Ziya Gökalp Ve Sosyoloji Anlayışı

Ziya Gökalp Ve Sosyoloji Anlayışı


Ziya Gökalp, Türk düşünce tarihinde yeni bir sayfa başlatmıştır. İçtimai pozitivizme dayanarak, Türkiye’de yeni bir ideoloji yaratmada başarılı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu gören Gökalp, sosyolojiye dayanarak, Türkiye’de milliyet akımını sistematik bir şekilde izah etmiş, ‘Türkçülüğün Esaslarını’ kurmuştur.

Gökalp’ın öğrencilik hayatında üç tesir altında kaldığı söylenebilir:Bunlardan biri klasik mektep tahsili; O’na garbın müsbet ilimlerini öğretiyor. Diğeri, o devirde okuduğu Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi şahsiyetler, O’na vatanseverliği telkin ediyor; diğeri de O’na şark filozoflarını tanıtan amcası Hacı Hasib Efendidir. Mektep O’nu sistematik, metotlu ve garp kültürüne vukufu olan bir aydın haline getirmiş. Fakat, bu kültür O’nun ruhunu garp ülkelerinde gezdirmemiş . Namık Kemal O’nun ruhunu tesir ederek, vatanperver ve milliyetperver yapmıştır. Şark eserleri de O’na zengin bir ufuk açarak, O’nu alim ve filozof yapmış, O da üç kültür kaynağını kullanarak, şark felsefeli, vatanperver bir kişi olmuştur.

Sosyoloji, toplum sorunlarını açıklamak ve bu sorunlara bir çözüm getirmek iddiasını taşımaktadır. Osmanlığın İmpatorluğu çeşitli sorunlar içinde bocalamakta ve bu dorunları kendi gücüyle ve kendi içinde çözemeyeceğine inanmaktadır. Tam bu sırada Batı’da sosyoloji toplum sorunlarına açıklama ve çözüm önerileriyle karşımıza çıkınca Osmanlı aydınları arasında yankı uyandırmıştır.

Gökalp, sosyoloji açısından, ülkemizde Comte-Durkheim okulunun temsilcisi olarak tanınır. Gerçekten de Durkheim sosyolojinin ülkemize yerleşmesi ve 1940'lı yıllara kadar Türk sosyolojisinde, neredeyse tek egemen sosyoloji ekolü olması, O’nun aracılığıyla olmuştur.

Tütengil’e göre Gökalp, Türkiye’de sosyolojiyi kurmuş, bir tarih şuuru yaratmış, kültür milliyetçiliği yaparak ırkçılığı reddetmiş, modern aile, kadın hakları ve hukuku, özerk üniversite, Türkçe ezan ve Kur’an konularında çok önemli fikirler öne sürmüştür.

Gökalp, pozitvist sosyolojinin düşün ilkelerini tümüyle ülkemize aktarmıştır. Kültür-uygarlık, evrensel sosyoloji-milli sosyoloji, ilkel toplumlar-uygar toplumlar gibi ikili ayrımlar, Gökalp’in sosyoloji anlayışının temelini oluşturmuş, Türk tarihi, ulusal edebiyat, bilim ve felsefe anlayışı, toplumbilim araştırmaları, bilimsel yöntemlerle toplumsal yapının incelenmesi sorunu, sistemli düşünce, işbölümü ve çalışma organizasyonu gibi konulardaki görüşlerinin temellerini atmış ve çevresine yaymıştır.

Gökalp, toplumbilimin yöntemi olarak, tümüyle ampirik yaklaşımı, deneysel yöntemi, bir başka deyişle, tümevarım şeklinde akıl yürütmeyi öneriyor. O’na göre, tümdengelim, önyargıları da birlikte getireceğinden, bir kavmin incelenmesinde sağlıklı bir yol değildir. Tümevarım yoluyla, soyutlama sürecini de savunmakta ve bilimsel yasalara, araştırmalara dayalı, bilimsel yöntem yoluyla erişeceğimizi savunmaktadır. O’na göre bilim, aceleci davranmaz ve bir sabrın neticesinde ortay çıkar.

Gökalp’in sosyoloji anlayışında sosyoloji, genel medeniyetleri ve kültürleri karşılaştırarak toplumların ve kurumların tabi oldukları kanunları bulmak ve toplumlara istenen yönü vermek açısından çok önemli bir göreve sahiptir. Toplumların tabi oldukları kanunları bilen sosyologlar, bir ulusun gelişmesinde etkin rol oynarlar. O’na göre, dahiler sezerek, sosyologlar da toplumsal kanunları bilerek bir milletin gelişmesinde başat role sahiptirler.

Gökalp, başlangıçta Osmanlının kurtuluşu için çalışmış, bunun başarılamayacağını anlayınca, çözümü Türkçülük ve milliyetçilikte görmüştür. Merkeziyetçi bir yönetim anlayışına sahip olan Gökalp, ülkeyi kurtaracak Batı tipi reformların ancak sivil-asker bürokratlar tarafından gerçekleştirilebileceğine inanmaktadır. Temel hedefi ise Türk toplumunda Doğu uygarlığından Batı uygarlığına taşımaktır.


Gökalp’e göre, sosyolojini konusu içtimaiyet usullerinin tatbiki, milli medeniyetin tarihi ile kavim ve medeniyetlerdir. O’na göre sosyoloji, toplumların işleyiş ve etkileşim kanunlarını ortay koyacak ve böylece gelecekte topluma istenilen yön verilebilecektir. O’na göre topluma yön verecek olanlar ise dahiler ve sosyologlardır. Dahiler sezerek ;sosyologlar da sosyal realitenin kanunlarını bilerek ve uygulayarak, toplumun evrimi konusunda etkili olurlar. İşte bu nedenlerden dolayı O, sosyolojiye yönelir. Çünkü sosyoloji aracılığıyla çökmekte olan bir toplumun sorununa çözüm bulabilecek ve onu Doğu uygarlık alanından Batı uygarlık alanına taşıyabilecektir.

O’na göre, toplumsal sorunlar ancak sosyoloji ile çözülebilir. Sosyoloji, bir toplumu tanımada, ulusal medeniyetin tarihini incelemede ve mevcut sorunları çözmede her derde deva olarak gören Gökalp, bu bağlamda determinist ve pozitivisttir. O, toplumbilimin varlığını toplumsal olaylar arasındaki determinist ilişkiye bağlıyor. Böylece bir bilim dalının varolma gerekçesini nedenselliği de aşan bir biçimde, gerekircilikte arıyor.

Comte-Durkheim ekolünü benimsemekle birlikte, bu ekolün görüşlerini “milli” özelliklere göre yeniden biçimlendiren Gökalp, evrensel olma düşüncesinde olan Batı sosyolojisinin Comte-Durkheim ekolünden “milli bir sosyoloji” yaratma çabasındadır. Çelişki gibi görünen bu durum aslında bir çelişki değildir. Çünkü genel amaç Batı medeniyetine katılmaktır.

Gökalp’in, Spencer ve özellikle Durkheim’i hatırlatan evrim teorisi vardır. Ona göre toplumlar; 1)İlkel (kavim) ve 2)Milletler olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayrımı yaptıktan sonra bir alt gruba iniyor ve burada klandan bahsediyor. Bu alt gruplamalarla yavaş yavaş evrim anlayışı beliriyor. Ona göre klan, insan topluluklarının ilk biçimidir. Klanlar birleşerek kabileleri, kabileler birleşerek aşiretleri, aşiretler de bir araya gelerek konfederasyonları oluşturur. Ya da, toplumlar, cemia, camia, cemiyet şeklinde bir evrim geçirirler. Kavmin cemiyet aşamasına geçmeden önce mutlaka cemia ve camia stajlarını yapmak zorundadır. Toplumlar önce ilkel kavimler şeklinde bulunur, sonra dinsel ulus niteliğini alır ve dinsel uluslar da evrimleşerek yasal uluslara dönüşürler. Toplumların en son aldıkları şekil kültürel ulus biçimidir. Gökalp, buna ‘harsi millet’ demekte ve bir ulusun ‘harsi millet’ olabilmesi için mutlaka din, ahlak, hukuk, güzel sanatlar, dil, iktisat, bilim-teknik gibi konulardan oluşmuş bir gelenekler, ulusal bilinç ve bunların temsilcisi olan büyük adamların var olması gerektiğini belirtir.

Gökalp, klan deyimini semiyye deyimiyle dile getirmekte ve şöyle tanımlamaktadır: “semiyye dini bir karabetle birbirine merbut yüzlerce hatta binlerce fertlerden mürekkep ailevi bir zümredir. Semiyyeyi teşhis eden alamet fertlerin müşterek ceddi itibar olunan muhayyel, yahut hakiki bir mevcudun namıyla tesmiye olunmasıdır. Müşterek ced aynı zamanda semiyyenin rabb-i has’ı itibar olunur. ”(Hançerlioğlu, Orhan, Toplumbilim Sözlüğü).

