beslenme enfeksiyonlara ve bunların komplikasyonlarına zemin hazırlamaktadır. Oluşan enfeksiyon da beslenmeyi bozar ve bağışıklığı azaltabilir.
Alkol keyif verici bir madde olarak günlük yaşantımızda yer almaktadır. Alkolün, özellikle kronik alkol alışkanlığının, organizmanın immun savunması üzerinde olumsuz etkiler yaptığı kanıtlanmıştır.
Uyku sırasında vücudumuz ve beynimiz dinlenirken bağışıklık sistemi dinlenmez. Aksine işgalci organizmalara karşı hazırlık yapar. Eğer iyi dinlenilmezse bağışıklık sistemi bozulabilir.
Yukarıda saydığımız etkenlerin dışında bazı ilaç tedavileri, yorgunluk, aşırı spor yapma, mevsimsel ve hormonal değişikliklerde immun sistemimizi zayıflatan faktörlerdendir.
Dünyada her yıl 6 milyon çocuğun yetersiz beslenme sonucu bağışıklık sisteminin çökmesinden kaynaklanan enfeksiyonlar yüzünden öldüğü bildirilmektedir. Bunun için beslenmemizde bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardım edecek yeterli protein almaya, özellikle biyolojik değeri yüksek, süt, süt ürünleri, yumurta gibi, proteinleri tüketmeye dikkat etmeliyiz.
Ayrıca; serbest radikalere karşı ilk savunma hattımız olduğu düşünülen C ve E vitamini, beta-karoten içeren besinleri de sıkça tüketmeliyiz. Bilindiği gibi; serbest radikaller, insan yaşamında'kötü çocuklar'olarak isim yapmalarına rağmen yaşamımız için gereklidir ve yalnız fazla bulundukları zaman tehlikeli olurlar. Serbest radikallerden korunmamızı, anti-oksidanlar olarak adlandırılan mikro besin maddeleri sağlayabilir. Anti-oksidan, yiyecekleri özellikle yağları-oksidasyondan ve bozulmaktan koruyan bir maddedir. İsimlerinden de anlaşılabileceği gibi, oksijenin diğer maddelerle birleşmesini önleyerek vücuttaki maddelerin okside olmasını engeller. Bu yolla, zincirleme reaksiyonu engeller.
Limon, portakal,mandalina, dolmalık biber, maydanoz, kivi ve greyfurt bol miktarda C vitamini; ayçiçek yağı, badem, ceviz ve fıstık türleri de E vitamininden zengin besin maddeleridir. Turuncu, kırmızı, ve yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten de bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar. Bu vitamini içeren gıdaları tüketmekle hem bağışıklık sistemini güçlendirmiş, hem de kanserden korunmuş oluruz. Beta kroten vücutta A vitaminine çevrilerek dolaylı yarar da sağlamaktadır.
A vitamini, havuç, ıspanak, kabak ve domateste vardır. A vitamini kandaki beyaz hücre aktivitesini artırarak kanser tümörleriyle savaşmaya yardım eder. Bir orta boy patates günlük A vitamini ihtiyacının yaklaşık iki katını karşılar. A vitamininden zengin diğer besinler karaciğer, havuç, ıspanak, brokoli, marul, kayısı ve kavundur.
Serbest radikallere karşı savaşmak için aldığımız bütün besinler önemlidir fakat bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla yapılan diyetin göz önünde bulundurulması gereken spesifık yönleri vardır. Savunmaya yönelik yemeyi planlıyorsak yağ ve kolesterol tüketimi, protein alımı ve diyet lifi de en az aldığımız besinlerin çeşitliliği kadar önemlidir. Bu noktada yağlı ve bol salçalı etlerden ve fazla miktarda şeker tüketiminden de kaçınmak gerekir. Araştırmalar, şekerin akyuvarların bakterileri yutma ve yoketme yeteneğini azalttığını göstermiştir. 100 gram şeker içeren bir içeceğin 2 saat içinde bağışıklık işlevlerini yarı yarıya düşürdüğünü ve bunu en az 5 saat sürdüğü belirtilmektedir.
Ayrıca bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin organizmadaki hareketlerini sürdürebilmeleri için günde en azından 2-3 litre su veya madensuyu-meyve suyu 4: 1 oranında içilmesinde fayda vardır. Bununla birlikte omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalarda aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Tüm dünyada vitamin ve mineral kombinasyonları değişik hastalıkların tedavi protokollerine ek olarak, günlük beslenmeyi desteklemek amacıyla, subklinik seyirli hastalıklardan korunmada kullanılmaktadır.
Vitaminler ve mineraller; vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği için yiyeceklerle alınmaları gerekmektedir. Dolayısıyla beslenme ve sağlıklı bir bağışıklık sistemi arasındaki korelasyonu görmek çok kolaydır. Ancak iklim, toprak, ürünün ham ya da olgun oluşu, ürün toplama yöntemleri, taşıma ve depolama gibi çok sayıda faktör meyve ve sebzelerde vitamin kaybına yol açabilmektedir.
Bu durumda sağlığımız için gerekli olan vitaminleri dışardan yani çeşitli ilave vitamin takviyeleri ile sağlamamız gerekmektedir. Mikrobesinler olarak da adlandırılan vitaminler; yağlar, proteinler ve karbonhidrat gibi makrobesinlerin aksine çok düşük miktarda alınabilirler ve kalori içermezler.
Yağda ve suda eriyen olmak üzere iki alt gruba ayrılır. A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler, sentezleri için kolestrol gerektiren, yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir. Bu vitaminlerin yemeklerden sonra alınması, emilimlerini artırabilir.
B vitamin kompleksleri ailesinden ve C vitamininden oluşan suda eriyen vitaminler ise, vücutta depolanmazlar ve hergün belli miktarlarda dışardan alınmaları gerekmektedir. Bu vitaminlerin emilimlerini artırmak için bol su ile içilmesinde fayda vardır.
Vücut için vitaminler kadar önemli bir grup madde daha vardır ki; onlar da minerallerdir. Mineraller olmadan vitaminler görev yapamazlar. Mineraller kemik, diş, yumuşak doku, kas, kan sinir hücrelerinin yapısında bulunur. Hormon üretimi, sinirlerden mesaj iletimi gibi birçok biyolojik reaksiyonda, reaksiyonu hızlandırıcı rol oynarlar. Kalsiyum, iyot demir, magnezyum, fosfor, potasyum, selenium, sodium, çinko en önemlileridir.
Vitamin ve mineraller; birbirlerinin etkilerini artırabilmek için multivitamin - multimineral formülasyonları veya bitkisel preparatlarla kombinasyonlar şeklinde de piyasada bulunabilmektedir.
Son zamanlarda, vitaminlerin sağlığımız üzerine etkilerine yönelik araştırmalar yoğunlaşmıştır. Son dönemin en popular takviyelerinden olan antioksidanlar, vücudumuzu serbest radikallerin yol açtıkları hastalıklara karşı koruyan bileşiklerdir.