“Gökalp ilkel kavimleri dörde ayırır:

1) Tehallüf etmemiş semmiyeli kavimler: Avustralya kavimleri.

2) Tehallüf etmiş semmiyeli kavimler: Kuzey Amerika’daki Hintliler (Kızılderililer)

3) Aşiri kavimler: Afrika’daki Dahomey’ler.

4) Tereddiye uğramış iptidai (ilkel) kavimler: Seylan adasındaki Vedda’lar” ( Kongar, Emre, Türk Toplum Bilimcileri).

Gökalp, kavim deyimini toplum anlamında kullanıyor. O, kavmi toplumbilim konusuna almakla budun bilimi ile toplumbilimi birleştirmiş olmaktadır.

Bir toplum ahlaki dayanışma yolu ile sağlanan insanlar grubudur. Dayanışma iki çeşittir. İlki, inançlar ve duygular benzerliğini kapsayan dayanışma biçimidir ki, Gökalp buna mekanik dayanışma diyor. İkincisi, toplumsal işbölümünün ürünü olan organik dayanışmadır. O’na göre, mekanik dayanışma, inançlar ve duygulardaki benzerliğin ; organik dayanışma ise ustalık ve yeteneklerdeki benzerliğin sonucudur. Mekanik dayanışma fertleri bir toplum canlısının hücreleri; diğeri de uzmanlaşmış organları şeklinde açıklar. İlkel toplumlarda sadece mekanik dayanışma hakimdir. Çünkü, toplum işbölümü, cinsiyet ve yaş farklılaşmasından ibarettir. Toplumsal işbölümü ya hiç yoktur veya henüz başlangıç halindedir.

Milletler (uluslar) iki dayanışma (tesanüt-solidarity) türüne sahiptirler. Milletler, organik toplumlar olarak ifade edilirler. Parçalık niteliği taşıyan toplumlarda fertler sadece hücredirler. Oysa organik toplumlarda fertler uzmanlaşmış, görevleri olan organlardır. Parçalı toplumlarda, fert ile toplum arasında sağlanan bir ilişki vardır. O’na göre, organik toplumlarda fert, topluma hem dolaylı hem de dolaysız olarak bağlıdır. Organik toplumda, mekanik bir dayanışma da görülebilir. Bu durum Gökalp’i Durkheim’den ayıran en önemli noktadır.

Durkheim’de olduğu gibi, Gökalp’de de toplumların evrimi mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya doğrudur. O, organik dayanışmanın gerçekleştiği toplumları millet olarak kabul ederken yeryüzündeki bütün toplumların bilimsel sınıflandırılmasını da yine bu ölçüye göre değerlendirmektedir.

Gökalp, ilkel toplumları: Klan ( farklılaşmamış cemaatlar)’dan millet ( farklılaşmış toplum)’e olmak üzere sınıflandırırken, kabile veya klanın kaybolması milli duyguların yükselmesini sağlamıştır, fikrindedir.

Gökalp göre toplumlar ulus olmak bakımından üç türe ayrılabilir:

Gökalp birinci ulus grubuna ‘imami milletler’ diyor. Bu grup uluslar Gökalp’a göre varlığını ve birliğini bir özle Tanrı imgesinden ya da ortak bir kamu dininde bulur. Bu toplumda dine dayalı bir kamu hukuku oluşmuştur. Gökalp’in birinci ulus grubuna koyduğu ‘imami milletler’ daha çok bize, doğunun eski çağlardaki hükümetleri ile Avrupa’nın ortaçağ hükümetlerini dile getirir niteliktedir. Gökalp’in belirttiği bu grup uluslarda din temeldir. Her şeye din açıklık getirir.


Gökalp’in belirlediği ikinci ulus tipi ‘Teşri (yasamasal) Milletler’dir. Bu ulus tipi imami milletlerden farklıdır. Artık özel mülkiyet ve bireysel özgürlükler her tarafa yayılmakta; hükümet dine değil, ulusal egemenliğe dayalıdır. Gökalp, bu tür uluslara ‘Karye esasına müstenid milletler’ denebileceğini söylüyor ve bunlara örnek olarak Fransa ve İtalya’yı gösteriyor. Yasamasal (teşri) uluslarda kentler belediye meclisleri aracılığıyla kendilerini yönetirler, kent uygarlığı ve özel mülkiyet köylere kadar yayılır. Gökalp’ın karve (commune) adını verdiği bu kentlerde dinsel kamuoyunun dışında siyasal bir kamuoyu da oluşmuştur.

Gökalp’a göre üçüncü ulus tipi ‘harsi (kültür, ekin) millet’tir. Ona göre bir toplumun kurumlarının daha önce birlikte yaşadığı başka toplumların kurumlarıyla ortak özellikler taşır. O’na göre yukarıda saydığımız bütün ulus tipleri, ortak özellikleri olan ulus tipleridir ve bu tiplerin birer ulusal ve bağımsız uygarlığı yoktur. Harsi milletlerin kurumları ortak özellik taşır, bunlar uygarlık toplumlarıdır. Gökalp’in deyimiyle ‘müesseseleri arasında iştirak bulunan bu gibi kavimlerin mecmuuna medeniyet zümresi denir’. Sonuç olarak şöyledir: ‘millet, imami cemiyetlerde kendini imamda, teşrii cemiyetlerde kendini kuvve-i teşriiyede mütecelli görüyordu. Harsi cemiyetlerde ise kendini harsının mümessilleri tarafından temsil edilmiş görür. Çünkü hars milli vicdanın muhtelif müesseseler suretinde tezahür etmiş müteayyin şeklinden ibarettir’. (Hançerlioğlu, Orhan, Toplumbilim Sözlüğü).

Ona göre, bir toplum diğer toplumlara kendi değerlerini (dil, din vs. ) benimsettiği, onları asimle ettiği zaman kendi ulusal uygarlığını, yani ‘hars’a adım atmış olur.

Gökalp ‘Harsi Millet’ deyimi ile, bir ideal toplum ve yapı oluşturma çabasındadır. Bu yapıda ‘heyet esasına müstenid milletler’ dediği bir kurumdan bahsediyor. Bu kurum toplumun kültürünü belirleyecektir. Burada bir faşistlik var gibi (kendi ırk ve kültürünü oluşturma). Ve ona göre diğer ulus tipleri, iptidai ulustan ‘harsi millet’ dediği ulusa doğru bir evrim geçirmiştir. Bunu da şu cümlelerinden anlıyoruz: ‘Mamafih bir kavim aşağıdaki nevilerden yukarıdaki nevilere geçerken eski müesseselerini tamamıyla kaybetmez. Her nevin esaslı bir teşkilatı hususi bir vazife deruhte ederek canlı bir surette baki kalır. Bu surette harsi bir millete, iptidai kavimlerin karabet teşkilatı ‘aile’ suretinde, imami milletin dini teşkilatı, ‘ümmet’ suretinde, teşrii milletin teşekkülü kavmin tekamül merhaleleri olan aile, ümmet, devlet teşkilatlarına ‘hars’ teşkilatının inzimam etmesi ile başlar’. (Kongar, Emre, Türk Toplum Bilimcileri ) .

Gökalp’a göre dördüncü grubu ‘istiklalini kaybetmiş milletler’ oluşturur. O bunlara ‘milletlerin dördüncü nevi millet haline geldikten sonra istiklalini kaybeden kavimlerdir’ diyor ve Lehlileri buna örnek veriyor.

Gökalp’a göre insan toplumlarının son aşaması ‘harsi millet’tir. Fakat henüz hiçbir toplum bu aşamaya ulaşamamıştır. Ancak ileri batı ülkeleri, ‘teşrii milletten’ ‘harsi millet’e geçiş aşamasındadır. Ona göre bir ulusun kültürel ulus olması için mutlaka din, ahlak, hukuk, güzel sanatlar, dil, iktisat, bilim-teknik konularında oluşmuş gelenekler, ulusal bilinç ve bunların temsilcisi olan büyük adamların varlığı gereklidir. Gökalp, yasama organı gibi bir organ önermektedir. Bu organ ulusun, başkentinde, her ‘hars’ alanında oluşturulacak uzmanlık kurullarının temsilcilerinden oluşacak yüksek bir organdır. O böylece kültürel ulus aşamasında toplumsal bilinci temsil edecek bir ‘uzman temsilciler kurulu’ önermektedir.