Çeşitli vitamin ve mineraller, ya anti-oksidan bir enzimin parçası olarak ya da tek başlarına antioksidan etki gösteriler. Minerallerden selenyum, bakır ve manganez, serbest radikalleri yok etmek için bir enzimle birleşir. Diğer yandan, E, C, A ve B6 vitaminleri ile beta-karoten ve çinko minerali, serbest radikalleri etkisiz hale getirmek için enzimlerden bağımsız olarak görevlerini yerine getirirler.
Bağışıklık hücrelerini serbest radikallerden zarar görmekten korumanın yanısıra (antioksidan özellik) kalp-damar hastalıkları, kanser ve katarakta karşı koruyucu olduğu bilinmektedir. Başka bir antioksidan olan yani hücreleri zarar görmekten koruyan madde olan C vitamininin yetersizliğinde çeşitli bağışıklık sistemlerinin bozulduğu görülmüştür. Ayrıca C vitamini, sigaranın akciğerlerdeki lenfositlere vereceği zararı önler. B6 vitamini bağışıklık ve sinir sistemlerinin düzenli çalışmasına yardım eder, folik asitse vücudu savunmak için savaşan alyuvarların yapımında görev alır.
Minerallerden çinkonun; bağışıklığı güçlü tutmada önemli rolü vardır. Vücutta enfeksiyon olduğu zaman bağışıklık hücrelerini çoğalması, ve hücreleri harekete geçiren kimyasal maddelerin salgılanması için çinkoya gereksinim duyarız. Aynı şekilde demir, bakır, ve selenyum da bağışıklık sistemini iyi çalışması için gereklidir.
Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak bize aşağıdaki avantajları sağlayacaktır:
- Enfeksiyonların şiddetini azaltacaktır. Böylelikle özellikle savunma hücreleri henüz tam gelişmeyen bebeklerin, mikrop taşıyan diğer çocuklarla temasın fazla olduğu okul çağındaki çocukların, ve bağışıklık azalmaya başladığı için yaşlıların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini azaltacaktır.
- Soğuk algınlığı, nezle ve diğer enfeksiyonlara yakalanma olasılığını azaltacaktır.
- Kanser hücrelerinin yok edilmesini en yüksek seviyeye çıkaracaktır.
- Canlılığı azaltan toksik kimyasalların birikmesini önleyerek enerji düzeylerini artıracaktır.
- Vücudu çevredeki radyasyon ve kirlerden koruyacaktır.
- Yaşlanma sürecini yavaşlatacaktır.
9. sınıf sağlık bilgisi konu anlatımı ve ders özetleri, 1. ünite
27/10/2009 · Kategori: Saglik
HASTA HAKLARINA İLİŞKİN AVRUPA STATÜSÜ (ANA SÖZLEŞMESİ)
TEMEL DOKÜMAN
Roma, Kasım 2002
BÖLÜM 2: HASTALARA AİT ON DÖRT HAK
Bu bölüm on dört maddelik hasta hakları bildirisini ele almaktadır. Hasta haklarının amacı “insan sağlığının yüksek düzeyde korunmasını” ve çeşitli ulusal sağlık kurumları tarafından yüksek kalitede hizmetin verilmesini sağlamaktır.
1.Koruyucu Tedbirlerin Alınması Hakkı: Her bir birey hastalıktan korunmak için uygun tedavi görme hakkına sahiptir.
2.Yararlanma Hakkı: Her birey sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri herkese eşit olarak verilmeli ve hastalığın türü, zamanı, ikamet yeri veya mali kaynaklar konusunda ayrım yapılmamalıdır.
3.Bilgi Hakkı: Her birey, kendi sağlık durumu hakkında, mevcut sağlık hizmetleri ve onlardan nasıl yararlanabileceği konusunda ve tüm bilimsel araştırma ve teknolojik yenilikler ile ilgili bilgi alma hakkına sahiptir.
4-Rıza (onay) Hakkı: Kendi sağlığı ile ilgili kararlara iştirak edebilmesi için (kendi sağlığı ile ilgili kararlar alabilmesi için) her birey ilgili bilgileri alma hakkına sahiptir. Bu bilgiler bilimsel araştırmalara katılım dahil olmak üzere herhangi bir işlem ve tedavi için şarttır.
Sağlık hizmeti verenler ve profesyoneller (meslek sahipleri) gerçekleşecek herhangi bir ameliyat veya tedaviye ilişkin tüm bilgileri – riskleri, sıkıntıları, yan etkileri ve alternatif durumları ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere – hastalara vermek zorundadır. Bu bilgi önceden (en azından 24 saat önce) verilmeli ki hasta durumu konusunda kendi seçimini yapabilsin.
5-Özgür Seçim Hakkı: Yeterli bilgiye sahip her birey, farklı tedavi yöntemleri ve tedaviyi verecek kişiler arasında seçim yapma hakkına sahiptir. Hasta, hangi teşhis ve tedavi yönteminin kullanılacağı ve doktor, uzman veya hastane seçimi konularında karar verme hakkına sahiptir. Doktoruna güvenmeyen bir kişi başka bir doktor seçebilir.
6-Özel ve Gizlilik Hakkı: Her birey kişisel bilgilerinin; sağlık durumu, yapılan teşhis ve tedavi konularında bilginin yanı sıra teşhis ve tedavi yapılırken veya özel ziyaretlerin gizliliğinin muhafazası hususunda, gizli tutulmasını talep etme hakkına sahiptir.
7-Hastalarm Vaktine Saygı: Her birey hızlı ve önceden belirtilen süre içerisinde gerekli tedaviyi alma hakkına sahiptir. Bu hak tedavinin her aşaması için geçerlidir.
Doktorlar, hastalarına bilgi verme süresi dahil olmak üzere yeterli zaman ayırmalıdır. 8-Kalite Standartları Hakkı: Kesin standartların uyumu ve özellikleri kapsamında her birey yüksek kalitede sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir
9-Güvenlik: Kötü işleyen sağlık hizmetlerinden, tıbbi yanlışlık ve hatalardan meydana gelen zararlardan her bireyin korunma hakkı vardır. Hastanın yüksek güvenlik standartlarını karşılayan sağlık hizmetleri ve tedavilerinden de yararlanma hakkı vardır.
10-Yenilik Hakkı: Ekonomik veya mali durumlardan bağımsız olarak (gerekçeler dikkate alınmadan) her birey uluslararası standartlara göre, yeniliklerden -teşhis yöntemleri dahil olmak üzere- yararlanma hakkına sahiptir.
11-Gereksiz Ağrı/Acı ve Sıkıntıdan Sakınma Hakkı: Her birey hastalığının her evresinde, mümkün olduğu ölçüde acı ve sıkıntıdan korunma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri, bu amaçla hastanın tedavisinin kolay ve rahat geçmesi için gerekli tedbirleri almalıdır.