Bütün bu sosyolojik tanımlama ve açıklamaların tek bir nedeni vardır: Evrimci ve determinist bir anlayıştan yararlanarak, Türk toplumunun Doğu uygarlığından Batı uygarlığına, imparatorluktan ulusal devlet aşamasına geçmesini haklı gösterecek kanıtlar bulmak ; bu dönüşüme bilimsellik kazandırmak. Bu bağlamda, Gökalp, toplumların kavim, devlet ve imparatorluktan milli devlete doğru evrimleştiğini göstererek, millet aşamasının, toplumsal evrimde son halka olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, Türk toplumunun Doğu uygarlığından Batı uygarlığına, imparatorluktan ulusal devlet aşamasına geçmesi bilimsel bir gelişmedir.

Gökalp, Batı tipi ulusal, çağdaş bir milli devletten yanadır. O, yeni Türkiye’yi harekete geçirecek hamlenin inkılap ruhu olduğunu belirtir. Yeni Türkiye’nin hedefleri, kültür alanında Türkçülük, siyaset alanında halkçılıktır. Siyasi halkçılık, demokrasinin Türkçe karşılığıdır ve halkçılık-demokrasi en çağdaş, en mükemmel özellikleri olan hükümet tarzıdır.

Halkçılığın, yani demokrasinin yürümesi için her şeyden önce insanların birbirine eşit olabilmesi koşulunu getiren Gökalp, beyaz ırkın diğer ırklara ve erkeklerin kadınlara karşı üstünlüğünü savunan ırkçı görüşleri de şiddetle eleştirir. Çünkü, bütün toplumsal olaylar genetikle geçmezler ; tüm insanlar toplum dışı olarak dünyaya gelirler ve toplumsal karakterleri, içinde yaşadıkları toplumdan, o toplum normları çerçevesinde alırlar.

Günümüzde Gökalp’i ırkçı diye suçlayanlar vardır. Gökalp’in ırkçı olmadığını şuradan da anlayabiliriz: O, tüm milletleri dost olarak görmekte ve iş birliğine girmelerini arzulamaktadır. Bu görüşleri ile daha sonraki bazı milliyetçilerden ayrılan Gökalp, milletler arasındaki ilmi, iktisadi, medeni dayanışma ve mübadelelerin bulunduğunu; milletlerin birbirine tabiaten düşman değil dost olduklarını belirterek, milletleri birbirine düşman yapanların tutucu papazlarla emperyalist ve kapitalistler olduğunu yazmasıdır. Bunlar ortadan çekilirse milletler birbirlerini kardeş gibi seveceklerdir. Eşitsizlikleri suni-yapay olarak değerlendiren Gökalp, insanlar arasındaki ilişkileri eşitlikçi bir tabana yerleştirmek istemektedir. Gökalp’a göre halkçılığın en önemli görevi bu yapay eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Hiç kimse dünyaya esir veya serf olarak gelmemiştir. Yapay eşitsizlikleri ortadan kaldıracak olan halkçılık, tabii eşitsizlikleri de eğitimle azaltabilir.

Gökalp’in millet tanımında ırk ve ırkçılığa yer yoktur. Buna göre millet öncelikle; a)Coğrafi bir zümre değildir. b)Millet, ırk ve kavim demek değildir. Çünkü, milletler tarihsel süreçte karışmışlar ve saf ırk, saf kavim diye bir şey kalmamıştır. Saf ırk ve kavim aramak saçmadır. c)Millet, bir imparatorluk içinde yaşayanların toplamı değildir. d)Millet, bir adamın keyfine ve çıkarlarına tabii olarak mensup saydığı herhangi bir cemiyet değildir. Millet, coğrafi, ırkı, siyasi, iradi kuvvetlere üstünlük gösteren; terbiyede, kültürde, yani duygularda iştiraktır. Millet dilce ortak olan, yani terbiye almış fertlerden meydana gelmiş bulunan kültürel bir zümredir. Gökalp’in devlet ve millet üzerine ürettiği görüşler imparatorluktan cumhuriyete, çok uluslu yapıdan tek uluslu yapıya geçişin habercisidir.

Gökalp’in Türk toplumbilimine en büyük katkılarından biri; “uygarlık”- “kültür” ayrımını ve tartışmasını getirmiş olmasıdır. O, medeniyet (uygarlık) ve Hars (kültür)kavramları arasındaki ayrımı şöyle belirtiyor: “Bir medeniyet, müteaddit milletlerin müşterek malıdır. Çünkü her medeniyeti sahipleri olan müteaddit milletler, müşterek bir hayat yaşayarak vücuda getirmişlerdir. Bu sebeple, her medeniyet, mutlaka beynelmileldir. Fakat bir medeniyetin, her millete aldığı hususi şekilleri vardır ki, bunlara ‘hars’ adı verilir. ” (Kongar, Emre, Türk Toplum Bilimcileri).

“Gökalp, medeniyet ile hars’ın farklarını on maddede toplar:

1) Medeniyet beynelmilel olduğu halde, hars millidir.

2) Medeniyet bir milletten başka bir millete geçebilir, fakat hars geçemez.

3) Bir millet, medeniyetini değiştirebilir; fakat hars’ını değiştiremez.

4) Medeniyet, usul ve akıl vasıtalarıyla yapılır; Hars, ilham ve hads vasıtalarıyla yapılır.

5) Medeniyet, iktisadi, dini, hukuki, ahlaki ilh. Fikirlerin mecmuudur.

6) Hars, dini, ahlaki, bedii duyguların mecmuudur.

7) Türkler’de, bir cemiyetin içtimai bünyesi birden bire yükselebilir. Bir kavmin içtimai bünyesi, az zamanda, Aşiret bünyesinden il bünyesine, küçük il’den orta il’e, orta il’den büyük il’e, büyük il’den de en büyük il’e kadar çıkabilir.

8) Bir kavmin siyasi bünyesin de, Tudunluk’tan Yabguluk’a, Yabguluk’tan Hakanlık’a, Hakanlık’tan İlhanlık’a yükselebilir.

9) Medeniyetini değiştiren bir millette, hars da değişirdi.

10) İktisadi silsile-i meratibi de birer, birer geçerdi. ” (Kongar, Emre, Türk Toplum Bilimcileri).

Gökalp’in bu açıklamalarından, onun evrimci yanını belirgin bir biçimde görmekteyiz. O, toplumların toplumsal yapılarını ‘aşiret’ten ‘büyük il’ e dek, belli bir hiyerarşi içinde sıralıyor. Aynı sıralamayı siyasal bakımdan da ‘Tudunluk’ tan ‘ilhanlık’a dek yapıyor.

Kültür ve uygarlık kuramının, Gökalp tarafından Türk tarihine uygulanış biçimi gerçekte basittir. Türk tarihinde bir Osmanlı dönemi yaşanmıştır. Ancak bu dönemi önemsememiz de gerekmemektedir. Osmanlı katıldığımız çeşitli uygarlıklardan birisidir. Osmanlı, geçmiş dönemin en önde gelen uygarlığıdır. İleri olması nedeniyle Türkler bu uygarlığa katılmışlardır. Fakat bu dönem artık geride kalmıştır. Bu nedenle Osmanlı uygarlığına katıldıkları gibi aynı nedenle ayrılacaklardır. Uygarlık uluslararasıdır. Uygarlık ürünleri bir toplumdan diğer topluma geçebildikleri gibi, toplumlar da herhangi bir sakınca ve sorunla karşılaşmadan bir uygarlık alanından diğer uygarlık alanına geçebileceklerdir. Böylece Osmanlı sorununa bir karşılık bulunduğu gibi batılılaşma girişimlerimize de kuramsal bir temel getirecektir.

Tönnies’e göre kültür, gelenek, din ve sanatı; medeniyet ise hukuk ve bilimi yansıtır. Bunun gibi nasıl toplumlar cemaatların gelişmesinden doğmuşlarsa, kültür de medeniyeti yaratmıştır. Bu görüş Gökalp’in kültür ve medeniyet anlayışını yansıtır.

Gökalp’de ulusların karşılaştırmalı tarihi bize gösteriyor ki, ilkin uygarlık kaynağını hars (kültür) da buluyor. Bu bakımdan, her toplumun (kavim) ilkin yalnız kültürü vardı. Kültürün yükselmesiyle de medeniyet doğar. Çünkü, medeniyet, toplumlar arasındaki ortaklaşa kurumların tümüdür. bir başka deyimle medeniyet kültürün sonucudur. Modern antropolojiye göre, kültür medeniyeti kapsar.