12-Kişisel Tedavi Hakkı: Her birey kendi kişisel ihtiyaçlarına göre teşhis ve tedavi programlarını yönlendirme hakkına sahiptir.
13-Şikâyet Hakkı: Her bireyin bir zarar gördüğünde şikâyette bulunma hakkı vardır. Sağlık hizmetleri, hastalara sahip oldukları haklar konusunda bilgi vermelidir. Böylelikle hastalar bir ihlal veya haksızlıkla karşılaştıklarında bunun yanlış olduğunu fark edip şikâyette bulunabilsin.
14-Tazminat Hakkı: Sağlık tedavisi sırasında fiziksel veya manevi ve psikolojik zarar gören bireyin kısa bir sürede tazminat alma hakkı vardır.
Kaynak: http://www.saglik.gov.tr/extras/hastahaklari/haksorumluluk.htm Ana Sözleşmeden kısaltılarak alınmıştır.
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlığı tanımlayınız.
2. Ruhsal iyilik hâli nedir?
3. Sağlıklı birey, sağlıklı toplum kavramından ne anlıyorsunuz?
4. Bir toplumun sağlık düzeyini belirleyen en önemli ölçütler nelerdir?
5. Sağlığımızı etkileyen etmenler nelerdir?
6. Hastalıklardan korunabilmek için hangi sağlık hizmetlerinden yararlanmak gerekir?
7. Basamaklı sağlık sistemine göre hastalanan bir kişi önce hangi sağlık kuruluşuna başvurmalıdır?
8. Basamaklı sağlık sistemine uymanın yararları nelerdir?
9. Rehabilitasyonun önemini açıklayınız.
10. Temel sağlık hizmetleri nelerdir?
. SAĞLIK HİZMETLERİ VE YARARLANMA YOLLARI
Genel olarak sağlığın korunması ve hastalıkların tedavisi için yapılan çalışmalara sağlık hizmetleri denir. Sağlık hizmetleri üç grupta incelenir.
a. Koruyucu sağlık hizmetleri
b. Tedavi hizmetleri
c. Rehabilitasyon (esenlendirme) hizmetleri.
a. Koruyucu sağlık hizmetleri nelerdir
Koruyucu sağlık hizmetleri, kişiye ve çevreye yönelik hizmetler olarak iki ana gruba ayrılır.
Kişiye yönelik hizmetler; bağışıklama (Resim 1.17), hastalıkların erken tanı ve tedavisi, ilaçla koruma, beslenmeyi düzenleme, sağlık düzeyini yükseltme, sağlık eğitimi ve aile planlaması hizmetlerinden oluşur. Bu hizmetleri, eğitimli sağlık personeli yürütür.
Çevreye yönelik sağlık hizmetleri ise çevrede sağlığı olumsuz yönde etkileyen etmenleri yok ederek ya da zararsız hâle getirerek çevreyi daha sağlıklı hâle getirmeyi amaçlamaktadır. Çevre sağlığı ve besin kontrolü çalışmaları, bu tür hizmetlerdir. Çevreye yönelik koruyucu hizmetler veterinerlik, mühendislik, çevre sağlığı teknisyenliği gibi meslek gruplarının iş birliğini gerektirir.
Kişiyi hastalıklardan korumak için alınan önlemler birincil koruma adını alır. Birincil korumaya, beslenmenin düzenlenmesi, bulaşıcı hastalıklardan korunma, kanser araştırmasında erken tanı yöntemleri, aile planlaması çalışmaları örnek gösterilebilir.
Hastalık belirtileri ortaya çıkmadan ya da hafifken tanılarının konulması ve tedavilerinin yapılması ikincil koruma adını alır. Hastalıkların tedavi edilemez dönemden önce teşhis edilmesini ve ilerlemesinin önlenmesini amaçlar.
Hastalıkların olumsuz sonuçlarının sınırlandırılması ve hastalıklara bağlı sakatlıkların önlenmesine yönelik çalışmalar ise üçüncül korumayı oluşturur. Örneğin, bazı eklem hastalıklarında fizik tedavi uygulamaları ile oluşabilecek kalıcı hizmetlerinin en önemli adımlardandır, sakatlıkları önlemek mümkündür.
Resim 1.17 Aşılama koruyucu sağlık
Bağışıklama: Bir bulaşıcı hastalığın etkeni veya toksinleri kullanılarak vücutta o hastalığa karşı direnç oluşturma uygulamalarıdır.
Aile planlaması: Sık doğumları önlemek, istenmeyen gebeliklerden korunmak için koruyucu ve etkin yöntemler sağlayarak ailelerin bakabilecekleri ve istedikleri kadar sağlıklı çocuk sahibi olmaları için gerekli uygulamaların tümü.
b. Tedavi hizmetleri nelerdir
Tedavi, ilaçla ya da diğer tıbbi yöntemlerle hastalıkların iyileştirilmesi çalışmalarına verilen isimdir. Tedaviye yönelik sağlık hizmetleri, birinci, ikinci ve üçüncü basamak olmak üzere üçe ayrılır.
Birinci basamak tedavi hizmetleri, hastaların ilk başvurdukları sağlık kurumlarında ayakta ya da evinde uygulanan sağlık hizmetleridir. Bu hizmetler ülkemizde sağlık ocakları ve onlara bağlı sağlık evleri ile hastanelerin poliklinikleri ve muayenehanelerde uygulanmaktadır (Resim 1.18). Sağlık ocaklarınca hizmet götürülen bölge halkı, gerekirse tek tek taranarak hastalıkların erken tanısı ve tedavisi sağlanır. Hastanelerde tedavisi gerekenler ise hastaneye sevk edilir.
İkinci basamak tedavi hizmetleri, hastanelerde sunulan sağlık hizmetleridir. Hastanelerde belli dallarda uzmanlaşmış hekimler çalışır. Bu sebeple hastanelerin etkin hizmet sunabilmesi için hastaların öncelikle birinci basamak hizmeti sunan kuruluşlara başvurması gerekir.
Üçüncü basamak tedavi hizmetleri, en gelişmiş sağlık teknoljisinin kullanıldığı merkezlerde sunulan hizmettir. Ayrıntılı tetkik ve tedavi yöntemlerinin uygulandığı, yüksek teknolojiye sahip üniversite hastaneleri ve özel dal hastaneleri (ruh hastalıkları, verem, kanser vb.) bu basamağı oluşturur (Resim 1.19). Üçüncü basamağın etkin hizmet sunabilmesi için basamaklı sağlık sistemine tam uyulması gereklidir. Sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaları için, kişilerin öncelikle birinci basamağa başvurmaları, burada çözüm bulunamadığı takdirde, ikinci ve üçüncü basamağa sevkedilmeleri hastanelerdeki yığılmaları önleyecektir.
c. Rehabilitasyon Hizmetleri nelerdir
Hastalık ve kazalar sonunda sakat kalarak iş gücünü kaybeden kişilerin sakatlıklarının giderilmesi, bedensel yeteneklerinin arttırılması, yeni becerilerin kazandırılması, sosyal ve iş uyumunun sağlanması için yapılan çalışmalara rehabilitasyon hizmetleri denir. Örneğin; yaralanma sonucu felç olan bir kişinin kendi işini görebilir hâle gelebilmesi, çalışabilmesi, yeniden topluma kazandırabilmesi için rehabilitasyon gerekir. Rehabilitasyon, tıbbi bakım ve sosyal hizmet çalışmalarının birlikte yürütülmesini gerektirir. Sağlık hizmetlerinin etkin olabilmesi için birbirini tamamlayan bir bütün olarak sunulması zorunludur.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de öncelikle çözümlenmesi gereken sağlık sorunları belirlenmiş ve temel sağlık hizmetleri olarak adlandırılmıştır. Temel sağlık hizmetleri kapsamına giren uygulamalar şunlardır:
1. Var olan sağlık sorunlarını çözebilme ve kontrol altına alma yöntemlerini içeren halk eğitimi uygulama
2. Uygun bir beslenme sağlama
3. Yeterli ve temiz içme suyu sağlama
4. Çocuk sağlığı hizmetlerini geliştirme
5. Ana sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini geliştirme
6. Başlıca bulaşıcı hastalıklara karşı etkili bağışıklama
7. Salgın hastalıklardan koruma ve kontrol yöntemlerini iyileştirme
8. Sık görülen hastalıkların ve yaralanmaların uygun şekilde tedavisi
9. Gerekli ilaçları sağlama
10. Sağlık yönetimini iyileştirme
11. Çevre şartlarını geliştirme
Bu hizmetler, koruyucu ve tedavi edici hekimlik uygulamalarının bir bütün olarak sunulmasını gerektirir. Temel sağlık hizmeti ilkelerine göre sağlık, ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel öğesidir. Sağlık hizmetleri, sektörler arası iş birliğini ve ekip hizmetini gerekli kılar. Sağlık hizmeti herkesin yararlanabileceği biçimde sunulmalı ve tüm toplumu kapsamalıdır. Bu sebeple sağlık hizmetlerine toplumun da katkı ve katılımı gereklidir.
Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı insan gücüne sahip olmalarıdır. Çünkü sağlıklı insanlar daha verimli çalışır, daha iyi düşünür, daha çok üretir, böylece toplumun kalkınmasına yardımcı olurlar. Oysa sağlıksız, hastalıklı bireylerden oluşan toplumlarda büyük oranda iş gücü kaybı görülür, toplumsal gelişme yavaşlar. Bireyleri sağlıklı olan uluslar daha kolay kalkınabilir.
Sağlıklı toplumların oluşmasında bireylerin kendi sağlıklarını koruma bilincine erişmelerinin büyük önemi vardır. Bu da sağlık konusundaki eğitim çalışmalarına katılmak ve bilimsel yöntemlerle kendi sağlığını korumak ile mümkün olabilir.
Atatürk, “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” sözü ile Türk ulusu ve hekimlerine olan güvenini dile getirmiştir. Yurt dışında tedavisi için Türk milletinin her türlü imkânından yararlanabileceği hâlde, hastalığının en kötü dönemlerinde bile yurdumuzda kalmıştır. Türk hekimlerinin, onun sağlığını düzeltmek için her türlü çabayı göstereceğine yürekten inanarak milletine olan güvenini bir kez daha kanıtlamıştır.
b. SAĞLIĞA ETKİ EDEN ETMENLER NELERDİR
Sağlığa etki eden etmenleri iki ana grupta inceleyebiliriz. Bunlar, bünyesel ve çevresel etmenlerdir.
i. Bünyesel etmenler
Bünyesel etmenler genetik, metabolik ve hormonal bozuklukları içine alır. Bazı bünyesel özellikler bazı hastalıklara yakalanma oranında artışa sebep olabilir.
Genetik özellikler, kalıtım yoluyla geçen hastalıkların ya da kromozom bozukluklarının ortaya çıkmasına sebep olabilir. Hormonal ve metabolik bozukluklar da birçok hastalığın oluşmasının sebebidir. Örneğin; tiroit bezinin düzensiz çalışması ile oluşan guatr (Resim 1.5) hormonal, iktiyozis (balık pulluluğu hastalığı) (Resim 1.6) genetik, protein metabolizması bozukluğuna bağlı gut hastalığı metabolik bir hastalıktır.
Genetik: Canlılardaki kalıtsal karakterlerin ve hastalıkların nesillere nasıl geçtiğini inceleyen bilim dalıdır.
Hormon: iç salgı bezleri tarafından meydana getirilen, difüzyon veya kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine taşınarak belli hücre ve doku faaliyetleri üzerinde etkili olan maddelere hormon denir.
Resim 1.7 Çöpler bazı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
ii. Çevresel etmenler
Çevre, doğrudan hastalık sebebi olabileceği gibi bazı hastalıkların oluşmasını kolaylaştırabilir ya da bazı hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyebilir (Resim 1.7). Çevresel etmenleri şöyle sınıflandırabiliriz:
— Fiziksel etmenler (sıcak, soğuk, ışık vb.)
— Kimyasal etmenler (kanser yapıcı maddeler, zehirler vb.)
— Temel madde eksiklikleri (elzem amino asitler, vitaminler, mineraller vb.)
— Biyolojik etmenler (parazitler, mantarlar, mikroorganizmalar vb.) (Resim 1.8)
— Psikolojik etmenler (ruhsal zorlanma, stres vb.)
— Sosyal, kültürel ve ekonomik etmenler
Amino asitler: Proteinlerin yapı birimleridir. Yirmi çeşit amino asit bulunmaktadır. Vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken amino asitlere elzem (temel) amino asitler denir.
Stres: Ameliyat şoku, travma, soğuk hava, heyecan vb. etkenlerin organizmada, iç organlarda ve metabolizmada oluşturduğu bozukluklar.
Resim 1.8 Bağırsak parazitlerinden tenya
Çevresel etmenlerden biyolojik ve fiziksel etmenler daha ayrıntılı olarak incelenecektir.
Biyolojik etmenler: Kişinin çevresinde bulunan bütün canlılar ve bu canlılara ait ürünler biyolojik çevreyi oluşturur. Biyolojik çevreyi beş ana öğede incelemek mümkündür. Bunlar;
a. Mikroorganizmalar,
b. Vektörler,
c. Bitkiler,
d. Hayvanlar ve insanlar,
e. Hayvansal ve bitkisel besinlerdir.