Bir toplum, Gökalp’e göre kültür alanında ilerledikçe medeniyeti de yükselir. Medeniyetin hızla yükselmesi kültürü bozar. Her kavmin yalnız kültürü vardır. Bir kavim, kültürce yükseldikçe siyasetçe de yükselerek kuvvetli bir devlet vücuda getirir. Diğer taraftan da kültürün yükselmesinden medeniyet de doğmaya başlar. Medeniyet, ilkin milli kültürden doğduğu halde, diğer ülkelerin medeniyetinden de bir çok kurumlar alır. Fakat bir toplumun medeniyetinde fazla bir gelişimin hızla ortaya çıkışı zararlıdır.

Gökalp’e göre kültürü kuvvetli, fakat medeniyeti zayıf bir milletle; kültürü bozulmuş, fakat medeniyeti yüksek olan diğer bir millet siyasi mücadeleye girince, kültürü kuvvetli olan millet daima galip gelmiştir. Örneğin; eski Mısırlılar, medeniyette yükselince kültürleri bozulmaya başladı. O zaman yeni doğan Fars devleti ise medeniyette henüz geri olmakla beraber, kuvvetli ve kültüre de sahipti. Bundan dolayı, Farslılar, Mısırlıları mağlup ettiler. Birkaç yüzyıl sonra, İran‘da da medeniyet yükseldi . Bunun sonucu olarak da kültür zayıflamaya başladı. Bu defa da başlangıçta henüz kültürleri bozulmamış olan Yunanlılara mağlup oldular.

Gökalp’de kültür, bağımsızlığını sürdürmesi için medeniyeti temsil etmekle yükümlüdür. Eğer bir kültür, çevresindeki medeniyeti temsile çalışmazsa, çevredeki medeniyet o kültürü bozar, yok eder. Bu suretle O’nun kültürel sikloit (devirsel) teorisi iki noktada özetlenebilir:

1) İlkin, medeniyet kaynağını kültürde buluyor. Yani toplumlarda kültür başlamadan medeniyet doğmamaktadır.

2) Medeniyet yükselince kültür de bozuluyor. Bozuk kültürlü milletler de medeniyetsiz toplumlara yenilmektedirler.

Gökalp’e göre kültür, medeniyete üstün gelir. Çünkü medeniyetsiz kültüre sahip olan millet sağlamdır. Buna karşılık, kültürsüz medeniyete sahip bulunan bir millet de hastadır. O halde, bir milletin sağlam olabilmesi için hem kültürünün hem de medeniyetinin dengeleştirilmesi gerekir.

Heyd’e göre ; Gökalp’in kültüre yaratıcılık yeteneği, sadelik ve güzellik gibi beğenilmeye layık ve cezbedici nitelikleri atfetmesini ve medeniyete bunun karşıtı sıfatları kullanması onun, kalp ile akıl arasındaki iç mücadelesinin bilimsel olmayan yansımasıdır.

Gökalp, uygarlıkla kültürü aynı şey sayan kimi toplumbilimcilere karşı bu ikisini birbirinden ayırmaktadır. O’na göre, uygarlık uluslararası ve özdeksel, kültür ise ulusal ve tinsel bir güçtür.

Birçok düşünür uygarlığın, toplumların çöküşünün sebebi olduğu fikrini benimsemişlerdir. Toplumlar, güzel sanatlar, zevk ve duygularında inceldikleri zaman, duygusal hayatları kaba olan toplumlar tarafından yenilgiye uğratıldıkları bilinen gerçeklerdir.

Gökalp’de medeniyetin doğuşu kültürün sebebi, kültürün çöküşü de medeniyetin sonucu olmasına rağmen, bu toplumlar için bir fatalizm (kadercilik) değildir. Çünkü, bir noktada kültür ile medeniyetin uzlaştırılması toplumu bu alın yazısı çöküşten kurtarması mümkündür. Kültürün büyümesi bir toplumdaki (millet) değer duygularının eğitim yolu ile gerçekleşmesine bağlıdır. Çocuk, dünyaya gözünü açtığı andan itibaren sosyalizasyon süreciyle, içinde yaşadığı toplumun kültürünü kazanır.

Gökalp’de ulusal bilinç çok önemlidir. Durkheim’deki toplumsal bilinç ve toplumsal vicdan kavramları, O’da, ulusal bilinç niteliğine bürünmüştür. O’na göre ulusal bilinç kavramı, insan toplumlarının evriminde önemli bir aşamayı belirler. Kurtuluş Savaşı’nda düşmanların içimize girememesi O’na göre, bizde ulusal bilincin gerçekleştiğidir. Diğer taraftan, örneğin; Arabistan’da ulusal bilinç gelişmemiş ve onları cemia (toplum) toplumu olarak görmektedir. Çünkü İngiliz ve Fransızlar aralarında Arabistan’ı paylaşmışlardı.

Gökalp, bütün sistemini, ulusal bilincin yaratılmasına adamış, bunun için de “mefkure” dediği “ideal” ya da “ülkü” kavramının geliştirilmesi için çalışmıştır. O’na göre, “mefkure” bireyleri, bir toplum bilinci içinde birleştiren bir güçtür. Mefkure, insanı çıkarcılıktan kurtaran, özveriye yönelten bir etkendir. Bu noktada Gökalp, mefkureyi Türk tarihinin kökeninde aramaktadır. O’na göre, toplumsal değerler, insanlara ve eşyalara, ancak belli ideolojiler (inanç sistemleri) yoluyla verilebilir. O, toplumsal yaşamın bazı alanlarında, doğrudan doğruya teknoloji ithalatının gerekliliğini savunurken, bazı alanlarda da ulusal kültürün geliştirilmesinden yana olur.

Turancılıktan yola çıkan Gökalp’in Durkheim’in toplumsal bilinç kavramını ulusal bilince dönüştürme süreci, ulusun kurtuluşunu burada görmesinden ve toplumsal bilincin önemini kavrayarak uygulanabilir bir çizgiye gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Gökalp’in temel ideolojisi Turacılık değil, ulusalcılıktır. Ancak bu ulusalcılığa sahip çıkacak ve bunun bilincine varan kitlesel destekleyiciler bulamadığından bu bilinci seçkinci bir anlayış çerçevesinde aydınlardan beklemiştir.

Gökalp, bir ülkede “harsi millet”in kuruluşu için gereken ilerlemelerin ancak ekonomik öğeye bağlı olduğunu söyler. “İktisadi hayatın yükselmesi, yalnız mütehassısların yükselmesi için lazım değildir. Diğer içtimai faaliyetlerin yaşaması da her birinin zengin bir bütçeye malik olmasına bağlıdır. Bir memlekette iktisadi hayat yüksek değilse ne ilim, ne sanat ne felsefe, hatta ne ahlak ve din yüksek tecellilerini göstermez” (Kongar, Emre, Türk Toplum Bilimcileri).

O’na göre, Türkleri bir camia haline getirecek ve Türk kültürünün oluşması gelmektedir. Milli iktisadı meydana getirmek için öncelikle gerçek gözlemler yaparak mülk ve milletin teknik üretim tarzını, hukuki yöntemlerini ve bunlar arasındaki ahengi araştırmak, onları bir sistem haline getirmek ve ondan diğer sistemlerle karşılaştırmalar yaparak sonuçlar çıkarmaktan ibarettir.

Milli iktisadın kurulması için öncelikle bir milli iktisat bakanlığı oluşturulmalıdır. Gümrük tarifeleri ile demiryolları tarifesinin düzenlenmesi ve liman işlerin idaresi de adı geçen bakanlığa verilmelidir. Devletin iktisadi görevi yalnız bir bakanlıkta toplanmalıdır ki, memleketimizdeki iktisadi faaliyetlerde birlik ve dayanışma meydana gelebilsin. Milli iktisat konusunda, Alman milli iktisat sistemini ve Fransız solidarizminden beslenen Gökalp. Ekonomik kalkınma ve büyük sanayinin kurulması, anlayışı bakımından devletçidir. O, ulusal bir devlet kapitalizminin siyasal çerçevesini çizerken, sömürgeciliğe karşı olduğunu da belirtmektedir. Ulusal burjuvazinin yaratılmasının hedefleyen Gökalp, devletin ekonomiye hem işletmeci ve hem de sermayedar olarak katılmasını isteyerek, karma ekonomi modelinden yana olduğunu belirtmektedir.

Gökalp’e göre halk kültüre, aydın (güzide, seçkin, elit) medeniyete sahiptir. Bunlar ;yüksek öğrenim, ilim ve eğitim görmüş olmakla halktan ayrılırlar. Çünkü, yetiştikleri okullar milli değildir. Bundan dolayı aydının halka ve sorunlara yabancılaşması problemi ortaya çıkıyor . Gökalp’in bu yabancılaşma sürecini çözümlemesi için ileri sürdüğü görüş kültür-medeniyet dengeleştirilmesine dayanmaktadır. Böylece halk ile aydın arasında ayrılma yerine, birleşme ve mozaikleşme ortaya çıkacaktır.

Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri, Gözlem, An

a. Gözlem

İnsanlar arasındaki sosyal ilişki ve olguları yerinde izlemek ve incelemektir. İki türlü gözlem vardır:

– Doğal Gözlem: Araştırılan konunun kendi doğal ortamında ve araştırmacının müdahalesi olmaksızın incelenmesidir.
Uyarı: Doğal gözlemde, araştırmacının toplumsal olayların karmaşıklığından dolayı tam ve net bilgi elde etmesi mümkün olmayabilir.

– Katılımlı Gözlem: Araştırmacının araştırdığı gruba dahil olarak olayları daha yakından izlemesidir.
Uyarı: Katılımlı gözlemde araştırmacının doğrudan grubun içerisinde olması objektifliğini bozabilmektedir. Bu durumda nesnel bir değerlendirme mümkün olmayabilir.


b. Anket

Belirli bir konuda kişilerin ve toplumların eğilimlerini ve düşüncelerini öğrenmek için, uzmanlarca hazırlanmış soruların kişiler tarafından verilmiş yanıtlarının yorumlanmasıdır. Bilgisine ulaşılmak istenen toplumdaki kişi sayısının fazla olması, ekonomik ve zamansal sorunlar doğuracağından anketler, toplumun genelini yansıtacağı düşünülen belli bir “örneklem” grubu üzerinde yapılır.

c. Monografi

Özel bir toplumsal olayı incelemek için aynı türden gruplar üzerinde yapılan yoğunlaştırılmış ve derinlemesine incelemelerdir. Örneğin: Aile, köy ve mahalle monografileri gibi.

d. İstatistik

Diğer tekniklerle elde edilen sayısal verilerin daha kolay yorumlanmasını sağlamak için bilgilerin tablolarda gösterilmesidir.

e. Sosyometri

Bir gruptaki kişilerin aralarındaki tüm ilişkilerini çözümlemeye çalışan ve bu amaçla uzaklık-yakınlık, grup-alt grup ilişkisini ölçen bir çalışma biçimidir.



ÖRNEK :

“Toplumsal ilerleme” kavramı, ilerleme sözcüğünden dolayı, “daha iyiye gidişâ€ anlamını içermektedir. Bu yüzden toplumsal değişme, “toplumsal ilerleme” olarak adlandırılmamalıdır.
Bu yargı, Durkheim’in sosyolojik araştırmalarla ilgili hangi ilkesine uygun düşmektedir?

A) Toplumsal bir olayın nedeni, yine bir toplumsal olayda aranmalıdır.
B) Bir toplumsal olayın normal olup olmadığını anlamak için genel olup olmadığına bakılmalıdır.
C) Toplumsal olaylar incelenirken bu olayların değişmeyen yönleri üzerinde durulmalıdır.
D) Her türlü toplumsal olayın kökeni demografik olaylarda aranmalıdır.
E) Toplumsal olaylar değer yargılarından sıyrılarak incelenmelidir.

(1992/ÖYS)


Çözüm :
Bilimsel araştırmalarda temel amaç, konu edilen varlığın elde edilen bilgisini olduğu gibi vermektir. Bu açıdan bilimi mahkemeye delil sunan dedektiflere benzetebiliriz. Bilim bilgiyi sunarken, bu bilginin nasıl yorumlanacağı konusuna karışmaz. Çünkü, bilim adamının bilgiyi yorumladığı durumlarda, bir süre sonra “bilgi elde etme” amacından uzaklaştığı gözlenmiştir. Bu nedenle yoruma dayalı ifadeler bilime ters düşmektedir
“Daha iyiye gidişâ€ ifadesi, içerisinde “iyi-kötü” yorumunu barındırmaktadır. seçeneklerde, bilim adamının nesnel tavrı ile ilgili kural, “değer yargılarından sıyrılarak inceleme” ifadesiyle “D” seçeneğinde görülmektedir. Diğer seçeneklerde zaten sosyolojinin kuralı durumundaki bilgiler verilse de “nesnellik” özelliğine dair bilgi bulunmamaktadır.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

ÖRNEK :

Kentteki insan davranışları üzerinde araştırma yapan bir sosyoloğun, tüm bireylere ulaşıp onlarla konuşması mümkün değildir. Bu nedenle, araştırma kapsamına giren bireylerin tümü üzerinde değil, bunlardan belli bir yöntemle seçilen bir kısmı üzerinde inceleme yapılır.
Bu parçada, araştırma ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır?

A) Genellemelere varma
B) Verileri analiz etme
C) Varsayım (hipotez) oluşturma
D) Örneklem alma
E) Problemi tanımlama

(1994/ÖYS)

Çözüm :
Toplumla ilgilenen sosyolojinin önündeki en ciddi engel, maliyet ve zaman sorunlarından dolayı toplumdaki tüm bireylerle görüşme yapamamasıdır. Bu sorunu aşabilmek için sosyoloji anket tekniği içerisinde bir kolaylık geliştirmiştir. Buna göre toplumsal yapının benzeri özelliklerini taşıyan insanlardan yine toplumda bu özelliklere rastlanan oranlarda kişi sayısıyla örnek bir grup oluşturulur. Böylelikle, oluşan grup toplumun bir minyatürü şeklinde olacaktır. Sosyolojik araştırmalar bu “Örneklem” grubu üzerinde yapılarak tüm toplum için geçerli olacak sonuçlar projeksiyon tekniğiyle elde edilir.
“A” seçeneği projeksiyon tekniğindeki genellemeleri ifade etmektedir. Oysa, paragrafın vurgusu öncelikle “Örneklem grubuna” dairdir.
Bu nedenle yanıt: D’ dir.



ÖRNEK :

Atatürk, Anadolu insanının bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün olduğunu, vatan sevgisini her şeyin üstünde tuttuğunu ve ülke yönetiminde karar verici güç olması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak ve onlara sorumluluk vererek, onların Kurtuluş Savaşına katılmalarını sağlamıştır.
Buna göre Atatürk, Anadolu insanının savaşa katılmasını aşağıdakilerden hangisini gerçekleştirerek sağlamıştır?

A) Toplumun sorunlarını kendi sorunları gibi ele alarak
B) Bireylerin davranış, tutum ve değerlerini etkileyerek
C) Toplumdaki ortak sorunlara çözüm arayarak
D) Engin bilgi ve deneyimlerini bireylere aktararak
E) Toplumdaki tepkileri dikkatle izleyerek

(1995/ÖYS)

Çözüm :
Toplum içerisinde karşılaştığımız tüm ilişki biçimleri ve yapılar, insanların arasında gelişen yaklaşma ve uzaklaşmaların sonucudur. Bundan dolayı Atatürk, bunun bilincinde olarak, Anadolu halkının Kurtuluş Savaşına katılımını, halkın değer yargılarına müdahale ederek sağlamıştır.
Bu dönemde halk, tıpkı şuurunu yitirmiş bir hasta insan gibi tepki verme yetisini gösteremez durumdadır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde direnişler gösterilse de ortak bir hareket için, ortak bir bilinç gereklidir. Toplumun bir arada olmasının en önemli sebebi ortak değer yargısıdır. Atatürk de bu amaçla öncelikle halk içerisinde ortak değer yargısını yaratmayı amaçlamıştır.
Bu nedenle yanıt: B’ dir

Lise 3. sınıf Sosyoloji Dersi 1. Dönem Yazılı soruları

Lise 3. sınıf Sosyoloji Dersi 1. Dönem 1. Yazılı soruları
1)Sosyoloji nedir? Neyi konu alır?
2)Sosyolojinin ulaşmak istediği genel amaçları nelerdir?
3)Sosyolojinin özellikleri nedir?
4)Bir sosyoloğun toplumdaki görevi nedir?
5)Toplumsal olaya bir örnek vererek açıklayınız.
6)Klanların özellikleri nedir?
7)Tarım toplulukları nelerdir?
8) Sosyolojinin bilim olduğunun göstergeleri nelerdir?
9)Sosyolojik araştırmalarda veri toplama yöntemleri nelerdir?
10)Toplumsal bir ilişkide olması gereken 3 özelliği belirtiniz.