Biyolojik çevreyi oluşturan öğeler kısaca aşağıdaki gibi açıklanabilir.
a. Mikroorganizmalar: Çevrede her yerde yaygın olarak bulunan tek hücreli canlılardır. Mikroorganizmalar insana etkileri yönünden; yararlı, zararlı ve ne yararlı ne de zararlı etkileri olanlar şeklinde gruplanır. Yararlı mikroorganizmalara örnek olarak insan sindirim sisteminde yer alarak B vitamini emiliminde rol oynayan ve K vitamini sentezini sağlayan bakteriler sayılabilir. Zararlı mikroorganizmalara ise hastalık yapan bakteri (Resim 1.9) ve virüsler örnek olarak verilebilir.
Mikroorganizmaların insan sağlığına zararlı olanlarını yok etmek veya zararlarından korunmak gereklidir. Bu amaçla kullanılan yöntemler yeri geldikçe açıklanacaktır.
b. Vektörler: Hastalık yapan mikroorganizmaları insanlara taşıyan eklem bacaklılar ve kemiricilere vektörler denir. Vektörlere örnek olarak sivrisinek, tahtakurusu, bit, pire, kene gibi eklem bacaklılar ile fare gibi kemiriciler verilebilir.
Farelerin (Resim 1.10) üzerinde yaşayan pirelerden kaynaklanan veba, bitlerden kaynaklanan tifüs, anofel cinsi sivrisineklerle bulaşan sıtma gibi hastalıklar tarihin çeşitli dönemlerinde büyük felaketlere yol açmıştır. Örneğin Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde, bitlerin yol açtığı tifüs salgını sebebiyle Türk ordusu büyük kayıplar vermiştir.
Resim 1.10 Farelerin taşıdığı pireler veba hastalığına yol açabilir.
c. Bitkiler: Hayvanlar alemindeki bütün canlıların yaşamı bitkilere bağlıdır (Resim 1.11). Besin zincirinin ilk halkasını oluşturan bitkiler ayrıca oksijen kaynağıdır. Dünyanın ekolojik dengesinin korunmasında bitkilerin önemli rolü vardır. Ancak bazı bitkilerin zehirli etkileri görülür. Bazıları da uyuşturucu maddelerin elde edilmesinde kullanıldığı için sağlık üzerine zararlı etkileri bulunmaktadır.
Hijyen: Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için sağlıkla ilgili bütün bilgilerin bir arada bulunduğu bilimdir. Hijyen birçok dala ayrılır. Bunlardan besin hijyeni, besin maddelerinin üretimden tüketimine kadar sağlığa uygun şartlarda bulunmasının amaçlayan bilgi ve çalışmaların tümünü kapsayan bir kavramdır.
d. Hayvanlar ve insanlar: Besin ve güç kaynağı olarak insanlara birçok yararı olan hayvanlar (Resim 1.12), çeşitli hastalıklara sebep olabilir.
İnsan ve hayvanların ortak hastalıklarına zoonoz adı verilir (şarbon, brusella gibi). Bu hastalıklar, hayvan et ve derilerine temasla, etlerinin yenmesi, süt ve süt ürünlerinin kullanılmasıyla bulaşabilir. Hayvan ısırıkları ile kuduz bulaşabilir. Zoonotik hastalıklarla savaşta özellikle evcil hayvanların sağlığının korunması ve başıboş hayvanların kontrolü çok önemlidir. Çevremizde bulunan yılan, akrep, zehirli böcekler zehirlerini vücuda akıtarak, vahşi hayvanlarsa saldırarak zarar verebilirler. Çevremizdeki insanlar da hastalık bulaştırarak, kazalara sebep olarak, çevreyi kirleterek insan sağlığını olumsuz etkileyebilirler.
e. Hayvansal ve bitkisel besinler: Bitkisel ve hayvansal besinler çevrenin önemli bir öğesini oluşturur, insanlar için enerji kaynağı ve temel yapı taşlarını sağlayan besinlerin hastalıklara sebep olmayacak nitelikte, temiz ve besin değeri yüksek olması gerekir. Besinlerin uygun şartlarda üretilmesi, saklanması ve kullanılma bölgelerine sağlıklı şartlarda iletilmesi için yapılan uygulamalara besin hijyeni denir. Tifo, kolera, çocuk felci, sarılık (hepatit A) ve besin zehirlenmeleri besinler yoluyla bulaşan hastalıklardır. Bu hastalıkların önlenebilmesi için besin hijyeni kurallarına uyulmalıdır.
Fiziksel etmenler: İnsan sağlığını ve iş verimini etkileyen başlıca fiziksel etmenler şunlardır:
a. Su
b. Çöpler ve gübreler (Resim 1.13)
c. Gürültü (Resim 1.14)
d. Lağım ve pis sular (Resim 1.15)
e. Barınak şartları (Havalandırma, ısıtma, aydınlatma vb.)
f. İklim şartları (Nem, ısı, hava basıncı vb.)
g. Hava
h. Işık
i. Radyasyon
j . Giyim eşyaları
k. Kamuya açık yerler (sinema, yemekhane, taşıtlar vb.) (Resim 1.16)
l . İş yeri ve çalışma şartları
m. Ölüler ve mezarlıklar
Yukarıda sıraladığımız fiziksel çevreyi oluşturan ve sağlığımızı etkileyen pek çok etkeni olumlu duruma getirebilmek insanoğlunun elindedir. Basit kurallara uyulması insan sağlığının korunmasında çok önemli yer tutar.
2. SAĞLIĞA ETKİ EDEN ETMENLER VE SAĞLIĞIN ÖLÇÜLEBİLİRLİĞİ
a. Sağlık ölçülebilir bir kavramdır
Sağlıkla ilgili sorunları çözebilmek, bu konu ile ilgili planları yapabilmek ve sağlık hizmetlerini değerlendirebilmek için konu ile ilgili objektif ve sayısal değerlere gerek vardır. Bu değerlere sağlık ölçütleri denir.
Sağlık ölçütlerinin belirlenmesi düzenli sağlık kayıtlarının tutulmasına bağlıdır. Sağlık ölçütlerinin bir bölümü ölüm olaylarını, yaşa, cinsiyete, sebebe göre belirler. Bir bölümü ise hastalıkların görülme hızlarını belirlemede kullanılır. Ayrıca doğurganlık hızı, tedavi hizmetleri, çevre sağlığı yönetimi, sağlıklı insan gücü gibi konularda da çeşitli ölçütler kullanılır. Tüm bu ölçütler, çeşitli ülkelerin sağlık düzeylerinin karşılaştırılmasına imkân sağlar. Ayrıca sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesine, toplumların sosyal ve ekonomik düzeylerinin belirlenmesine de yardımcı olur.
Bir ülkenin sağlık düzeyini gösteren ölçütler arasında en önemli olanları;
Ana ölüm hızı,
Bebek ölüm hızı,
Kaba doğum hızı,
Kaba ölüm hızı,
Nüfus artış oranıdır.
Sağlık hizmetleri açısından bir toplumda, doğurgan çağdaki (15-49 yaşları arasındaki) kadınlara ana denir. Buna göre ana kavramı, çocuğu olsun olmasın bu dönemdeki tüm kadınları kapsamaktadır. 0-12 ay arasındaki çocuklar ise bebek adını alır (Resim 1 .4). Sağlığını yitirme riski çok yüksek olan bu iki grupla ilgili ölçütler, bir ülkenin gelişmişlik düzeyini belirlemede çok önemlidir. Çünkü ana ve bebek ölüm hızlarını arttıran etkenlerin büyük çoğunluğu, düzenli bir sağlık hizmeti verilmesi ile önlenebilecek özelliktedir.
Ana: Toplumda 15-49 yaşları arasında doğurgan çağdaki kadınlara kısaca ana denir.
Bebek: 0-12 ay arasındaki çocuklara bebek adı verilir.
Ana ölüm hızı; bir yıl içinde gebelik, doğum ve lohusalık sebebiyle meydana gelen 15-49 yaş arası kadın ölümleri sayısının, aynı yıldaki canlı doğum sayısına oranının on bin veya yüz bin ile çarpımıdır. Ana ölüm hızı, gelişmiş ülkelerde daha düşük, az gelişmiş ülkelerde daha yüksektir.
Bebek ölüm hızı; bir yıl içinde canlı doğup 365 gününü tamamlamadan ölen bebek sayısının, o yıl içinde meydana gelen canlı doğum sayısına oranının bin ile çarpımıdır. Ana ölüm hızında olduğu gibi, bebek ölüm hızı da gelişmiş ülkelerde düşük, az gelişmiş ülkelerde yüksektir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde 2005 yılında bebek ölüm hızı bin doğumda 24′tür.
Kaba doğum hızı; bir toplumda bir yılda meydana gelen canlı doğum sayısının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının binle çarpılmasıyla bulunur. Ülkemizde 2005 yılında kaba doğum hızı binde 20′dir.
Kaba ölüm hızı; bir toplumda bir yılda meydana gelen toplam ölüm sayısının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının binle çarpımı ile bulunur. En sık kullanılan, en kolay elde edilen ölçüttür. Ülkemizde 2005 yılında kaba ölüm hızı binde 7′dir.
Nüfus artış oranı; bir toplumda bir yıl içinde meydana gelen canlı doğumların sayısından, ölümlerin sayısının çıkarılması ile bulunan sayının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının bin ile çarpılmasıyla bulunur. Türkiye için nüfus artış oranı 2005 yılında binde 16′dır.
Dünyanın fakir ülkelerinin çoğu yüksek kaba doğum ve kaba ölüm hızlarına sahiptir. Bu ülkeler aynı zamanda yaşam beklentisinin düşük olduğu ülkelerdir. Ülkemizin nüfusla ilgili bazı göstergelerinin diğer ülkelerle karşılaştırması Tablo 1.1′de verilmiştir.
Kişi ve toplumların sağlık düzeyini, sosyal ve ekonomik faktörler ile çevre şartları belirler. Kişilerin hastalıkları, sadece kendilerini değil, ailesinden başlayarak tüm toplumu etkiler. Bu sebeple sağlıkla ilgili olarak yapılan harcamalar da kişi ve toplumun sağlık düzeyini gösteren ölçüttür.
Ülkeler Kaba Doğum Hızı (binde) Kaba ölüm hızı (binde) Nüfus artış oranı (binde) Yaşam beklentisi (yıl) Kişi başına düşen millî gelir (ABD Doları)
Japonya 9 8 2 82 38.980
İngiltere 11 10 3 79 37.600
Almanya 8 10 3 79 34.580
Türkiye 20 7 16 69 4.710
Hindistan 23 9 17 64 720
Pakistan 30 8 23 64 600
Etiyopya 40 16 28 48 110
Tablo 1.1 Türkiye’nin nüfusla ilgili birkaç göstergesinin bazı ülkelerle karşılaştırması (Kaynak: UNICEF, 2005)
Sağlık hizmetlerine verilen önemin, hayat standardını yükseltmede, yaşama süresini uzatmada ve ülke ekonomisini geliştirmede büyük önemi vardır. Çünkü hastalanan ve ölen insanlar, toplum için kayıptır. Bir toplumun en büyük zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş bir insan gücüne sahip olmasıdır. Sağlığa yapılan yatırımlar üretim ve katkı gücü yüksek insanlar yaratmayı amaçlar. Bu sebeple sağlık harcamaları bir masraf değil, insan gücüne yapılan yatırımdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” sözü, sağlıklı olmanın, insan niteliğini yükseltici etkisini vurgulamaktadır. Bu söz, bedenen sağlıklı olan insanların ruhen de sağlıklı olabileceğini özetlemektedir.
1. SAĞLIĞIN TANIMI NEDİR
Sağlık, mutlu bir hayatın en önemli şartıdır. Sağlık olmadan ne başarı, ne zenginlik ne de güç hiç bir değer taşımaz. Sağlıklı olmak tarih boyunca tüm insanlar için en büyük zenginlik olarak kabul edilmiştir. Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman (Resim 1.1); “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”. sözleri ile sağlığın önemini vurgulamaktadır. Böylece halk arasında, bir devleti yönetecek güce sahip olmanın çok değerli görüldüğünü, ama sağlık içinde bir nefes almanın en önemli güç olduğunu belirtmektedir. Sağlığın tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğunu dile getirmektedir. Sağlık kavramı, toplumların kültürel özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Birçok toplumda bir hastalık ya da şikâyetin olmaması sağlıklı olmak olarak kabul edilmektedir. Bazen de bir toplumda çok sık görülen bazı hastalıklar olağan kabul edilerek, bir sağlık sorunu olarak algılanmazlar. Örneğin; kırsal kesimde sık görülen bitlenme ve bağırsak parazitleri (Resim 1.2), Güneydoğu Anadolu’da sık görülen şark çıbanı hastalık olarak algılanmamaktadır. Oysa insan her yerde insandır. Sağlıkla ilgili sorunların tespiti ve çözümüne ait yöntemlerin bulunabilmesi için evrensel tanımlara gerek vardır. Bu amaçla Dünya Sağlık Örgütü (WHO: World Health Organization) sağlığı şöyle tanımlamıştır: Sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hâlidir. Tüm dünya ülkelerinde kabul edilen bu tutumda geçen kavramları açıklamak yerinde olacaktır.
Hastalık, organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkması sonucu fizyolojik görevlerin yerine getirilememesi ya da ruh sağlığının bozulması durumudur. Sakatlık, vücudun duyu organları ya da uzuvlarından birinde, kaza veya hastalıklar sonucu meydana gelen fonksiyon kaybıdır. Hasta ya da sakat olmama hâli bedensel iyilik hâli olarak tanımlanır. Kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir, ruhen de sağlıklı olması gerekir. Ruhen sağlıklı bir kişi, kendisi ve çevresi ile dengeli ve uyumlu olmalı, güçlüklerle mücadele edebilmeli, yeni durumlara uyabilmelidir. Başarılarından mutluluk duyabilen, üzüntü ve sıkıntılarını giderebilme gücünü kendinde gören kişiler ruhen sağlıklı sayılabilirler.