Lise 3. sınıf Sosyoloji Dersi 1. Dönem 2. Yazılı soruları
1)Toplumsal statü nedir? Bir örnek veriniz.
2)Kazanılmış statülere kendinizden örnekler veriniz.
3)Toplumsal değer ve toplumsal norm ilişkisini açıklayınız.
4)Toplumsal sapmaya toplumdan bir örnek vererek açıklayınız.
5)Toplumsal grupların işlevleri nelerdir?
6)Toplumsal grup çeşitlerinden katılış biçimine göre gruplar kaça ayrılır özellikleri nelerdir?
7)Türkiyedeki köy toplumsal grubun sorunları nelerdir?
8)Kentleşme nedir? Kentleşmenin nedenleri nelerdir?
9)Dikey hareketlilik nedir? Örnek veriniz.
10) Milleti oluşturan unsurlar nelerdir?

Lise 3 Sosyoloji Dersleri Konu Anlatımı ve Ders Notları (11. sın

Lise 3- Sosyoloji Dersleri


TOPLUMSAL GRUP VE ÖZELLİKLERİ

İnsanlar yapıları gereği, yaşamlarını başka insanlarla birlikte grup içerisinde sürdürürler.
Toplumsal grupların oluşumunda etkili olan etmenler şunlardır;
1-Bireyin doğayla ilişkisinde başka bireylere ihtiyaç duyması
2-Bireyin öteki insanlarla bir arada olmaktan sağladığı doyum

Toplumsal grup, birbirleriyle yeterli sayılabilecek bir süre etkileşimde bulunan, ortak değerleri paylaşan, ortak amaçlarını gerçekleştirmek için belli kurallara göre karşılıklı ilişkide bulunan insanların oluşturduğu topluluktur.


Toplumsal gruplar, fizyolojik ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması için kurulur.Örneğin; aile, dernek v.b. Her toplumsal grubun kendine özgü bir amacı vardır ve grubu oluşturan üyeler bu amacın bilincinde olarak davranırlar.Grup üyelerinin her birinin diğer üyelere göre bir statüsü ve buna bağlı rolleri vardır. Ortak bir çıkar ve düşünce çerçevesinde oluşmuş gruplar, amaçlarına ulaşınca dağılırlar. Toplumsal gruplar bu özellikleri ile diğer insan topluluklarından (toplumsal yığın ve toplumsal kategoriden) ayrılırlar.Bu da, toplumsal grubun oluşabilmesi için bireyler arasında fiziksel yakınlık ve ortak özelliklerin olmasının yeterli olmadığını göstermektedir.
Toplumsal Grupların Özellikleri:
1-Toplumsal grup, hem üyelerince hem de dışarıdaki kişilerce tanınabilir.
2-Her grubun kendine özgü bir toplumsal yapısı vardır. Her üyenin bir statüsü ve grupta toplumsal tabakalaşma vardır.
3-Gruptaki her üye kendi toplumsal rolünü yerine getirerek, grubun varlığını sürdürmesine katkıda bulunur.
4-Grubun sürekliliği için karşılıklı ilişki ve etkileşim önem taşır.
5-Her grup, üyelerini yönlendiren yazılı veya yazısız normlara sahiptir.
6-Grup üyeleri belirli ortak ilgi ve değerleri paylaşır.
7-Her grubun yöneldiği hedefler vardır ve bu hedefler grubun ortaya çıkış sebebini belirtir.
8-Her grubun bir sürekliliği vardır.
Toplumsal Grupların İşlevleri:
1-Birey katıldığı grubun davranış örnekleri ve olaylara bakış tarzını benimseyerek toplumsallaşmakta ve kişiliğini geliştirmektedir.
2-Toplumsal grup değer yargıları ve tutumların değişmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu etki karşılıklıdır. Bireydeki tutum değişimi grup normlarına uygun ise grubun işlevi pekiştirici, grup normu ile çelişiyorsa engelleyici olmaktadır.
3-Toplumsal grup bireyin yeme, barınma, sağlık, eğlenme gibi ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
4-Toplumsal grup birey için bir güvence oluşturmaktadır.
Toplumsal Gruplarda Toplumsal İlişkilerin Rolü:
Toplumsal gruplar toplum dediğimiz geniş ilişkiler düzeni içinde özel yerleri olan oluşumlardır. Ancak bu ilişkiler, üyeleri yönlendiren bir takım normlara sahip olduklarından kargaşa oluşturmazlar.
Toplumsal Gruplarda Statü ve Rol İlişkileri:
Her toplumsal grupta kurallar, statüler ve roller vardır.Yazılı veya yazısız olan kurallar bireylerin yetki ve sorumluluklarını belirler.
Statüler, üyelerin grup hiyerarşisindeki konumunu ve farklılıklarını belirtir.
Roller, üyelerin sahip oldukları statü gereği kendisinden beklenen davranış kalıplarıdır. Eğer birey beklenen role uygun davranmazsa gruptan ayrılmak zorunda kalabilir.
Toplumsal Grubun Yapısı
Bir insan topluluğunun toplumsal grup sayılabilmesi için gerekli yapısal özellikler şunlardır:

Birden fazla kişinin bir araya gelmesi
Bu kişilerin ortak amaçlara yönelmesi
Amaçları gerçekleştirmeye elverişli bir toplumsal yapı oluşturmaları
Benzer gruplardan ayrı ve benzer oldukları duygusunu taşımaları...

Toplumsal gruplar toplumun yapısına göre farklılık gösterirler.Örneğin tarım toplumları ile sanayi toplumları arasında bu açıdan büyük farklılıklar vardır.Bir toplumsal grubu, büyük ölçüde içinde bulunduğu toplumsal yapı biçimlendirir. Örneğin otokraside kurallar, değer yargıları ve normlar hükümdarın isteği doğrultusunda uygulanır. Demokraside ise yetkililerce uygulamaya konulan yasa, tüzük ve yönetmelikler toplumsal beklentilerle uygunluk halinde bulunduğundan, grup üyelerinin rollerini yerine getirmeleri daha kolay olmaktadır.


TOPLUMSAL GRUP ÇEŞİTLERİ
Toplumsal gruplar, özellikle çağdaş toplumlarda karmaşık ve çeşitlidir.Bu nedenle farklı yönlerden sınıflandırılabilir.

1-Grubun süresine göre;
Geçici toplumsal gruplar
· Belirli bir iş yapmak ya da bir etkinlikte bulunmak için kısa süreli olarak bir araya gelen bireylerden oluşur,
· İş yada etkinlik bitince dağılır.
Örneğin; kamp kuran izciler
Sürekli toplumsal gruplar; grubun süresinin, grup üyelerinin ömründen daha uzun olduğu gruplardır. Örneğin; Köy

2-Grup üyelerinin sayısına göre;
Küçük toplumsal gruplar,
· Üye sayıları sınırlıdır
· Üyeleri yüz yüze ilişki içindedir.
Örnek: Çekirdek aile
Büyük toplumsal gruplar,
· Üye sayıları çok fazladır
· Üyeler arasındaki ilişki sınırlı ve resmidir
· Yüz yüze ilişkiler ikinci plandadır.
Örnek: Kent
3-Bireyin gruba katılışına göre;
Bireyin isteği dışında katıldığı gruplar;
· 1-Birey kendi isteği ile değil doğal yoldan gruba katılmıştır.
Örneğin; yeni doğmuş bir bebeğin aileye katılması
· Birey bu şekilde katıldığı toplumsal grup üyeliğinden ayrılamaz (Hısımlık, Türk’lük gibi)
Bireyin isteği ile katıldığı gruplar;
· Birey kendi isteği ile katılmıştır. (kazanılmış üyelik de denir.)
Örnek, Bir derneğe üye olmak
· Birey bu şekilde oluşan üyelikten ayrılabilir.
Örneğin; köy toplumsal grup üyeliğinden kent toplumsal grup üyeliğine geçilebilir.
4-Grubun kuruluş biçimine göre;
Resmi olan toplumsal gruplar:
· Yetkili organlarca oluşturulmuş, yasa, tüzük ve yönetmeliklere göre yönetilen, yetki ve sorumluluğu belli gruplardır.
Örneğin okul müdürlüğünde çalışanlar
Resmi olmayan toplumsal gruplar;
· Genellikle küçük toplumsal gruplardır.
· Farklı nedenlerle oluşurlar.
Örneğin arkadaş grupları.
5-Toplumsal ilişki tipine göre;(Amerikalı Sosyolog Charles Horton Cooley’ye göre)
Birincil toplumsal gruplar;
· Aile arkadaşlık, komşuluk ve köy gibi gruplardır.
· Bu gruplarda bireyler birbirlerini yakından tanırlar.
· İlişkileri yüz yüze, duygusal temele dayanır ve resmiyetten uzaktır. Bu nedenle bu gruplara resmi olmayan gruplar da denebilir.
· Bireyler arası ilişkileri töre, din, gelenek ve görenekler yönlendirir.
· Bu gruplarda toplumsal kontrol güçlü ve etkilidir.
İkincil toplumsal gruplar;
· Üyeler birbirlerini yakından tanımazlar.
· Bireyler arası ilişkiler resmi ve mesafelidir.

İlişkilere çıkar duygusu egemendir.
Üyeler arası hak ve yükümlülükleri yasalar, tüzükler, yönetmelikler, genelgeler, sözleşmeler belirler.
Dernekler, sendikalar v.b.


BİRİNCİL VE İKİNCİL TOPLUMSAL GRUPLARIN KARŞILAŞTIRILMASI
BİRİNCİL TOPLUMSAL GRUPLAR:İKİNCİLTOPLUMSAL GRUPLAR:GRUP ETKİNLİKLERİ
Grup üyeleri geniş bir alanda birçok etkinlik içinde yer alır
Grup üyeleri dar bir alanda az sayıda, farklı, karmaşık etkinlikler içinde yer alır.


GRUP HİYERARŞİSİ Grupta hiyerarşi yoktur. Açık şekilde tanımlanmış bir hiyerarşi vardır


GRUBA KABUL EDİLMEGenellikle kişisel etkilenme yoluyla gerçekleşir.Seçici davranılır. Açık şekilde tanımlanmış görevleri gerçekleştirebilecek yetenekte olabilme koşulu aranır.


GRUP ÜYELERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN NİTELİĞİ
Birincil ilişkiler egemendir.
Üyeler birbirlerini tanır. (kişisel, gayrı resmi, yüz yüze, uzun süreli ilişkilerdir.)

İkincil ilişkiler egemendir.
Üyeler birbirlerini tanımaz.
(resmi, mesafeli, değişken süreli, genellikle kısa süreli ilişkilerdir.)


GRUP İÇİNDE HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİN BELİRLENİŞİ
Töre, din, gelenek, görenek yoluyla belirlenir.
Yasa, tüzük, yönetmelik, genelge, sözleşme yoluyla belirlenir.


ÖRNEK GRUPLAR
Aile, arkadaşlık, komşuluk, köy v.b.
Dernekler, resmi ve özel çeşitli kuruluşlar, sendikalar, siyasi partiler v.b.


6-Toplumsal dayanışmanın türüne göre: (Alman Sosyolog Ferdinand Tönnies’e göre):
Cemaat: Irk, etnik köken ve kültür bakımından farklılaşmamış kişilerden oluşan “biz” duygusunun hakim olduğu insan topluluğudur. Bu topluluk klan gibi küçük, köy gibi daha büyük bir toplumsal grup olabilir.Cemaatin özellikleri:
· Ortak yaşamı paylaşacak olan bireylerin topluluğa yoğun duygusal bağlarla bağlanmış olması
· Topluluğun üyelerini sıkı bir denetim ve gözetim altında bulundurmasıdır. Aşiretler, akraba grupları
Not: Kimi sosyologlar bu görüşe karşı çıkarak cemaati, belirli bir bölgeye yerleşmiş ve ortak amaçların gerçekleşmesinde ortak araçları kullanmak yoluyla karşılıklı ilişkilerde bulunan bir toplumsal grup olarak tanımlarlar.Onlara göre cemaat bir toplum değil toplumun sadece örgütlenmiş bir dilimidir.
Cemiyet; toplumsal, ekonomik, kültürel, mesleki yönden yeterince farklılaşmış topluluktur. Çıkarla ilgili, akılcı ilişkilerin, yazılı kuralların egemen olduğu bireylerin “ben” duygusuyla davrandıkları, toplumsal değişmeye açık bir örgütlenme biçimidir.Örneğin; kentler, ticaret işletmeleri gibi

TOPLUMSAL TABAKALAŞMA


Toplumsal tabaka: Toplumsal özellikleri (makam, servet, güç, yaşam biçimi) bakımından birbirlerine yakın olan (birbirine benzeyen) insanların oluşturduğu bütünlüğe denir.
Toplumsal Tabakalaşma: Toplumu oluşturan bireylerin yaşama biçimleri, eğitim düzeyi ve gelirlerine göre hiyerarşik (aşamalı) olarak üst üste gelen sınıflar halinde sıralanması (farklılaşması)dır.
Gelişmiş ülkelerde en yaygın tabakalaşma biçimi toplumsal sınıf ayrılıklarıdır.
Sosyolojide, nüfusun toplumsal anlamda birbirini izleyen tabakalar halinde farklılaşması olgusu piramitle gösterilir. Buna toplumsal tabakalaşma piramidi denir.

Toplumsal sınıflar, toplumsal tabakalaşmanın başka bir biçimidir. Kast düzeni gibi kapalı olmayıp açık gruplardır. Alt toplumsal sınıftan olan kişi üst toplumsal sınıfa geçebilir.
Toplumsal sınıf, gelir düzeyi, yaşam biçimi, eğitim, saygınlık gibi özellikler bakımından birbirine benzeyen ve bunun bilincinde olan insanların oluşturduğu bir kategoridir. Tabaka içerisinde bir çok sınıf vardır. Toplumsal sınıfları birbirinden ayıran temel kriterler şunlardır; gelir farkı, yaşam biçimindeki farklar, sınıf bilinci
Sınıf bilinci, bireyin kendi sınıfından olanlara benzer olduğunu, başka sınıftan olanlardan farklı olduğunu kavramasıdır. Ekonomik tabakalaşmada toplumsal sınıflar, dini ve kültürel tabakalaşmada ise kast sistemi görülür.

Tarihi gelişim süreci içerisinde karşılaşılan tabaka biçimleri:

1-Kapalı toplumsal tabakalaşma:
Toplumsal tabaka ve sınıflar arası geçişin yasalar, gelenekler ve dini kurallarla yasaklandığı sistemdir. Bu toplumlar kapalı toplumlardır. Birey hangi sınıf ve tabakada doğmuşsa yaşamını o tabaka ve sınıfta sürdürmek zorundadır.Örneğin; Hindistan’da görülen kast sistemive 19. yüzyıla kadar görülen kölelik sistemi gibi.
Kast düzeninin en katı örneğinin görüldüğü Hindistan’da dört büyük kast vardır:
1-Din adamları (Brahmanlar)
2-Askerler (Kshatriyalar)
3-Toprak sahibi ve tüccarlar (Vaisyalar)
4-Zanaatçı ve işçiler (Surdalar)
Bu dört kastın dışında, hiçbir değeri ve hakları olmayan insanlar bulunmaktaydı. Bunlara parya (ayak takımı) denmekteydi.
Antik Yunan’da görülen kölelik düzeni de kapalı toplumsal tabakalaşmaya örnek gösterilebilir. Kölelik düzeni de kast düzeni gibi tabakadan tabakaya geçişin olmadığı bir tabakalaşmayı ifade eder.Bu sistemde büyük toprak sahipleri, atölyesi olanlar, tüccarlar üst tabakayı; kölelerde alt tabakayı oluşturmaktaydı. Orta tabakayı da kendi emekleri ile geçinen zanaatçı ve köylüler oluşturmaktaydı.

2-Yarı Kapalı Tabakalaşma:
Toplumsal tabaka ve sınıflar arası geçişin kısmen yasaklandığı sistemdir. Bu sistemde tabakalar arası geçişi yasalar değil gelenekler kısıtlar. Örneğin; Orta Çağ Avrupası’nda görülen feodal yapıdaki zümreler gösterilebilir.
Yarı kapalı tabakalaşmada hiçbir birey kendi kişisel başarısı ve yeteneğiyle yükselemez. Statü yükselmesi ancak bunu hukuken yapmaya yetkili olan otorite tarafından sağlanabilir. Orta Çağda Batı Avrupa’da yarı tabakalaşma düzeninde (ekonomik ölçütlere göre) görülen başlıca tabakalar şunlardır:
1-Kral ve soylular
2-Din adamları (rahipler)
3-Köylüler (marabalar)
4-Mesleki birlikler (loncalar)
Örneğin; lonca üyesi olmayan bir kimse o meslekte çalışamazdı. Lonca dışı bir kişinin kent içinde ticaret yapması imkansızdı.
13.Y.Y. Osmanlı Devleti’nde görülen Ahilik de yarı kapalı tabakalaşmaya örnek gösterilebilir. Örneğin; bir zanaat dalında çalışmak isteyen o zanaatın Ahi birliğine katılmak zorundaydı.