Verem (Tüberküloz):
Birçok doku ve organa yerleşebilen bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle akciğerlerin Koch (Koh) basiliyle meydana gelen hastalığıdır. Hava yoluyla ve tükürük damlacıklarıyla, balgamla, hastanın eşyalarıyla bulaşır. Mikrop, güneş ışığı almayan ortamlarda uzun süre yaşayabilir. Beslenme yetersizlikleri, gece hayatı, alkol, sigara gibi etkenler hastalanmayı kolaylaştırır. Korunmada BCG aşısı kullanılmaktadır.
Sosyal yönden iyilik hâli dendiğinde kişinin ailesi, akrabaları, okulu, ekonomik kazanç elde edebilecek bir iş sahibi olması, iş çevresi, meslektaşları ile olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabilmesi, uygun şartlarda yaşaması anlaşılır. Sosyal bir varlık olan insan, çevresindeki kişi ve olaylarla sürekli ilişki ve etkileşim içindedir. , Dolayısıyla bu olaylar ve kişiler sağlığı etkiler. Toplum hayatının etkileri ile gelişen verem gibi bazı hastalıklara (Resim 1.3) bu sebeple “sosyal hastalıklar” denir. Bu hastalıklar düşük sosyoekonomik şartlarda, çok çocuklu ailelerde, eğitimsiz, kötü çevre şartlarında yaşayan, iyi beslenemeyen kişilerde daha sık görülür. Bu sebeple sağlıkla ilgili olarak biyolojik ve fiziksel etkenlerin yanı sıra sosyal olaylar da değerlendirilmelidir.
İnsan sağlığını değerlendirebilmek için insanı, çevresi ile birlikte düşünmek gerekir. Çevre şartlarının iyi ya da kötü olması, büyük ölçüde orada yaşayanların kültür düzeyi ve ekonomik güçlerine bağlıdır. “Akan su pislik tutmaz” gibi yanlış inanışlar ve bazı alışkanlıklar toplumun kültürel düzeyi ile bağlantılıdır. Yerleşim yerlerine temiz su getirilmesi, atıkların yok edilmesi gibi sorunların çözümü ise parasal ve teknik güce dayanır. Yani bir toplumun sağlıklı olabilmesi, kültürel ve ekonomik durumu ile yakından ilişkilidir.
ÜNİTE I SAĞLIK KAVRAMI
KONULAR
Sağlığın Tanımı
Sağlığa Etki Eden Etmenler ve Sağlığın Ölçülebilirliği
Sağlık Hizmetleri ve Yararlanma Yolları
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Çevrenizdeki Kültür ve eğitim düzeyleri farklı birkaç kişiye, sağlıklı insanda bulunması gereken özellikleri sorarak, aldığınız bilgileri bir yere not ediniz. Bu bilgileri sınıf içinde tartışınız.
2. Çevrenizdeki sağlık ile ilgili batıl inançları ve tıp dışı uygulamaları araştırarak yazınız.
3. Toplum kalkınmasında sağlığın etkisini araştırınız.
4. Eğitim ile sağlık arasında nasıl bir ilişki vardır. Açıklayınız.
Sağlık bilgisi dersi konuları, sağlık bilgisi dersindeki konular
27/10/2009 · Kategori: Saglik
SAĞLIK KAVRAMI
Sağlığın Tanımı
Sağlığa Etki Eden Etmenler ve Sağlığın Ölçülebirliği
Sağlık ölçülebilir bir kavramdır
Sağlığa etki eden etmenler
Bünyesel etmenler
Çevresel etmenler
Sağlık Hizmetleri ve Yararlanma Yollan
Koruyucu sağlık hizmetleri
Tedavi hizmetleri
Rehabilitasyon hizmetleri
SAĞLIKLI HAYATIN TEMELİ
Kişisel Temizliğin Tanımı ve Önemi
El, tırnak temizliği ve bakımı
Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği
Saç temizliği ve bakımı
Ayak temizliği
Genital bölge füreme organları) temizliği f)Tuvalet alışkanlığı ve temizliği
Banyo yapma ve giyecek temizliği
Ağız ve Diş Sağlığı
Ağız ve diş sağlığının önemi
Diş çürümesi
Diş eti hastalıkları
Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının genel vücut yapısıyla ilişkis
Dişlerin gelişim bozuklukları
Ağız ve diş sağlığı nasıl korunur?
Diş koruması ve bakımı
Diş fırçalama tekniği
Spor ve Beden Eğitimi
Sağlıklı Giyinme
Sağlıkla İlgili Uyulması Gereken Diğer Kurallar
Sağlıklı Hayatın Korunmasında Uyulması Gereken İlkeler
BÜYÜME VE GELİŞME
Büyüme ve Gelişmenin Tanımı
Büyüme ve Gelişmede Rol Oynayan Faktörler
Genetik
Hormonal
Beslenme
Fiziki çevre
Büyüme ve Gelişme Dönemleri
Bebeklik dönemi
Çocukluk dönemi
Okul çağı dönemi
Ergenlik dönemi
Yetişkinlik dönemi f [Yaşlılık dönemi
Ergenlik Dönemi ve Özellikleri
Ergenlik Döneminde Görülen Sorunlar
Ergenlik Döneminde Olumlu Tiitum Geliştirme
RUH SAĞLIĞI
Ruh Sağlığını Etkileyen Faktörler
Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörler
Doğal afetlerin insanların ruh sağlığına etkileri
Ruh Sağlığının Korunması
SAĞLIĞA ZARARLI ALIŞKANLIKLAR
Sağlığa Zararlı Alışkanlıklarla İlgili Kavramlar
Tütün ve Sigara Bağımlılığı
Tütün ve sigaranın zararları
Pasif içicilik
Alkol Bağımlılığı
Alkol ve etkileri
Alkol bağımlılığı
Sebepleri
Sonuçları
Madde Bağımlılığı
Uyuşturucu maddelerin etkileri
Uyuşturucu madde bağımlılığı
Sebepleri
Sonuçları
Sigara Alışkanlığı. Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığının Tedavisi
SPOR VE BEDEN EĞİTİMİ
AİLE HAYATI, PLANLAMASI VE ANA ÇOCUK SAĞLIĞI
AİLE HAYATI
Aile Kavramı ve Toplumdaki Yeri
Aile Hayatına Eiki Eden Faktörler
Evliliğe karar vermede etkisi olan faktörler
Aile hayatına etki eden faktörler
AİLE PLANLAMASI
Aile planlamasının tanımı
Aile planlamasının ana çocuk sağlığına etkisi
Toplum sağlığı açısından aile planlaması
ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI
Ana Sağlığı
Gebelik dönemi
Gebelik belirtileri
Gebelik döneminde bakım
Gebelik döneminde sorunlar
Doğum
Lohusalık,emziklilik dönemi ve bakımı
Çocuk Sağlığı
Büyüme ve gelişme
Çocuk bakımı
Çocuk beslenmesi
Aşılama
Çocuklarda görülen bazı sağlık sorunları
Yüksek ateş
İshaİ
Zatürre
Pamukçuk
Doğmalık hastalıklar
Akraba evlilikleri
Kan uyuşmazlığı
Sarılık
BULAŞICI HASTALIKLARLA İLGİLİ TEMEL İLKELER
Hastalık Sebepleri
Bedensel sebepler
Çevresel sebepler
Bulaşıcı Hastalıklarda Genel Kavramlar
Hastalık ve enfeksiyon
Hastalık etkeni
Kuluçka süresi
Bulaşma süresi
Salgın hastalık
Bulaşıcı hastalık zinciri
Bulaşma yolu
Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Yolları
Kaynağa yönelik önlemler
Bulaşma yollarına yönelik önlemler
Sağlam kişiye yönelik önlemler
Evde Hasta Bakımı
İlaç kullanımı
Hasta odası
Ateş ve nabız takibi
Beslenme
Tecrit
Mikroptan arındırma
Önemli Hastalık Kavramı
Ülkemizde Görülen Önemli Bulaşıcı Hastalıklar
Çocukluk çağı hastalıkları
Üst solunum yolu enfeksiyonları
Zatürre
İshal
Hepatit Verem
Sıtma
Kuduz
AlDS ve cinsel temasla bulaşan diğer hastalıklar
Paraziter hastalıklar
İlk Yardımın Tanımı, Önemi, İlke ve Hedefleri
Kazalar ve Korunmanın Temel İlkeleri
Kaza nedir?
Toplum sağlığı açısından kazaların önemi
Kazalardan korunma
Bilinç Kaybı ve Şok
Soluk Durması ve İlk Yardım
Boğulmalar ve İlk Yardım
Kalp Durması ve İlk Yardım
Yaralanmalar ve İlk Yardım
Kanamalar ve İlk Yardım
Donmalar,Yanıklar ve İlk Yardım
Güneş ve Elektrik Çarpmasında İlk Yardım
Zehirlenmeler ve İlk Yardım
Böcek Sokmaları ve Hayvan Isırıklarında İlk Yardım
Yabancı Cisimler ve İlkZorlanma ve Burkulmalarda İlk Yardım
Kırık ve Çıkıklarda İlk Yardım
Yaralı Taşıma Yöntemleri ve Önemi
Doku ve Organ Bağışı
9. sınıf sağlık bilgisi 4. ünite değerlendirme soruları etkinlik
27/10/2009 · Kategori: Saglik
Lise 1 sağlık bilgisi ıv. ünite değerlendirme soruları
1. Bağımlılık nedir?
2. Sigaraya başlama sebepleri nelerdir?
3. Sigaranın solunum sistemine etkileri nelerdir?
4. Sigara kullanımının gebelikteki etkileri nelerdir?
5. Pasif içicilik nedir?
6. Alkol kullanımının sinir sistemine etkileri nelerdir?
7. Alkol bağımlılığının sonuçları nelerdir?
8. Uyuşturucu madde nedir?
9. Uyuşturucu madde bağımlılığının oluşmasında çevresel faktörlerin rolü nedir?
10. Uyuşturucu maddelerin fiziksel ve ruhsal etkileri nelerdir?
11. Alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı tedavisinin aşamaları nelerdir?
12. Madde bağımlılığından korunmak için ne gibi önlemler alınabilir?
9. sınıf sağlık bilgisi dersi 1. dönem 1. yazılı soruları, lise
27/10/2009 · Kategori: Saglik
1. Basamaklı sağlık sistemine göre hastalanan bir kişi önce hangi sağlık kuruluşuna başvurmalıdır?
2. Bir toplumun sağlık düzeyini belirleyen en önemli ölçütler nelerdir?
3. Diş çürümesine sebep olan yanlış uygulamalardan üç tanesini yazınız.
4. Dişin kesit şeklini çizerek, kısımlarını gösteriniz.
5. Dişin sertliğini sağlayan esas madde nedir?
6. Dünya Sağlık Örgütünün yaptığa tanıma göre Sağlık neye denir? Tanımlayınız.
7. Hastalıklardan korunmak için hangi sağlık hizmetlerinden yararlanmak gerekir?
8. İç salgı bezleri tarafından meydana getirilen difüzyon ve kan yoluyla vücuda yayılarak, hücre ve doku faaliyetlerinde etkili olan maddeye ne denir?
9. İnsan sağlığının bozulmasına neden olan biyolojik etmenleri açıklayınız.
10. Sağlığa etki eden bireysel etmenlerden 3 tanesini yazınız?
11. Sağlığın korunması için uyulması gereken kurallardan 3 tanesini yazınız.
Sağlık bilgisi dersi 1. dönem çalışma soruları, Lise sağlık bilg
27/10/2009 · Kategori: Saglik
1. Dönem Sağlık Bilgisi Dersi Soru Örnekleri
1 Sağlık nedir? Açıklayınız.
2 Sağlığa etki eden biyolojik etmenler nelerdir? Açıklayınız.
3 Sağlığa etki eden çevresel etmenler kaça ayrılır? İsimlerini yazınız.
4 Sağlığa etki eden fiziksel etmenler nelerdir? Açıklayınız.
5 Sağlığa etki eden bünyesel etmenleri açıklayınız.
6 Basamaklı tedavi hizmetlerinin amaçı ve yararını açıklayınız.
7 Koruyucu sağlık hizmetleri kaça ayrılır.? Açıklayınız.
8 Sağlık hizmetlerinin temel amacı nedir.?
9 Tedavi hizmetleri kaça ayrılır? İsimlerini yazınız.
10 Birinci basamak tedavi hizmetlerini açıklayınız.
11 İkinci basamak tedavi hizmetlerini açıklayınız.
12 Üçüncü basamak tedavi hizmetlerini açıklayınız.
13 Rehabilitasyon hizmetlerini açıklayınız.
14 Vektörlere örnek verip insan sağlığı açısından tehlikelerini belirtiniz.
15 Temizlik nedir.? Açıklayınız.
16 El tırnak temizliği ve bakımı nasıl olmalıdır? Açıklayınız.
17 Yüz,boyun ve koltuk altı temizliği nasıl olmalıdır? Açıklayınız.
18 Ayak temizliğinde dikkat edilmesi gerekenleri yazınız?
19 Diş ağrısının nedenleri nelerdir?
20 Diş ağrısının nedenleri nelerdir?
21 Diş ve dişeti hastalıkalrı zamanla tedavi edilmediğinde neden olacağı kayıplar nelerdir?
22 Ağız kokusunu önlemenin yolları nelerdir?
23 Toplum sağlığının kişi sağlığı ile ilşkisin nedir? Açıklayınız.
24 Mikrobik hastalıkların temizlikle ilişkisini açıklayınız.