3-Açık Sınıf Tabakalaşması:
Toplumsal tabaka ve sınıflar arası geçişin serbest olduğu sistemdir. Açık sınıf tabakalaşmasının en belirgin örneği sanayileşmiş demokratik toplumlarda görülür. Bu toplumlarda ayrıcalıklı bazı kişilerin değil, tüm halkın yönetimine katılması sağlanır. Sistem bireye çok sayıda özgürlük; yasalar önünde eşitlik ve eğitimde fırsat eşitliği tanır.
Bireyler istek, çaba ve yetenekleri oranında sınıf ve tabaka değiştirebilirler.
Açık sınıf tabakalaşmasında alt, orta ve üst olmak üzere üç tabaka vardır. Bir toplumsal tabakanın üyeleri, aynı tabakadan olduklarının bilincine vardıklarında ve kendilerini diğer tabakalardan ayırt ettiklerinde toplumsal sınıf sayılır. İşçi sınıfı, işveren sınıfı v.b.

Toplumsal Hareketlilik ve Türleri

Bireylerin ya da grupların, toplumsal yapı içinde fiziksel mekan ya da toplumsal konumları (tabaka, sınıf ve statü) açısından yer değiştirmelerine toplumsal hareketlilik denir. İki türlü toplumsal hareketlilik vardır:

1-Dikey Hareketlilik:
Bireyin saygınlık sırlaması (hiyerarşik düzen) bakımından bir toplumsal tabakadan diğerine yükselmesi ya da düşmesidir. Dikey hareketlilikte tabaka değiştirme olayı, çıkış ya da iniş şeklinde olabilir.Örneğin: Bir lise müdürünün genel müdürlüğe yükselmesi, bir tüccarın iflas ederek işportacılığa başlaması birer dikey hareketliliktir.

2-Yatay Hareketlilik:
Bireylerin ekonomik şartlarında ve yaşam biçimlerinde fazla bir değişiklik olmaksızın fiziksel mekan veya meslek değiştirmelerine denir. En çok meslek değiştirmeler ve iç-dış göçler şeklinde görülür. Örneğin; Bir manavın bakkallık yapmaya başlaması, köyden kente göç etmek gibi.

Son Yazılarım

    <%RecentEntry%>

Yabanci Dil
Web Stats

Sitede hangi konular bulunmaktadir ve genel içerigi nedir ? Ingilizce Ögrenmek ve ingilizcesini gelistirmek isteyenlere ingilizce ve Türkçe Konu anlatimli ingilizce Dil bilgisi ,Dersler ve Gramer Yapilari Hakkinda Bilgiler, Temel Konular ile ilgili Örnek cümleler ve anlamlari, Ögrenim metotlari, Cümle yapilari, Yardimci Fiiller, ingilizce Zamanlar, Edatlar, Sýfat ve Zarflar, En çok kullanýlan ingilizce kelimeler, Fiil listeleri, Soru Kelimeleri, Örnek ve Alistirmalar, Çesitli Konularda Temel Kelime Listeleri ve ingilizce karsiliklari, ingilizce sarký sözleri ve videolari, ingilizce siir ve Hikayeler, Ödev hazirlamak isteyen ilkögretim ve lise ögrencilerine ilkögretim ve lise dersleri, konu anlatimlari, özetler, ders içerikleri ve ders notlari, çesitli testler ve etkinlik cevaplari, Açikögretim ders konulari Anadolu liseleri ve Üniversite taban Puanlari, Lise kayit islemleri, Egitim ve ögrenimle ilgili bilgiler, sinav sonuçlari tüm ögrencilere yararli bilgiler basit ve kolay anlasilir biçimde tamamen ücretsiz olarak sunulmaktadir. Free English Lesson, English Grammar and vocabulary, English Tenses and Example Sentences, English Stories, English Music and Lyrics

  • Eylül 2009 arsivi, Eylül ayinda sitede yayinlanan yazilarin listesi
  • 2009 Ekim Ayi sitede yayinlanan tüm yazilar, ekim 2009 arsivi
  • 11. sinif türk edebiyati dersi 1. dönem yazili cevaplari, lise 3 yazilisi 1. dönem edebiyat dersi
  • 10. sinif dil ve anlatim 1. dönem 1. yazili sinavi sorulari, lise 2 dil ve anlatim dersi yazili sorulari, 1. dönem dil ve anlatim yazili sorulari
  • 10. sinif türk edebiyati 1. dönem 1. yazili sorulari ve cevap anahtari, lise 2 edebiyat yazili sorulari ve cevaplari
  • 9. sinif dil ve anlatim yazili sorulari ve cevaplari, lise 1 dil ve anlatim dersi 1. dönem 1. yazili sinavi sorulari ve cevaplari
  • 9. SINIF TÜRK EDEBIYATI DERSI 1. DÖNEM 1.YAZILI YOKLAMA SORULARI, lise 1 edebiyat yazili sorulari
  • 11. sinif fizik konu anlatimi, Roketlerin Yapisi, Tarihçesi ve Çalisma Prensipleri, roketlerin temeli, Momentumun Korunumu formülü, çözümlü sorular, roketlerle ilgili fizik formülleri, Belirli Itici Kuvvet, Sabit Ivmeli Roket, Roket Verimliligi
  • 10. sinif fizik konu anlatimi, Dogrusal ve Bagil Hareket, Yörünge nedir, konum nedir, konu ile ilgili çözümlü örnekler, egim, hiz, ivme nedir, Düzgün Dogrusal Hareket, Hiz – Zaman Grafigi, BAGIL HAREKET lise 2 fizik konulari
  • 11. sinif dil ve anlatim dersi konularinin anlatimi, Lise 3 dil ve anlatim dersi tüm konularin anlatimi ETINLERIN SINIFLANDIRILMASI, ÖGRETICI METINLER, SÖZLÜ ANLATIM, Röportaj, mülakat, görüsme, söylev nedir, mektup, günlük, ani, hatira, biyografi
  • 10. sinif dil ve anlatim kitabinin tüm konulari, özet konu anlatimlari, 1. 2. ve 3. üniteler, sunum, tartisma nedir, panel nedir, DIGER TARTISMA ÇESITLERI, münazara nedir, BILGI SÖLENI ( SEMPOZYUM), AÇIK OTURUM, forum, Ünitelerin özetleri
  • 12. sinif dil ve anlatim kitabi hikaye konusu, inceleme, tüm etkinliklerin cevaplari, lise 4 dil ve anlatim hikaye konusu tüm etkinliklerin cevaplari
  • 10. sinif dil ve anlatim kitabi, ANLATIMDA ANLATICININ TAVRI konusu anlatimi, hazirlik çalismalari, etkinlikleri, ÇAY: KUTSAL RITÜELLERIN, SOGUMUS ELLERIN IÇECEGI, KEYIF EHLI metni, konuyla ilgili tüm metinler, ANLAMA - YORUMLAMA, GARIP BIR HIKÂYE,
  • 11.Sinif Dil ve Anlatim kitabi -Gezi(Seyahatname)-Etkinlikler-Ölçme ve Degerlendirme cevaplari,hazirlik cevaplari, etkinlik cevaplari, gezi yazilari, Cevdet Kudret Örneklerle Edebiyat Bilgileri, Erzurum Sehri Ile Ilgili Gezi Yazilari
  • 10. sinif dil ve anlatim kitabi sayfa 35,36 Anlatimda Tema ve Konu Inceleme konusu cevaplari
  • Türk Halk Müzigi hakkinda bilgi, tanimi, Halk Müziginin Özellikleri, Türkülerin Özelikleri, Derleme Çalismalari, Baglama
  • Keman nedir? Müzik aletleri hakkinda bilgi, Keman hakkinda bilgi, Keman na sil yapilir, Kemanin ölçüleri ve notalari nedir, kemanin tarihi, Türk Musukisi'nde Kemanin Yeri, Ünlü türk kemancilar, keman terimleri nelerdir, Kemanin Özellikleri
  • Yeni blogcu hakkinda ilk izlenimlerim, getirilen kolayliklar ve yenilikler, eksik kalan yönler
  • Domuz gribinin gizli tarihi , domuz gribi ilk olarak ne zaman ortaya çikti, dünya da hangi tarihlerde büyük grip salginlari yasandi, hangi salgina hangi virüs türü yol açti, hangi salginda kaç kisi öldü, daha önce yasanan grip salginlari
  • Domuz gribi H1N1 tipi influenza (grip) virusu hakkinda bilgi, domuz gribinden ölüm orani nedir

  • YASAL UYARI : Bu sitede yer alan tüm yazilarin içerigi farkli sitelerden alinmistir. yazilarin içerigi ile ilgili "http://englishpage.blogcu.com" herhangi bir sorumluluk üstlenmemektedir. Siteden yazilari kaynak belirterek alabilirsiniz. (kaynak http://englishpage.blogcu.com/ sitesinden alinmistir) seklinde.